Ana içeriğe atla

Aşk mı yoksa Limerans mı?

Aşk mı yoksa Limerans mı?


Uzun süredir anlamaya ve tanımlamamaya çalıştığım bir kavram Aşk (baş harfi her daim büyük harfle!). Üzerine milyonlara sayfa yazı, yüzbinlerce şiir yazılmış, binlerce şarkı ve film yapılmış, pek çok insanı da psikolojik yıpranmaya sürüklemiṣ karmaşık bir duygu durumu. 


Peki ne kadar gerçek aşk dediğimiz duygu? Bazen bir sanrı, belki de bir yanılsama mı? Bir geçici delilik veya sarhoşluk hali mi? Meczupluk mu aşk? Kendinden vaz geçmek mi? Yoksa kendi narında eriyip yok olmak ve küllerinden yeniden doğmak mı Aşk? 


Bu konuların pîrî, üstat Alain de Botton şöyle diyor:  "We end up lonely because we have a wrong theory of love." Yani (yazının hepsini okuduğum için şerh düşerek) aşk hakkında zihnimizde toplumun dayattığı, idealize edilmiş, romantik ve mitleştirilmiş bir hayali beklenti oluştuğu için (kısaca özünde) yanlış bir aşk kuramı ile beklentiye sürüklendiğimiz için eninde sonunda yalnızlık ve hayal kırıklığı ile sonuçlanıyor ilişkiler. Bu nedenle Botton aşkı yönetilebilecek felsefi bir yolculuk olarak tanımlıyor. 


Aşkın da üç evresi (üç türü?) olduğunu iddia ediyor psikoloji kuramı: İlk Aşk Genellikle genç yaşta, yoğun ve unutulmazdır. 2 numara da ise Zorlayıcı Aşk var: Tutkulu ama genellikle toksik, bir şeyler öğrenilen ve öğreten bir ilişki tipidir. Ve sonuncusu da: Olgun Aşk; Karşılıklı anlayışa, kabule ve uyuma dayalıdır. Genellikle daha sonra yaşanır.


Sayı olarak kesin bir rakam veremiyor bilim kaç kez âşık oluruz sorusuna. Ama genelde üç olduğu düşünülüyor en fazla. Çoğu kişi bir ya da iki kez delicesine "aşka düşüyor". Üçüncüsünde biraz daha seçerek aşk gibi olabiliyor. Ama bundan ötesi rakamlar kendimizi veya karşı tarafı duygusal olarak ikna etmeye çalıştığımız biraz da pembe yalan gibi sanki? 


Zihnimizin olmasını istediğimiz şey oluyor diye düşünmemiz belki de Aşk sanrısı. Bilimsel adıyla söyler isek: Limerans dediğimiz kategoriye giriyor aşk, aşk, ey aşk diye umut ettiğimiz ve beklediğimiz şey... 


Ben bu konularda zannederim fazlasıyla şanslı bir adam oldum... Her tür aşka hem şahit oldum hem de deneyimledim zannederim. Ama çokça kendisine aşık olunduğu söylenen biri olarak bunun aşırı duygu yoğunluğu dinginleştiğinde daha ziyade limerans olduğunu gördüm. Peki nedir bu çoğumuzun daha önce duymadığı limerans denen lanet olası şey? 


Limerans (ya da İngilizce adıyla limerence), psikolog Dorothy Tennov tarafından 1979'da tanımlanmış, romantik aşka benzeyen ancak ondan farklı olan yoğun duygusal bir takıntı halidir. Limerans, kişinin bir başkasına karşı kontrol edilemeyen şekilde saplantılı, hayalci ve idealize edici bir bağ kurmasıdır.


Limerans, şu duygusal ve bilişsel belirtilerle tanımlanır: (1) Kişiye karşı yoğun zihinsel meşguliyet: Sürekli onu düşünme, hayal kurma. (2) Onay arayışı: Onun ilgisini görmek, beğenilmek, olumlu bir tepki almak için duyulan güçlü ihtiyaç. (3) Duygusal dalgalanmalar: Ufak bir olumlu işaret (örneğin bir mesaj, gülümseme) ile aşırı mutluluk, ilgisizlik ya da olumsuzlukla derin üzüntü.(4)  İdealizasyon: Karşı tarafın gerçek kişiliğinden çok, kişinin kafasında yarattığı “mükemmel” imgeye âşık olma. Ve (5) Karşılık alma isteği: Limeransın en temel güdüsü, karşılık görme arzusudur; aşk değil, karşılık. 


Peki 💔 Aşktan Ayırt Etmenin Yolları Nedir? Galiba işin sırrı biraz zaman. Sezen Aksu'nun dediği gibi "zaman, sadece birazcık zaman..."  🧭


1. Kendinize karşı pdürüst ve samimi gözlemler yapın:

“Bu kişiyi mi seviyorum, yoksa onunla ilgili duyduğum hisleri mi seviyorum?” “Onu gerçekten tanıyor muyum, yoksa zihnimde bir ‘ideal’ mi kurdum?”


2. Zamanla sınamak: Limerans genellikle 6 ay – 2 yıl arasında sürer. Bu süre zarfında duyguların evrilip evrilmediğini gözlemle.


