Ana içeriğe atla

Edep Ya Hu!

Edep Ya Hu!

Edep ya hu Arapça bir deyiş imiş. Özellikle Mevlevilikte yaygın olarak kullanılan bir dua denilmiş. Şu aralar pek çok yerde; duvarlarda, stickerlarda, araba arka camlarında, kitap ayraçlarında çokça görüyorum, çok bilindik kitsch haline gelmiş semazen figürü eşliğinde kaligrafik tarzda... 

Neredeyse hiç TV izlemiyorum. Elim gitmiyor haber izlemeye. Dün Bartın'da yaşanan maden kazası??? ile ilintili olarak bu sabah yakın bir arkadaşım bir TV görüntüsü paylaşmış benimle. Haber izleyemediğimi bildiği için olsa gerek... 

Suyun başındakilere yakın çok bilindik bir dezenfermasyoncu TV kanalı, yine aynı suyun kenarına çöreklenmiş bir maden işletmesinin sahipleri ile ilgili bir Çinli maden mühendisi ile röportaj yapıyor görüntülerde. Adını veremeyeceğim bir holdingin; madende çalışan işçilere karşı ne kadar adil ve kardeşçe davrandığını anlatıyorlar canlı yayında. Hepimiz kardeşiz türküsü...Midem kaldırmadı. İzleyemediğim pek. 

İster istemez "edep ya hu!" dedim. Edep. Biraz edep. Çok değil ama biraz edep. O edep denen şeyin çoğunu zaten kaldıramaz haris ve tamahkar bünyeniz sizin; birazı bile yeter size... 

"Edep ya hu" demek Allah'ım hepimize ahlak ver(sin) demek... Gazeteci Ahmet Hakan tabiriyle ifade etmek gerekirse "eski mahalledekilerin" çok iyi bildiğini bildiğim bir ifade bu. Edep. Yani ahlak demek. Yani hırsızlık yapmamak, kimsenin hakkını çalmamak demek. Bunlar zannederim edep sınırları içinde. 

Turistik amaçlı müzevari ziyaretler dışında hiç bir sufi ortamda bulun(a)madım henüz.  Ama insanın arınma arayışını takdir ediyorum hep. Dünyevî ve eyyamcı zihniyeti terk eyleyip, huşu ve vecd ile cezbe içinde edep hırkasını zırh gibi kuşanmak müthiş bir çaba. Ama öyleymiş gibi görünerek hak ihlali ve gasp ve adam kandırmak gayrı hukukî. Hakk a isyan... 

İnsan kandırmak ta bir tür gasp ve hırsızlık türü olarak kabul edilmeli, teorik olarak bir tür akla ipotek koymak ve yalan bilgi vermek. Domuz eti yemek kadar günah. Yeni sansür yasası kapsamı içinde düşünüldüğünde argo tabirle"taammüden adam silkelemek" bu. Hepimiz kardeşiz ama bazıları daha kardeş galiba. Kendimi Napoleon karşısındaki Snowball gibi hissettim bir an. George Orwell'ın ellerinden öpüyorum...

#bartın 

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kaybolan Nesil için Ağıt

Pazar Yazıları No: 062 Kaybolan Nesil için Ağıt ​"A Requiem for a Lost Generation" Uzun süredir yazı yazmaktan imtina ediyordum. Aslında her hafta konular hazırdı aklımda. Pek çok güzel konu ve şiirler uçuşuyordu zihnimde. Nedense hep son anda vaz geçip yazmadım haftalarca.  Hatta bir ara 'Eat, Pray and Love' romanında geçen bir cümle vardı Italyan hayat felsefesini yansıtan "dolce far niente" (the sweetness of doing nothing") yani özetle: Hayatın koşturmacasından uzaklaşıp çabasızca zaman geçirmenin keyfini sürme konusu aklımda idi. "Ignorance is bliss" tadında idi vaz geçtim... Hayalim ise: bir sahil kasabasında kumsala bakıp dalgaları izlemek veya bir parkta öylesine oturmak ve boş hayallere dalmak gibi amaçsız işler peşinde koşmaktı ve üstelik niyetim de bunu yeni aldığım Moka Pot'umda yaptığım filtre kahve eşliğinde yapmanın tadından bahsetmek idi internetten İngilizlerin 'picturesque' (tablo gibi) dedikleri Amalfi...

Aşk mı yoksa Limerans mı?

Aşk mı yoksa Limerans mı? Uzun süredir anlamaya ve tanımlamamaya çalıştığım bir kavram Aşk (baş harfi her daim büyük harfle!). Üzerine milyonlara sayfa yazı, yüzbinlerce şiir yazılmış, binlerce şarkı ve film yapılmış, pek çok insanı da psikolojik yıpranmaya sürüklemiṣ karmaşık bir duygu durumu.  Peki ne kadar gerçek aşk dediğimiz duygu? Bazen bir sanrı, belki de bir yanılsama mı? Bir geçici delilik veya sarhoşluk hali mi? Meczupluk mu aşk? Kendinden vaz geçmek mi? Yoksa kendi narında eriyip yok olmak ve küllerinden yeniden doğmak mı Aşk?  Bu konuların pîrî, üstat Alain de Botton şöyle diyor:  "We end up lonely because we have a wrong theory of love." Yani (yazının hepsini okuduğum için şerh düşerek) aşk hakkında zihnimizde toplumun dayattığı, idealize edilmiş, romantik ve mitleştirilmiş bir hayali beklenti oluştuğu için (kısaca özünde) yanlış bir aşk kuramı ile beklentiye sürüklendiğimiz için eninde sonunda yalnızlık ve hayal kırıklığı ile sonuçlanıyor ilişkil...

Masal

Masal ... Neden olsun isteriz, Masallardaki aşklar gerçek? Mutlu gülüşler sonsuz, Birliktelikler, sorunsuz? ... Niye çok isteriz hep? O da beni - benim kadar, Ve hatta benden de çok... Daha da çok sevsin diye? ... Nedir karşılıksız aşkları; Bu kadar değerli ve unutulmaz, Kavuşulan aşkları ise sıradan yapan? Nedir aşkı, maşuktan bile kopartan? ... Niye bekleriz hep, tutkuyla sevip de, Karşılık bulamadığımız aşklar; Önümüzde serpilip büyüsün diye, Bilerek ve beyhude bir çırpınış ile? ... Neden çok sevilen anlamaz, Sevildiğini ve değer verildiğini? Bu güzel masalın her harfinin Bizzat kendisi için; yazılıp, çizildiğini?  ... Neden küçümsenir ki sevenin sevgisi? Niye görülmez bülbüle yâr olan gül bahçesi? Niçin hep bir inat, hep bir tafra yüceltir, Ve daha değerli kılar, yarım bırakılan sevgiyi? ... Karşılık almadan sevebilmek, Ne kadar da ilahi ve yücedir, halbuki... Kim, neden heba eder ki aşığının sevgisini? Ve rehberi yapar boş yere kendi ümitsizliğini? ... Sen de biliy...