Ana içeriğe atla

Suyun Değeri

Suyun Değeri
Şu aralar sosyal medyada bir şişe suyun farklı yerlerdeki değeri ile ilgili bir paylaşım dolaşıyor. İlişki uzmanı arkadaşlar, psikologlar videolar hazırlamışlar. Kaydırmalı görseller var bazı yerlerde güzel biçimde hazırlanmış.

Deniyor ki: bir şişe su süpermarkette 3 TL, kebapçıda 5 TL; restoranda 8 TL lüks bir restoranda 18 TL, tatil beldesinde 24 TL havaalanındaki kafede 32 TL. (rakamları ben şimdi uydurdum, 6 ay sonra zaten tamamen farkı olacak, endişeye mahal yok!). Sonra zekice bir illiyet bağı kurularak bir şeyin değerini yeri belirler denilerek üstüne bitirici tavsiye veriliyor: 

Değerinizi aslında olduğunuz yerde kalarak siz belirliyorsunuz ve siz bir şişe su değilsiniz; yer değiştirebilirsiniz! Ucuz hissettiğiniz yerde durmayın alt-mesajı ile, mutluluk senfonisi besteleniyor...Hizmet sektöründe bakılınca kesinlikle doğru bir tespit. İlk dinlediğinizde zaten çok da güzel geliyor kulağa. "Vay be, bana biçilen değerin on katını da hak ediyorum demek ki!" ikilemi takılıyor akla. "Bu insanlar beni hak etmiyor!" sonucu bile çıkartılabilir. 

Doğrusu ekonomiden ve parayı yönetmekten pek anlayan biri değilim; arz talep eğrilerini, talebin fiyat esnekliği ve ekastisite kavramlarını hiç çözemedim. Parayı koklayan, yatırım kabiliyeti olan ticari bir zeka ile donatılmış da değilim, ama mantık işleyişi, dil oyunları, benzetme ve metaforlar konusunda en azından kafa yormaya çalışıyorum. Nesneler (bazen hayvanlar), canlılar ve durumlar üzerinden insana dair yapılan analojileri tutarlı bulmuyorum çoğu zaman. Yatmıyor bir türlü aklıma. 

Öncelikle suyun fiyatına bahis konusu olan mekanlar suyu veya herhangi bir malı (commodity) bir meta olarak pazarlayan alıp satan yerler özü itibariyle. Burada fiyatı belirleyen pek çok ticari etmen var; mekan, lüks kavramı, markalaşma değeri, giderler, kira vs vs.  Tıpkı bir tabak salataya biçilen değer gibi. Aspava restaurantlarında koca bir tabak salata (fiyat ana ürüne yedirildiği için zannederim 😊) ücretsiz iken, plaza bistrolarında süslenmiş üç marul yaprağından oluşmuş diet salataya 45 TL verirsiniz. Üstünde yağ bile gezdirilmemiş üstelik 😉...

Su elbette yeryüzündeki en değerli şey; göçlere ve yakın gelecekte savaşlara yol açacak kadar da önemli, ama bunu insanın bulunduğu yerin değeri eşlenik addedip; mütekabiliyet esasıyla soslamak ve motivasyonel kişisel gelişim numaralarına alet etmek aynı düzlemin tartışma konuları asla değil. 

İlişkiler metalaştırma eksenine sokulduğunda zaten insani olmaktan uzaklaşır; sevginin ve kişiler arasında yaşanan/hissedilen muhabbet ve mutluluğun sayısal değeri olamaz. Birisi sizi şayet değersiz hissettiriyor ise (yani kendinizi bistrodaki su değil de bakkaldaki su gibi hissediyorsanız) bu karşı tarafın size biçtiği değer ile ilgilidir sizin bünyenizde barındırdığınız moleküler yapıyla, pH değeriniz ile ilgili değildir. 

Kendi değerinizi biliyor ve özünde sizi siz yapan bileşenleri ve bunlardan oluşan saf güzelliği fark ediyor iseniz, kendiniz ile barışık yaşamaya devam edersiniz, mekana göre içiniz değişmez. En güzel ve lezzetli su kaynağında ilk çıktığı yerdeki haliyle güzeldir. Şişelenmiş haliyle değil.   

