Ana içeriğe atla

Overthinking

Overthinking
Bugün öğleden sonraki üst-düzey İngilizce grubumda (upper-intermediate B2 level) okuma metni tartışma ve nedenleri üzerineydi. Adet olduğu üzere bir ön-okuma sohbeti oldu derse ısındırma ve kelimeleri yakalamak için. Bir öğrencim kendisinin aşırı-düşünme sıkıntısından muzdarip olduğunu söyleyince, kendi bakış açımdan bir öz-eleştiri yapmam gerektiğini düşümdüm. Ne kadar yoruyoruz kendimizi? Neden akışa bırakmıyoruz bazı şeyleri? Bunlara cevap bulmak için aşırı düşünmeye karar verdim :). Beyin fırtınası; brainstorming benimkisi aslında...   

Günümüz sosyal medyasında; ilişki gurularının, motivasyon satan influencerların, bar psikologlarının, aforizmacı ve intihalci fikir kalemşörlerinin şu aralar diline pelesenk ettiği moda tabirlerden birisi "overthinking". İngilizce söyleyince daha havalı olduğu ve size kendimi sanki olduğumdan daha da bilgiliymişim gibi gösterdiği için "aşırı-düşünme" yazmadım. İngiliççe olunca belki ciddiye alınırım deyu...

Google bilgesine danışınca, ilk sırada karşıma çıkan tanımlamayı kes-yapıştır yaparak sunuyorum size (intihalin dibini görelim diye!); "overthinking" yani aşırı düşünme hastalığı, kişinin geçmiş yaşantına ya da geleceğine dair sık sık ve gereğinden fazla düşünmesi olarak tanımlanmış. Düşüncelerin sık sık tekrar etmesi yüzünden “Düşünme gevişi” deniliyormuş. 

Kelimeyi her kim Türkçeye kazandırdı ise (buna dilbilimde 'coinage' deniyor), çok güzel yakalamış 'aşırı düşünme' nosyonunu. Hayvancılıkta ruminasyon olarak geçen geviş getirme daha çok çift toynaklı hayvanlara özgü bir sindirim süreci; ancak psikolojide ağzının içinde döndürüp durmak yerine, beyninin içinde fikirleri evirip çevirip tekrar tekrar düşünmeye deniyor. Soyut bir süreç, ama zihinsel olarak yıpratıcı. Çözümü ise tam tersi; boşvermişlik, salıverme, takmama, sallamama, umursamama gibi argoyla soslanmış tabirler olabilir. 

john Parkin'in F**k it serisiyle popüler olan bir hayat felsefesi overthinking'den muzdarip olan bireylere bir tür çözüm önerdi uzun yıllar. "Salla gitsin veya boşver, takma" felsefesi biraz rahatlattı insanları. Bu yaşam felsefesinin izlerini Anadolu bilgeliğinde bizim insanımızın tevekkül ile karıştırdığı teslimiyetçi, ön-kabülcü zihniyette görmek mümkün. Stoacı görüş bile bununla hemhal edilebilir. 

Dünyevi sıkıntılar, çatışmalar, mali problemler, ilişki çıkmazları, terk edilme, aldatılma, tavır ve tutumlara karşı bizim takınamadığımız tavır ve benzeri pek çok durum düşünme gevişini arttırıyor. Bu tip problemler, dertler, tasalar her dem var olacak; aksi zaten mümkün değil; ancak mesele problemin varlığı ve muhteviyatından öte; bizim o probleme olan bakış açımızda düğümleniyor. Sadece problemin (beyhude biçimde geçmiş ya da gelecekte olası hallerini düşünüp durmak yerine) kökenini ve nüvesini belirleyip, tespit edip, çözümledikten sonra,  düşünmek ve bunu sürekli çevirmek yerine; bir üst analitik aşamaya geçip, olduğumuz yerden sıyrılıp, sorunun üstüne çıkıp, çözüm odaklı bir hedefe yönelmek her açıdan daha sağlıklı. Havanda su dövmek suyu daha lezzetli yapmıyor maalesef, sadece yoruyor ve yıpratıyor. 

Ben de pek çok birey gibi muzdaribim bu düşünce gevişi denen illetten. Konunun sorun değil soruna karşı bakış açım olduğunu fark ettiğim anda özgürleşmeye başladığımı gördüm. Bir şey çözümsüz ise, üstüne gitememek gerekir. Çözülebileek bir sorun olduğuna inanıyorsanız; aşamalı, sonuç ve mutluluk odaklı, tedrici (basamaklı) ve çizgisel ilerlemek gerekiyor; sorunun her bir küçük aşamasını geride bırakıp, geri dönmeden. 

