Ana içeriğe atla

Kayıtlar

öykü etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Gecenin Esrarı

Gecenin Esrarı  Yeni Öykü:  Tesadüf Öyküleri İkinci Kitap  15. Öykü Yorgunluktan bitap düştüğü halde, bir türlü uykusu gelmeyen adam sırtını dayadığı ikili koltuktan doğruldu, dirseklerinden güç alıp oturduğu yerden kalktı. Kızmıştı - hem kendine hem de geceye. Okkalı bir küfür savurdu içinden kendini uyutmayan karanlığa. -"Hesabımız var seninle, görülecek!" dedi... "Pişman olacaksın beni uyutmadığına! Öğrenecek herkes senin ne mal olduğunu!" Sanki bu gecenin umrundaydı.  Ne alıp veremediği vardı bu kara gecelerin kendisinden? Uzun zamandır doğru dürüst düzgünce uyuyamamıştı. Sürekli yatağında dönüp duruyor; uzun süredir ince pikenin altında kendisiyle paylaştığı yalnızlığını da küfürlerine dahil ediyordu... Siniri yatışmadı. Sıcak bir duş iyi gelirdi belki gergin sinirlerini gevşetmeye.  Soyundu, üstündekileri yatağın üstüne fırlattı. Birazdan dönecekti nasıl olsa onları almak için  Sonra banyoya gitti... Soldaki sıcak su batarya başlığını sonu...

Bir Bardak Soğuk Su

Birinci Kitap  Tesadüf Öyküleri  Beşinci Öykü Bir Bardak Soğuk Su  Nam-ı değer, “Ahmet Ağa” her zamanki gibi, geniş kerestehanesinin ana yola bakan köşesinde ufak bir alana sıkıştırılmış kulübevari bürosunda oldukça yorucu geçen günün ardından o günkü hesapları düzenlemekle meşguldü. Ahmet Ağanın önünde eski, metalik gri-yeşil karışımı galvaniz, kenarları oluklu alüminyum şeritle çevrelenmiş viran bir masa; onun üstünde masanın boyutlarına göre kesilmiş ama pekte iyi oturmamış, köşeleri elmasla tıraşlanıp, yuvarlaklaştırılmış dört milimlik soluk turkuvaz yeşili ağır bir yekpare cam; camın altında küçük kızı ve oğlunun ilkokul kaydı için çekilmiş siyah beyaz kırık vesikalıkları ve onların çevresinde rasgele serpiştirilmiş ve bazıları da üst üste binmiş faturalar, makbuzlar, sararmış irili ufaklı kartvizitler, üzerlerinde küçük notların bulunduğu yırtılmış defter ve ajanda parçacıkları; altında ise en az on beş yıllık sabit dört metal ayaklı, poliüretan kolçaklı...

Kanadı Kırık Bir Melek

Tesadüf Öyküleri İkinci Kitap Üçüncü Öykü  Birinci Bab  Kanadı Kırık Bir Melek  Fantastik bir gerçek öykü.  Hiç yaptığım bir şey değil erken kalkmak. Hele de tan kızıllığında, güneş doğmaya yakınken. Hani o gece mi, yoksa gündüz mü ikilemini yaşadığınız ara zaman? Araf saatler. Kısmen siyaha çalan bir kızıllık ile yer yer koyu sarıya bulanmış bir ince mavilik. Tam bir renk keşmekeşi. Ama durgun, biraz da ölü ama her an yepyeni bir doğuşa şahitlik edecek kadar da mümbit ve gebe.  İnce ve kırılgan sirrus bulutları güneşin doğduğu yönde ufku kaplayan dağların üstünü öbek öbek doldurmuş. Balkondan ufuk çizgisine doğru bakıyorum, bir elim korozyon ile yer yer lekelenmiş metal trabzanda, diğer elim yarım dolu su bardağında. Ölü metal ve can veren suyun birleşimi gibi vücudum; varlık ve yokluk arasında gidip geliyor mutedil bir seyir halinde.  Belli belirsiz bir kaç yıldız kalmış gökyüzünde. Göz kırpıyorlar; çapkınca, sanki gel der gibi ama uzakta…Bir türlü erişil...