Bu blogdaki popüler yayınlar

"Aile" Kavramı Üzerine

"Aile" Kavramı Üzerine Yıllar yıllar önce Bilkent Üniversitesi Edebiyat Fakültesine bağlı olarak, (Faculty of Humanities and Letters), bölüm öğrencilerine "Eleştirel Okuma ve Etkili Sunum" dersleri vermekteydim.  Öğrencilere bir konuyu inceler ve irdelerken, "Socratic Questioning" (ard arda sorular sorarak konunun farklı yönlerini derinleşme denebilir bu kavrama...) denen yöntem ile onları verilen konuyu algılamaya ve farklı cihetlerden ve perspektiflerden konunun "olası farklı yönlerine" bakmaya ve "farklılıkların farkında olmalarını kavratmaya" çalışıyorduk kendi çapımızda.  Bu ders daha sonraki akademik, mesleki ve yöneticilik hayatımda çok ama çok işime yaradı. Yazı yazarken de faydasını gördüm. Özetle öğrendiğim şey basitçe şu oldu: "Her konunun farklı yüzleri ve boyutları olabilir; tek bir cihetten konuya bakmak sığlıktır; zira hayat böyle akmaz, empati de yapmak gerekir..." Ülkenin durumunun farkındasınız. C...

Kaybolan Nesil için Ağıt

Pazar Yazıları No: 062 Kaybolan Nesil için Ağıt ​"A Requiem for a Lost Generation" Uzun süredir yazı yazmaktan imtina ediyordum. Aslında her hafta konular hazırdı aklımda. Pek çok güzel konu ve şiirler uçuşuyordu zihnimde. Nedense hep son anda vaz geçip yazmadım haftalarca.  Hatta bir ara 'Eat, Pray and Love' romanında geçen bir cümle vardı Italyan hayat felsefesini yansıtan "dolce far niente" (the sweetness of doing nothing") yani özetle: Hayatın koşturmacasından uzaklaşıp çabasızca zaman geçirmenin keyfini sürme konusu aklımda idi. "Ignorance is bliss" tadında idi vaz geçtim... Hayalim ise: bir sahil kasabasında kumsala bakıp dalgaları izlemek veya bir parkta öylesine oturmak ve boş hayallere dalmak gibi amaçsız işler peşinde koşmaktı ve üstelik niyetim de bunu yeni aldığım Moka Pot'umda yaptığım filtre kahve eşliğinde yapmanın tadından bahsetmek idi internetten İngilizlerin 'picturesque' (tablo gibi) dedikleri Amalfi...

Kalbin Anahtarı

Kalbin Anahtarı  Kilitledim kalbimi Tek anahtarı elimde... Açıldım bir tekneyle  Dalgalı engin denizlere... İlerledim pupa yelken Köpüklü dalgalar peşimde;  Bir koy aradım önce  Yakamozlar eşliğinde  Durdum bir adanın Kuytuluk gölgesinde. Tan vaktiydi zaman: Hayat yeni güne gebe...   Ustarmaçada çırpıntı sesleri  Minik balıklar sabah gezmesinde... Çapayı bıraktım derine; sakince. Kaloma mesafesince gitti en dibe... Sustu zincir şakırtıları  Ellerim küpeştede  Kemereye dokundum Sıcacıktı anahtar elimde... Son kez baktım  Kalbimin kilidine Ve fırlattım anahtarını Alabildiğince ötelere... Süzüldü havada önce... Suda halkalar oluştu  Peş peşe ve sonra Kayboldu anahtar  Sonsuz mavilikte... Durdu zaman Duruldu mekan Hemhal oldu  Ezel ve ebed İşte o an... Süzülen bir martı kadar Özgürdü artık yüreğim  Yok bir bekleyenim; Ne de beklediğim.. Gönlüm dingin  Gönlüm müebbette  Huzur içindeyim Kalbim emin ell...