3. Karşılıklılığa odaklanmak yerine içgörü kazanmaya çalışın: Sürekli karşı tarafın davranışlarına odaklanıyorsanız, bu limeransa işaret edebilir. Aşkta ise empati ve paylaşım ön plandadır.


4. Gerçek iletişim kurmaya çalışın: Gerçek kişiyle bağ kurdukça, idealizasyon çözülür. Eğer duygular sadece hayalde kalıyorsa, bu limeranstır.


5. Terapi desteği: Limerans, bazı kişilerde çocukluk travmaları, bağlanma sorunları, düşük benlik değeriyle bağlantılı olabilir. Psikolojik destek farkındalık kazandırır. Sıkıntılı baba figürü olan kadınlarda bunu çok gözlemledim...


Özetle:


Limerans, çoğu zaman aşk sanılsa da, gerçek bir bağdan çok bir zihinsel takıntıdır. Aşk ise karşılıklı emek ve anlayışla gelişen daha sakin ama derin bir duygudur. Limerans, çoğunlukla kendine âşık olmaktır, aşk ise karşındakini olduğu gibi sevebilmektir. 


Dikkat buradaki son cümle çok ama çok önemli! Bunu yapabilenler emekle yoğrulmuş bir aşk ile devam ediyor zira...


Lütfen Aşk'la kalın ve Aşk'ta kalın... 


İyi Pazarlar. 


Nevfel Baytar 

27 Temmuz 2025

Ankara 

Bu blogdaki popüler yayınlar

"Aile" Kavramı Üzerine

"Aile" Kavramı Üzerine Yıllar yıllar önce Bilkent Üniversitesi Edebiyat Fakültesine bağlı olarak, (Faculty of Humanities and Letters), bölüm öğrencilerine "Eleştirel Okuma ve Etkili Sunum" dersleri vermekteydim.  Öğrencilere bir konuyu inceler ve irdelerken, "Socratic Questioning" (ard arda sorular sorarak konunun farklı yönlerini derinleşme denebilir bu kavrama...) denen yöntem ile onları verilen konuyu algılamaya ve farklı cihetlerden ve perspektiflerden konunun "olası farklı yönlerine" bakmaya ve "farklılıkların farkında olmalarını kavratmaya" çalışıyorduk kendi çapımızda.  Bu ders daha sonraki akademik, mesleki ve yöneticilik hayatımda çok ama çok işime yaradı. Yazı yazarken de faydasını gördüm. Özetle öğrendiğim şey basitçe şu oldu: "Her konunun farklı yüzleri ve boyutları olabilir; tek bir cihetten konuya bakmak sığlıktır; zira hayat böyle akmaz, empati de yapmak gerekir..." Ülkenin durumunun farkındasınız. C...

Masal

Masal ... Neden olsun isteriz, Masallardaki aşklar gerçek? Mutlu gülüşler sonsuz, Birliktelikler, sorunsuz? ... Niye çok isteriz hep? O da beni - benim kadar, Ve hatta benden de çok... Daha da çok sevsin diye? ... Nedir karşılıksız aşkları; Bu kadar değerli ve unutulmaz, Kavuşulan aşkları ise sıradan yapan? Nedir aşkı, maşuktan bile kopartan? ... Niye bekleriz hep, tutkuyla sevip de, Karşılık bulamadığımız aşklar; Önümüzde serpilip büyüsün diye, Bilerek ve beyhude bir çırpınış ile? ... Neden çok sevilen anlamaz, Sevildiğini ve değer verildiğini? Bu güzel masalın her harfinin Bizzat kendisi için; yazılıp, çizildiğini?  ... Neden küçümsenir ki sevenin sevgisi? Niye görülmez bülbüle yâr olan gül bahçesi? Niçin hep bir inat, hep bir tafra yüceltir, Ve daha değerli kılar, yarım bırakılan sevgiyi? ... Karşılık almadan sevebilmek, Ne kadar da ilahi ve yücedir, halbuki... Kim, neden heba eder ki aşığının sevgisini? Ve rehberi yapar boş yere kendi ümitsizliğini? ... Sen de biliy...

Bir Pazar Kahvaltısı

Bir Pazar Kahvaltısı  Pazar Yazıları No: 027 Bugün güzel pırıl pırıl ama kasvetli bir Pazar sabahı Ankara'da. Hava açacak birazdan biliyorum. Yeni başlayacak olan yoğun bir haftanın habercisi bugün.  Tatilin son günü. Sabahın erken saatlerinde üniversite sınavına hazırlık koşturmacasına başlayan oğlumu dershanesine bıraktım ve bir U dönüşü ile hemen eve geri döndüm.  Balkonumdan kızıllı morlu yapraklı rengarenk ağaçların kümelendiği yemyeşil koruluğa şöyle bir baktım. Önümde uzanan suni uydukentin yüksek binalarının arasında, karşımdaki tepede göğe yükselen mimari harikası şadırvanlı ve dört minareli cami külliyesine selam verdim uzaktan...  Sonra bir gün önceki sağanak yağmur sonrası gelen tertemiz havayı ciğerlerime çektim. Balkondaki raflarda rengarenk saksılara dizilmiş bitap düşmüş çiçeklerime baktım. Yeniden canlanmaya ihtiyaçları vardı. "Benim gibiler..." diye geçirdim içimden. Kaderdaşlarım benim... Soğuk ve karlı bir Ankara Mart'ında bilmem kaçın...