Ana içeriğe atla

Rumî'den Sözler

Rumî'den Seçtiğim Sözler
İtiraf: Bir dönem içinde bulunduğum arkadaş grubunun, okuduğum okul ortamının ve geleneksel din anlayışına siyasal bakışın etkisiyle olsa gerek, sufi ve tasavvufi gelenekten gelen her fikir ve düşünceye karşı inanılmaz katı ve tekfir edici bir tutum içinde idi(k). Bireysel düzlemde, öze dönüş ve kendini arayış çabalarını alay ederek küçümsedi(k). 

Ne de olsa daha 17 yaşında; üç beş siyasi ve toplumsal içerikli kitap okuyunca doğruyu bulmuş ve yeryüzünde devrim yapmaya hazır bir ruh ile yücelmiştim; tüm sıradan insanları, basit gailelerini ve vasat düşüncelerini yeryüzünde bırakarak hodbinleşmiştim. 

Okuduğumuz kitapların verdiği itici güçle topyekûn savaş açmıştık sıradan gelenekçi tüm inançlara. Bireyi tanımadan ve kendini dâhi bilmeden toplumları ve yeryüzünü değiştirmeye ant içmiştik. Her şey çok güzel olacaktı. Güzeldi o ruh hali. Yeldeğirmenlerinin hepsini darmadağın edecektik. Keşke önce içimizdeki devlerden - kendimizden ve tamahla nüfuz etmiş nefsimiz ve gönlümüzden başlasaydık ve kendimiz ile başbaşa kalıp muhasebe yapsaydık, olmadı. 

Arada insanlar paylaşdıkça görüyorum ki bazı düşünürler aslında ne kadar büyük birer mum ışığı imiş nispi karanlıktaki bizlere. Gönül, aşk, sabır, sevgi ve yaşama dair çok şey söylemiş bu insanlar ve her bir söz binbir imbikten geçip damıtılmış ve damlaya dönüşmüş ve de bilgelik güzergahında birer kandil ışığı olmuş. Aşağıdaki cümleler - her şeyden evvel - insan olmaya dair Rumî'den seçtiğim bir kaç söz: 

Dün zekiydim, dünyayı değiştirmek isterdim. Ama bugün akıllıyım, kendimi değiştiriyorum.

Her şey neye layıksa ona dönüşür.

Aradığın seni arayandır.

Bazı insanlar bize armağandır, bazıları ise ders.

İnsanın kanatları çabasıdır.

Gönül, han değil dergâhtır...

Dıştaki kibir, içteki fakirliğin eseridir.

Kalp denizdir, dil de kıyı. Deniz de ne varsa kıyıya o vurur.

Bulanlar ancak arayanlardır. 

Yarın yaparım deme! Bugün de dünün yarınıydı. Ne yapabildin?

Kimde bir güzellik varsa bilsin ki ödünçtür.

Aşk; sandığın kadar değil, yandığın kadardır...

Küsmek ve darılmak için bahaneler aramak yerine, sevmek ve sevilmek için çareler arayın.

İşte böyle...

#nevfelbaytar 

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kaybolan Nesil için Ağıt

Pazar Yazıları No: 062 Kaybolan Nesil için Ağıt ​"A Requiem for a Lost Generation" Uzun süredir yazı yazmaktan imtina ediyordum. Aslında her hafta konular hazırdı aklımda. Pek çok güzel konu ve şiirler uçuşuyordu zihnimde. Nedense hep son anda vaz geçip yazmadım haftalarca.  Hatta bir ara 'Eat, Pray and Love' romanında geçen bir cümle vardı Italyan hayat felsefesini yansıtan "dolce far niente" (the sweetness of doing nothing") yani özetle: Hayatın koşturmacasından uzaklaşıp çabasızca zaman geçirmenin keyfini sürme konusu aklımda idi. "Ignorance is bliss" tadında idi vaz geçtim... Hayalim ise: bir sahil kasabasında kumsala bakıp dalgaları izlemek veya bir parkta öylesine oturmak ve boş hayallere dalmak gibi amaçsız işler peşinde koşmaktı ve üstelik niyetim de bunu yeni aldığım Moka Pot'umda yaptığım filtre kahve eşliğinde yapmanın tadından bahsetmek idi internetten İngilizlerin 'picturesque' (tablo gibi) dedikleri Amalfi...

Aşk mı yoksa Limerans mı?

Aşk mı yoksa Limerans mı? Uzun süredir anlamaya ve tanımlamamaya çalıştığım bir kavram Aşk (baş harfi her daim büyük harfle!). Üzerine milyonlara sayfa yazı, yüzbinlerce şiir yazılmış, binlerce şarkı ve film yapılmış, pek çok insanı da psikolojik yıpranmaya sürüklemiṣ karmaşık bir duygu durumu.  Peki ne kadar gerçek aşk dediğimiz duygu? Bazen bir sanrı, belki de bir yanılsama mı? Bir geçici delilik veya sarhoşluk hali mi? Meczupluk mu aşk? Kendinden vaz geçmek mi? Yoksa kendi narında eriyip yok olmak ve küllerinden yeniden doğmak mı Aşk?  Bu konuların pîrî, üstat Alain de Botton şöyle diyor:  "We end up lonely because we have a wrong theory of love." Yani (yazının hepsini okuduğum için şerh düşerek) aşk hakkında zihnimizde toplumun dayattığı, idealize edilmiş, romantik ve mitleştirilmiş bir hayali beklenti oluştuğu için (kısaca özünde) yanlış bir aşk kuramı ile beklentiye sürüklendiğimiz için eninde sonunda yalnızlık ve hayal kırıklığı ile sonuçlanıyor ilişkil...

Masal

Masal ... Neden olsun isteriz, Masallardaki aşklar gerçek? Mutlu gülüşler sonsuz, Birliktelikler, sorunsuz? ... Niye çok isteriz hep? O da beni - benim kadar, Ve hatta benden de çok... Daha da çok sevsin diye? ... Nedir karşılıksız aşkları; Bu kadar değerli ve unutulmaz, Kavuşulan aşkları ise sıradan yapan? Nedir aşkı, maşuktan bile kopartan? ... Niye bekleriz hep, tutkuyla sevip de, Karşılık bulamadığımız aşklar; Önümüzde serpilip büyüsün diye, Bilerek ve beyhude bir çırpınış ile? ... Neden çok sevilen anlamaz, Sevildiğini ve değer verildiğini? Bu güzel masalın her harfinin Bizzat kendisi için; yazılıp, çizildiğini?  ... Neden küçümsenir ki sevenin sevgisi? Niye görülmez bülbüle yâr olan gül bahçesi? Niçin hep bir inat, hep bir tafra yüceltir, Ve daha değerli kılar, yarım bırakılan sevgiyi? ... Karşılık almadan sevebilmek, Ne kadar da ilahi ve yücedir, halbuki... Kim, neden heba eder ki aşığının sevgisini? Ve rehberi yapar boş yere kendi ümitsizliğini? ... Sen de biliy...