Güneş ve Aşk

Tesadüf Öyküleri - İkinci Kitap - Sekizinci Öykü - Güneş ve Aşk  Tesadüf Öyküleri - 2  8. Öykü  Güneş ve Aşk Güneş ışığı karşıdan yüzünüze vurduğunda veya güneşe doğru yürüdüğünüz zaman, hani karşıdan gelen kimseyi göremezsiniz ya, bir silüet gibidir vardır , oradadır ama  varlığını anlamlandıramazsınız; işte tam olarak da aşk böyledir. O güneş gibi ışıltısı ile gözünüzü kör eder, önünüzü karartır. Çılgınca bir tutkuyla kendinizde kaybolursunuz. Bu aşktır.  Işıl ışıl parlayan güneş, artık Dünya Sağlık Örgütünün yeni "yaşlılık tanımı" gereği orta yaşlarında kabul edilen ellilik dinç delikanlıyı ziyadesiyle çarptı. Eyyam-ı bahur denen sıcak günlerin üstelik de güneşin en çok yakan zamanlardan biriydi. Aslında şu anda bir deniz kenarında veya bir sahil kasabasında yaşıyor olmayı istedi. Ama başkent denilen karasal çöl ikliminin orta yerinde, bir parkta nispeten gölgeli bir ağacın altında oturuyordu.  Koca şehirde yapayalnız hissetti bir an kendini....

Tesadüf Öyküleri Birinci Kitap Dördüncü Öykü

Tesadüf Öyküleri -1 4.  Öykü  Pek Sıradan Görünen Bir Buluşma Öyküsü   Soğumaya yüz tutmuş bir akşamüstü. Gökyüzü kızıllığını göstermeye başlamış. Sonbahar. Sararıp düşen yapraklar kısa süre önce yağmış yağmurun etkisiyle nemlenmiş olan asfalt yol üzerine kah yapışmakta; kah bir o yana kah bir bu yana yelin etkisiyle savrulmakta... Pekte işlek sayılmayacak kasaba yolu her zamanki gibi akşamın hüznünü mucur ve zift ile karıştırmış, ara sıra geçmekte olan arabaların, traktörlerin,kamyon ve kamyonetlerin lastik kokuları ve egzoz gazlarıyla paylaşmakta... Saat altı civarı ve Pazar günü. Yol, kendilerini yoğun bir şekilde gelen haftanın habercisi olan Pazartesiye hazırlamakta olan insanların dinlenme kaygılarının doğal bir sonucu olarak yalnızlaşmakta. Yapraklar arasında yankılanıp sonrada gökyüzünde kaybolan araçların motor sesleri dışında kulaklara pek bir şey çalınmamakta...  Azizler Köyü’nü anayola bağlayan çamurla karışık toz ve topraktan oluşan şose...

Anlam

Roman Labirentteki Mavi Kelebek Nevfel Baytar  1994 Hayır! Bu gece asla ışıkları yakmamalıydı. Tesadüfen de olsa yansımasını aynada görebilir ve bu tanımadık yüz bu gecenin tüm gizemini ve katran karası koyuluğunu mahvedebilirdi. Balkon penceresinden yıldızlara doğru baktı. Eskiden ilkokulda okuduğu - kötü saman kağıtlara basılmış ve bu yüzden de hep öğrencileri ilim dünyasından uzak tutan - renkli fen bilgisi kitaplarından hatırlayabildiği kadarıyla şu anda yüzüne ulaşan bu ışıklar aslında yüz binlerce ışık yılı uzakta bulunan yıldızlara aitti. Belki de binlerce yıl önce ölmüş yıldızların ışıkları şimdi durmuş sahtekarca kendisine göz kırpıp duruyorlardı.  Bir an kendisini gökyüzündeki yıldızlara ne kadar da yakın hissetti. Fiziksel anlamda haksız da sayılmazdı. Birinci ve ikinci ve hatta üçüncü ve dördüncü katta oturanlarla karşılaştırıldığında yıldızlara daha yakındı. Yedi kat, aşağı yukarı yirmi metre eder herhalde diye hesap etti. Tüm öğrencilik hayatı boyunca...

Gecenin Esrarı

Gecenin Esrarı  Yeni Öykü:  Tesadüf Öyküleri İkinci Kitap  15. Öykü Yorgunluktan bitap düştüğü halde, bir türlü uykusu gelmeyen adam sırtını dayadığı ikili koltuktan doğruldu, dirseklerinden güç alıp oturduğu yerden kalktı. Kızmıştı - hem kendine hem de geceye. Okkalı bir küfür savurdu içinden kendini uyutmayan karanlığa. -"Hesabımız var seninle, görülecek!" dedi... "Pişman olacaksın beni uyutmadığına! Öğrenecek herkes senin ne mal olduğunu!" Sanki bu gecenin umrundaydı.  Ne alıp veremediği vardı bu kara gecelerin kendisinden? Uzun zamandır doğru dürüst düzgünce uyuyamamıştı. Sürekli yatağında dönüp duruyor; uzun süredir ince pikenin altında kendisiyle paylaştığı yalnızlığını da küfürlerine dahil ediyordu... Siniri yatışmadı. Sıcak bir duş iyi gelirdi belki gergin sinirlerini gevşetmeye.  Soyundu, üstündekileri yatağın üstüne fırlattı. Birazdan dönecekti nasıl olsa onları almak için  Sonra banyoya gitti... Soldaki sıcak su batarya başlığını sonu...