Döngüsellik, sonsuz bir boş devinime yol açıyor; bir tür fasit daire içine girmek. Hayatı çizgisel olarak kodlarsak galiba, aşırı-düşünme illetinden kurtulmak çok da zor değil. Geçmiş adından da anlaşıldığı üzere üzerinden geçilip, çiğnenmiş bir zaman dilimi, beynimizin içinde döndürüp durduğumuz bir amaçsızlık ve sonuçsuzluk olmamalı.  Neticede hayat kısa. Hep kısaydı ve kısa olmaya devam edecek... 

Bu blogdaki popüler yayınlar

"Aile" Kavramı Üzerine

"Aile" Kavramı Üzerine Yıllar yıllar önce Bilkent Üniversitesi Edebiyat Fakültesine bağlı olarak, (Faculty of Humanities and Letters), bölüm öğrencilerine "Eleştirel Okuma ve Etkili Sunum" dersleri vermekteydim.  Öğrencilere bir konuyu inceler ve irdelerken, "Socratic Questioning" (ard arda sorular sorarak konunun farklı yönlerini derinleşme denebilir bu kavrama...) denen yöntem ile onları verilen konuyu algılamaya ve farklı cihetlerden ve perspektiflerden konunun "olası farklı yönlerine" bakmaya ve "farklılıkların farkında olmalarını kavratmaya" çalışıyorduk kendi çapımızda.  Bu ders daha sonraki akademik, mesleki ve yöneticilik hayatımda çok ama çok işime yaradı. Yazı yazarken de faydasını gördüm. Özetle öğrendiğim şey basitçe şu oldu: "Her konunun farklı yüzleri ve boyutları olabilir; tek bir cihetten konuya bakmak sığlıktır; zira hayat böyle akmaz, empati de yapmak gerekir..." Ülkenin durumunun farkındasınız. C...

Kaybolan Nesil için Ağıt

Pazar Yazıları No: 062 Kaybolan Nesil için Ağıt ​"A Requiem for a Lost Generation" Uzun süredir yazı yazmaktan imtina ediyordum. Aslında her hafta konular hazırdı aklımda. Pek çok güzel konu ve şiirler uçuşuyordu zihnimde. Nedense hep son anda vaz geçip yazmadım haftalarca.  Hatta bir ara 'Eat, Pray and Love' romanında geçen bir cümle vardı Italyan hayat felsefesini yansıtan "dolce far niente" (the sweetness of doing nothing") yani özetle: Hayatın koşturmacasından uzaklaşıp çabasızca zaman geçirmenin keyfini sürme konusu aklımda idi. "Ignorance is bliss" tadında idi vaz geçtim... Hayalim ise: bir sahil kasabasında kumsala bakıp dalgaları izlemek veya bir parkta öylesine oturmak ve boş hayallere dalmak gibi amaçsız işler peşinde koşmaktı ve üstelik niyetim de bunu yeni aldığım Moka Pot'umda yaptığım filtre kahve eşliğinde yapmanın tadından bahsetmek idi internetten İngilizlerin 'picturesque' (tablo gibi) dedikleri Amalfi...

Kalbin Anahtarı

Kalbin Anahtarı  Kilitledim kalbimi Tek anahtarı elimde... Açıldım bir tekneyle  Dalgalı engin denizlere... İlerledim pupa yelken Köpüklü dalgalar peşimde;  Bir koy aradım önce  Yakamozlar eşliğinde  Durdum bir adanın Kuytuluk gölgesinde. Tan vaktiydi zaman: Hayat yeni güne gebe...   Ustarmaçada çırpıntı sesleri  Minik balıklar sabah gezmesinde... Çapayı bıraktım derine; sakince. Kaloma mesafesince gitti en dibe... Sustu zincir şakırtıları  Ellerim küpeştede  Kemereye dokundum Sıcacıktı anahtar elimde... Son kez baktım  Kalbimin kilidine Ve fırlattım anahtarını Alabildiğince ötelere... Süzüldü havada önce... Suda halkalar oluştu  Peş peşe ve sonra Kayboldu anahtar  Sonsuz mavilikte... Durdu zaman Duruldu mekan Hemhal oldu  Ezel ve ebed İşte o an... Süzülen bir martı kadar Özgürdü artık yüreğim  Yok bir bekleyenim; Ne de beklediğim.. Gönlüm dingin  Gönlüm müebbette  Huzur içindeyim Kalbim emin ell...