Masumiyet Müzesi Üzerine Pazar Yazıları No: 059 Uzun bir aradan sonra tekrar merhaba. Yeniden yazmak güzel geldi hem de keyifleizlediğimbir film üzerinden kalemi tekrar ele almak... Toplam üç gündür, derslerden, kitap okumalarından ve iftardan arta kalan zamanlarda Netflix'in gözde dizisi Masumiyet Müzesi'ni izliyordum. Yaklaşık dokuz saatlik bir mesai sonrası çok keyifle izlediğim bu diziyi bitirdim dün gece yarısı... Biliyorsunuz 8,5 bölümlük bu mini dizi Orhan Pamuk’un eski İstanbul ile ilgili en sevilen romanlarından biri - her ne kadar değerli yazarımız bu kitabını deneysel bir yapıt olarak addedip çok iyi edebi bir eseri olarak görmese de - Türk izleyicisi epeyce sevdi ve popüler kültürün en çok konuşulan eserlerinden biri oldu son günlerde. Çukurcuma'da 2012den beri var olan deneysel müze konsepti de ziyaretçi akınına uğruyormuş şu günlerde bu film nedeniyle. Doğrusunu söylemek gerekirse ben çok beğendim bu kitap uyarlaması. Orhan Pamuk eserler...
Akide Şekerim Küçüktüm, küçücüktüm. Severdim şekerleri En çok da hani sert Duru camlar gibi Farklı renkleri olan Akide şekerlerini... Güzeldi tatları; Külahta minik olurdu Minik nane şekerleri Portakallı, güllü ve Bir de karamelli Semsert olurdu Bonbon şekeri Hepsi farklı tatlar verirdi Hele bir de fındıklısı Ya susamlısına ne demeli? Ağızda keyifle erir, O tat ağızda hiç bitmezdi... Düşündüm yıllar sonra Neden bu kadar çok Sevmiştim akide şekerlerini? Neydi bendeki anlamı Bunca yıl sonra bile Çok değerli? Niye en renklisini? Kaya gibi sert halini? Aromaları cezbedici... Acaba neden bu kadar çok Sevmiştim ben bu şekeri? Aklımdan neler geçmiş Anılarda gezinmiştim. Çocukluğum geri gelmişti... Akide aslında bağlılık Yemin etmek demekti... Akit yapmak ve Bir söz vermekti... Bu şekerin hikayesi Ve upuzun geçmişi Beş yüz yıldır devam eden Koskoca bir gelenekti. Çok güç...