Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Cam Kalpli Sevgiliye

Cam Kalpli Sevgiliye Cam kalpli sevgilim! Aşk'ın en güzel hali sensin. Kristal berraklığında Dingin bir su duruluğunda  Ürkekçe atar Güzeller güzeli kalbin. Cam kalpli sevgilim; Tertemiz ve lekesiz  İçi dışı; özü sözü birsin. Ne fazlasın; ne eksik Aradığım kalp sendin. Yerini buldun. Hoş geldin Bu kalbin tek sahibi sensin... Cam kalpli sevgilim Her tür kötülükten  Yalandan ve dolandan uzak Sımsıcak ısıtacak bizi Camdan ve berrak kalbin Bu yorgun kalbi de saracak... Küçük bir çocuk kalbi atar Minik bir serçenin göğüs kafesinde Ne riya, ne yalan; ne de bir karaltı Var bu şeffaf yüreğinde  Ne isen zaten o'sun sen;  Tertemiz ve berrak bir aşkın  Konulmamış adısın sen... Biliyorum elbette Zordur göğsünde  Camdan bir kalp taşımak Ne ağır bir yük aslında  Her an kırılgan ve narin  Hassas ve yaralı bir kalbi Kırmamak gerekir  Zorlayıp çatlatmamak. Cam kalpli sevgilim Pamuklara sarıp  Seni öyle sevmek isterim İncinmesin ve kırılm...
En son yayınlar

Seçimlerimiz Üzerine Bir Aforizma

Hayata Dair Aforizmalar 001 Pazar Yazıları No: 064 Seçim  Hayattaki Seçimlerimiz Üzerine Bir Aforizma Uzun süredir yazı yazmıyordum. Biraz sosyal medyaya ara vermek biraz da ciddi bir zaman kaybını telafi edebilmekti amacım. Öte yanda galiba hayatımın en büyük finansal krizinden geçiyor olmamın yarattığı kısmî major defresif ruh halimin etkisi de cabası.  Aslında yazı yazmadığım her hafta bile aklımda bir yazma konusu vardı. Yazmadıkça da içim yanıyordu. Kaybedilmiş ve verimsiz geçirilmiş bir zamana ağıt gibiydi içimde hissettiğim. Aslında kimsenin duymadığı içsel bir çığlık da denebilir bu çözülebilir çaresizliğime.   Bazen yaşadığım mutluluklar üzerine yazmak istedim; oğluma dair güzel şeyler oldu; nazar değmesin dedim ve yazmadım... Bazen de güzel yazılar ve tatlı şiirler yazmak geldi aklıma - güzel cam kalpli biricik sevgiliye yazılmış ama yayınlanması mümkün olmayan detayları nedeniyle... Yazdım ve bir kenara koydum sessizce yazdıklarımı sadece ben v...

Anneye Dair

Anneye Dair Avuç İçlerinde Saklı Bir Dünya: Anneye ve Anlamına Dair ​Bugün takvimler o malum pazarı işaret ediyor. Mayıs ayının ikinci pazarı. Anneler günü. Bu vesileyle önce 80 yaşına girmek üzere olan canım annemin anneler gününü 350 kilometre uzaktan ona sarılarak kutluyorum. Onun için ben hala kucağına yatırıp sevmek istediği o saçları ağarmış ama hala büyümeyen küçük ve biraz da haylaz oğluyum.  Sonra tüm kadınların, kendini anne hissedenlerin, birilerine annelik yapmayı isteyenlerin, anne olmayı bekleyenlerin, anne olmamayı tercih edenlerin ve aramızdan ayrılan annelerimizin anneler gününü kutluyorum. Hakları ödenmez - bunu da bilerek tüm annelerin ellerinden öpüyorum.  Bugün 10 Mayısta sokaklarda çiçekçiler telaşlı, vitrinler süslü, sosyal medya ise muhtemelen neşeli fotoğrafların istilası altında. Ancak "Anne" dediğimiz o devasa kavram, sadece neşeli bir pazar kahvaltısına ya da paketlenmiş bir hediyeye sığmayacak kadar derin; bir yanı ışıl ışıl, diğer yan...

