Ana içeriğe atla

Zaman Çizelgesi

Zaman Çizelgesi
Bugün memleketteki son günümde masanın üzerinde babamın yıpranmış cüzdanını gördüm. Yeğenimin hobi olarak saraciyye ile uğraşıp kendi eliyle yaptığı ve dedesine hediye ettiği küçücük bir deri cüzdan. Içini açtığımda hayatı yeniden sorgulattıran bir not buldum içinde. Her şey bu kadar aslında. Düz bir çizgideki rakamlardan ibaret tarih bilimi açısından. Ya bizim için?

Babam (1939 doğumlu) kendimi bildim bileli hemen her şeyi not almayı seven birisi. O nedenle her ziyaretimde kendisine ya bir not defteri ya da kalem hediye ediyorum daha çok not alsın diye... Doğduğu yıl İkinci Dünya Savaşı'nın başlangıcına denk geliyor. Savaşa fiili olarak girmeyen ama kendini ekonomik olarak dışa kapatan bir ülkenin köylerinde yoksulluğun en çok hissedildiği savaşın altı yılı sizin ilk çocukluğunuzu oluşturuyor. Defter alacak parası bile olmayan o nedenle ilk mehtebe ancak üç yıl gidebilen bir köy çocuğu babam. Ama sonrasında bizim eve her gün günlük iki gazete girdi... Eve zamanın Google ve Wikipedia sı olan ansiklopediler alındı (Bkz Halk Ansiklopedisi) Meydan Louresse’e paramız yetmedi muhtemelen 🙏. 

Babamın babası 1896 Bulgaristan doğumlu. 16 yaşında kendi isteği ile askere yazılıp 1912 yılında Balkan Harbine oradan da Birinci Cihan Harbine (babamın sözcükleri ile 😊) katılıp bugünkü Irak topraklarında yaralanıyor. O meşhur oyuna getirilen ve arkadan vurulan 2000 kişilik askerî birlikten sağ kalmayı başaran üç kişiden birisi. Inanılmaz bir yoksulluk içerisinde aylarca yürüyerek Kütahya civarında Sabuncupınar beldesine kadar ulaşıyor. O yüzyıllık yoksulluk ve keder öyküsü bir roman olacak kadar iç burkan anılarla dolu... Bugün çoğumuzun aklının alamayacağı kadar acı ve acıtıcı fakirlik hatıraları...  

Babam (hiç kredi kartı olmayan ve asla kağıt israf edemeyen birisi olarak) bulduğu bir mağaza kartvizitinin arkasına bir çizelge yapmış ve 15 TL parası ve yaşlılara verilen otobüs kartıyla beraber cüzdanına koymuş, başka bir şey de yok cüzdanında. Kendi hayat çizelgesini yazmış. Doğumu ve bu yıl arasında zaman dilimleri. Sıfırdan seksene onar yıllık dekatlar halinde. Son üç yıl sığmamış çizelgeye. Arada geçirdiği tüm ameliyatlar ve buna denk gelen yıllar ve yaşlar. İçim burularak baktım rakamlarla ifade edilen upuzun yıllara. 

Ömür dediğimiz şey buydu. İlkokulda duvar panosunda Dünya Tarihi Çağlar panosu vardı. İlk orta ve yakın çağ dönemlerini içeren. Ona bakıp yazılmayan ve yazılacak ne dönemler var diye düşünürdüm on yaş aklı ile... Babamın çizelgesi gibiydi mantık farklı değil...

Güzel ve mutmain bir ömür geçirmemiz dileğiyle, nice mutlu ve sağlıklı yıllara...

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kaybolan Nesil için Ağıt

Pazar Yazıları No: 062 Kaybolan Nesil için Ağıt ​"A Requiem for a Lost Generation" Uzun süredir yazı yazmaktan imtina ediyordum. Aslında her hafta konular hazırdı aklımda. Pek çok güzel konu ve şiirler uçuşuyordu zihnimde. Nedense hep son anda vaz geçip yazmadım haftalarca.  Hatta bir ara 'Eat, Pray and Love' romanında geçen bir cümle vardı Italyan hayat felsefesini yansıtan "dolce far niente" (the sweetness of doing nothing") yani özetle: Hayatın koşturmacasından uzaklaşıp çabasızca zaman geçirmenin keyfini sürme konusu aklımda idi. "Ignorance is bliss" tadında idi vaz geçtim... Hayalim ise: bir sahil kasabasında kumsala bakıp dalgaları izlemek veya bir parkta öylesine oturmak ve boş hayallere dalmak gibi amaçsız işler peşinde koşmaktı ve üstelik niyetim de bunu yeni aldığım Moka Pot'umda yaptığım filtre kahve eşliğinde yapmanın tadından bahsetmek idi internetten İngilizlerin 'picturesque' (tablo gibi) dedikleri Amalfi...

Aşk mı yoksa Limerans mı?

Aşk mı yoksa Limerans mı? Uzun süredir anlamaya ve tanımlamamaya çalıştığım bir kavram Aşk (baş harfi her daim büyük harfle!). Üzerine milyonlara sayfa yazı, yüzbinlerce şiir yazılmış, binlerce şarkı ve film yapılmış, pek çok insanı da psikolojik yıpranmaya sürüklemiṣ karmaşık bir duygu durumu.  Peki ne kadar gerçek aşk dediğimiz duygu? Bazen bir sanrı, belki de bir yanılsama mı? Bir geçici delilik veya sarhoşluk hali mi? Meczupluk mu aşk? Kendinden vaz geçmek mi? Yoksa kendi narında eriyip yok olmak ve küllerinden yeniden doğmak mı Aşk?  Bu konuların pîrî, üstat Alain de Botton şöyle diyor:  "We end up lonely because we have a wrong theory of love." Yani (yazının hepsini okuduğum için şerh düşerek) aşk hakkında zihnimizde toplumun dayattığı, idealize edilmiş, romantik ve mitleştirilmiş bir hayali beklenti oluştuğu için (kısaca özünde) yanlış bir aşk kuramı ile beklentiye sürüklendiğimiz için eninde sonunda yalnızlık ve hayal kırıklığı ile sonuçlanıyor ilişkil...

Masal

Masal ... Neden olsun isteriz, Masallardaki aşklar gerçek? Mutlu gülüşler sonsuz, Birliktelikler, sorunsuz? ... Niye çok isteriz hep? O da beni - benim kadar, Ve hatta benden de çok... Daha da çok sevsin diye? ... Nedir karşılıksız aşkları; Bu kadar değerli ve unutulmaz, Kavuşulan aşkları ise sıradan yapan? Nedir aşkı, maşuktan bile kopartan? ... Niye bekleriz hep, tutkuyla sevip de, Karşılık bulamadığımız aşklar; Önümüzde serpilip büyüsün diye, Bilerek ve beyhude bir çırpınış ile? ... Neden çok sevilen anlamaz, Sevildiğini ve değer verildiğini? Bu güzel masalın her harfinin Bizzat kendisi için; yazılıp, çizildiğini?  ... Neden küçümsenir ki sevenin sevgisi? Niye görülmez bülbüle yâr olan gül bahçesi? Niçin hep bir inat, hep bir tafra yüceltir, Ve daha değerli kılar, yarım bırakılan sevgiyi? ... Karşılık almadan sevebilmek, Ne kadar da ilahi ve yücedir, halbuki... Kim, neden heba eder ki aşığının sevgisini? Ve rehberi yapar boş yere kendi ümitsizliğini? ... Sen de biliy...