Sana Dair

Sana Dair Sabahın ilk ışıkları Süzülüp girdi içeriye, Önce hafif bir rüzgar esti Usulca dokundu pencereye. Sonra deniz kokusu geldi Dalgalandı tüller tatlı bir esintiyle Arkada, sahile vuran dalga sesleri... Fonda ise plaktan gelen şarkının nağmeleri.  Günaydın, dedi adam... Sessizce bir buse kondurdu Kalbine huzur veren güzel kadının  Önce kirpiklerine, sonra bal rengi gözlerine. Yeni bir gün daha Eklendi hayatımıza Diye geçirdi her ikisi de Mutlulukla aynı anda - içlerinden. Sıcacıktı içerisi; Tuz kokusu vardı, Kadının ıslak saçlarında Ve bembeyaz taştan duvarlarda.  Eli gezindi adamın Kadının narin omuzlarında. Teni sanki güneş ışığından yapılmış Bronzdan bir heykel gibi parlıyordu yanında. Kadının minicik elleri Dokundu adamın yüzüne Güneş vuruyordu kahverengi gözlerine. Gülümsediler ve 'günaydın' dediler birbirlerine. Kadın yaklaştı ve Başını usulca koydu  Adamın kalbinin ta üstüne,  Dinledi huzurun o dinginliği, sessizce... Mutfaktan gelen taze...

Kaybolan Nesil için Ağıt

Pazar Yazıları No: 062 Kaybolan Nesil için Ağıt ​"A Requiem for a Lost Generation" Uzun süredir yazı yazmaktan imtina ediyordum. Aslında her hafta konular hazırdı aklımda. Pek çok güzel konu ve şiirler uçuşuyordu zihnimde. Nedense hep son anda vaz geçip yazmadım haftalarca.  Hatta bir ara 'Eat, Pray and Love' romanında geçen bir cümle vardı Italyan hayat felsefesini yansıtan "dolce far niente" (the sweetness of doing nothing") yani özetle: Hayatın koşturmacasından uzaklaşıp çabasızca zaman geçirmenin keyfini sürme konusu aklımda idi. "Ignorance is bliss" tadında idi vaz geçtim... Hayalim ise: bir sahil kasabasında kumsala bakıp dalgaları izlemek veya bir parkta öylesine oturmak ve boş hayallere dalmak gibi amaçsız işler peşinde koşmaktı ve üstelik niyetim de bunu yeni aldığım Moka Pot'umda yaptığım filtre kahve eşliğinde yapmanın tadından bahsetmek idi internetten İngilizlerin 'picturesque' (tablo gibi) dedikleri Amalfi...

Alimin Ölümünün Ardından Kendimize Nasihatler

Pazar Yazıları No: 061 Alimin Ölümünün Ardından Kendimize Nasihatler Biraz önce salondaki kütüphanemde yer alan kitaplara bakarken hiç Ilber Ortaylı'ya ait kitap almadığımı fark ettim. Felsefe, edebiyat, düz yazı, ders kitapları arasında gezindi gözlerim ama pek tarih kitabım yokmuş onu fark ettim.  Doksanlı yılların ortasında Bilkent Üniversitesi Insani Bilimler ve Edebiyat Fakültesinde çok genç bir hoca olarak çalışırken fakültemize öğretim görevlisi olarak, Amerika'dan (Princeton University) Talat Sait Halman (Türkiye’nin ilk kültür bakanı) gelmişti. Tanışmış ve sohbet etmiştik (o da ayrı bir anekdot). Sonra da dünyaca meşhur tarihçi Halil İnalcık geldi 90larına merdiven dayamıştı o günlerde bile. Aynı binada ve aynı koridorlarda bu isimlerle yanyana çalışmak bile onurdu. Başkent Üniversitesinde iken de Ilber Ortaylı misafir konuşmacı olarak gelmişti. Her zaman ki gibi nüktedan ve ince ince fırça atarak dinleyicilere.  Ankara Mülkiye'de iken İlber Hoca ile ya...

Savaş Tamtamları

Savaş Tamtamları  Pazar Yazıları No: 060 Düne kadar (başka bir milat olan 28 Şubat) Pazar Yazıları bağlamında hayat yoldaşlığı ve yeniden aşk başlıklı bir konuda yazı yazmak vardı kafamda ve anahatları da netleşmiş idi zihnimde. Lakin, peş peşe gelen haberler ile dün saatlerce yorum okudum ve yorumcuları dinledim Türkçe ve İngilizce kanallardan.  En son 6 Şubat depreminde saatlerce ve sonrasında bir kaç gün televizyondan haberleri izleyip hüngür hüngür ağlamıştım, insanoğlunun çaresizliğine, ders almaz aymazlığına ve oradaki kaderin mağdurlarına... Bugün de aynı hisler var kalbimde. O zamandan beri televizyondan haber izlemiyordum. Tamtam kelimesinin ilkel tınısını seviyorum. Bu kelimeyi zannederim ilkokulda küçük bir çocukken H. Rider Haggard'ın Kral Süleyman'ın Hazineleri adlı macera romanında duymuştum ilk kez. Kahraman (sözde arkeolog) Alain Quatermain'in Tevrat'ta bahsi geçen israiloğulları'nın zengin (peygamberi) Süleyman'ın efsanevi Afrika alt...