Ana içeriğe atla

Kayıtlar

2026 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Fantezi, Arzu, Tamah ve Kanaat Üzerine

Fantezi, Arzu, Tamah ve Kanaat Hayata Dair Aforizmalar 005 Pazar Yazıları No: 068 Başlıktaki ilk iki kelimenin muhtemelen sizi şaşırttığını ve okuma merakınızı kabarttığını tahmin ediyorum. Ancak konumuz çok daha derin ve bambaşka.  Aslında bu konu başlığı sosyal medyada şu aralar sıkça karşıma çıkan bir film kesiti ile ilgili olduğu için çağrışım yaptı ve arzu, fantezi ve tamah üçlüsü konusunda yazma isteği uyandırdı.  Türkçeye "Ölümle Yaşam Arasında" diye çevrilmiş, orijinal ismi "The Life of David Gale" (David Gale'in Yaşamı) olan yönetmen Alan Parker imzalı 2003 yapımı bu filmdeki Kevin Spacey'nin oynadığı o meşhur üniversite amfisi sahnesi beni çok ama çok derinlerden etkiledi. Filmin konusuna pek girmeden ve şaşırtıcı finali ile ilgili spoiler vermeden, özetle sahne şu: ABD adalet sistemindeki idam cezasına karşı sert söylemleri ile bilinen saygın felsefe profesörü David Gale'in bir üniversite amfisinde - ünlü Fransız psikoanalist Jacqu...

İlişki Kelimesi ve İşteşli Fiiller Üzerine

Hayata Dair Aforizmalar 004 Pazar Yazıları No: 067 İlişki Kelimesi ve İşteşli Fiiller Üzerine Uzun yıllardır dil çalışıyorum. Aslında geçimimi (bir kaç danışmanlık ve eski yöneticilik işleri dışında) büyük oranda dil öğretiminden, çevirmenlikten ve editörlükten (bkz: yok olan meslekler) kazanıyorum bile denebilir. Lisans ve master konularım ise dil eğitimi (ELT - FLE) üzerine oldu.  Özetle; ben dili çok sevdim. Kelimeler beni hep büyüledi ve nedense kelimelerin hep tanrısal bir yönünün olduğunu düşündüm kendimi bildim bileli. Özellikle etimoloji, yani kökenbilim, kelimelerin ve dillerin doğuşu, semantik olarak derinlikleri, sözcüklerin zihnimizde yarattığı çağrışımlar bana çok müstesna ve sadece insana özel hasletler ve çok üst melekeler gibi geldi. Gerçi artık bu bağlamdaki rolümüz ve konumumuz yapay zekanın hayatımıza hızla nüfuz etmesiyle birlikte evrilerek değişiyor:  Aslında teknik olarak yapay zeka içindeki zeka kelimesinden ziyade; bir 'dil modeli' olarak ta...

A Blessing in Disguise

Hayata Dair Aforizmalar 003 Pazar Yazıları No: 066 A Blessing in Disguise Bu İngilizce tabir ile zannederim ilk kez 1987-1988 akademik yılında hazırlık okulunda okurken karşılaştım. O dönemde ODTÜ'de C Grubunda (hiç İngilizce bilmeyenlerin olduğu grup) okutulan ders kitapları dışında (Longman Kernel Serisi); arkadaşlar ile yaşadığımız öğrenci evinde diğer üniversitelerde eğitim alan arkadaşlar ile haricen takip ettiğimiz bir okuma kitabı vardı. Zannederim New Concept English idi serinin adı. Practice and Progress adlı kitapta ilk defa görmüştüm ve o zaman tam olarak anlamamıştım bu ifadeyi. Birebir çevirisi elbette neredeyse hiç bir şey ifade etmemişti: ''kılık değiştirmiş nimet!'' Türkçeye "her şeyde bir hayır vardır" veya daha dini bir terminolojii ile ifade etmek gerekirse; "Hoşunuza gitmeyen bir şeyde sizin için hayır, hoşunuza giden bir şeyde de sizin için şer vardır. Allah bilir siz bilmezsiniz." Kaynağa baktım 2. Sure (Bakara) ...

İğreti Hayatlar

Hayata Dair Aforizmalar 002 İğreti Hayatlar Pazar Yazıları No: 065 Bu önemli günde kendime dair - benim bile tuhaf bulduğum - bir tespitim oldu. Kendime kızdım bir taraftan da; bu geç kalınmış ve öğrenilmiş çaresizlik halet-i ruhiyemi bir an evvel kırmam gerektiğini de teessür ile fark etmiş oldum. Birazdan başlıktaki "iğreti hayat" ne demekmiş anlatacağım.  Bugün 30 Ağustos. Zafer Bayramı.  Milli mücadelenin en yoğun geçtiği topraklarda dünyaya gelmiş muhacir ve fakir bir ailenin vatan evladı olarak, "iğreti hayatlar" ne demektir ve bu iliklerimize kadar nasıl işleyip sirayet etmiş ve tüm sosyo-genetik kodlarımıza kadar nasıl nüfuz etmiştir konusuna dair sosyolojik tespitimi bir AVM'nin Food Court'unda yemek yemeye çalışırken orada bir masaya ilişmeye uğraşırken tesadüfen fark ettim... Aslında içimi acıtan kendime dair bir tespit oldu bu...  İnsanoğlu - son tahlilde - bir tür pişmiş bir yiyecek gibi. Siz isterseniz bu ürüne peynirli gözleme dey...

Cam Kalpli Sevgiliye

Cam Kalpli Sevgiliye Cam kalpli sevgilim! Aşk'ın en güzel hali sensin. Kristal berraklığında Dingin bir su duruluğunda  Ürkekçe atar Güzeller güzeli kalbin. Cam kalpli sevgilim; Tertemiz ve lekesiz  İçi dışı; özü sözü birsin. Ne fazlasın; ne eksik Aradığım kalp sendin. Yerini buldun. Hoş geldin Bu kalbin tek sahibi sensin... Cam kalpli sevgilim Her tür kötülükten  Yalandan ve dolandan uzak Sımsıcak ısıtacak bizi Camdan ve berrak kalbin Bu yorgun kalbi de saracak... Küçük bir çocuk kalbi atar Minik bir serçenin göğüs kafesinde Ne riya, ne yalan; ne de bir karaltı Var bu şeffaf yüreğinde  Ne isen zaten o'sun sen;  Tertemiz ve berrak bir aşkın  Konulmamış adısın sen... Biliyorum elbette Zordur göğsünde  Camdan bir kalp taşımak Ne ağır bir yük aslında  Her an kırılgan ve narin  Hassas ve yaralı bir kalbi Kırmamak gerekir  Zorlayıp çatlatmamak. Cam kalpli sevgilim Pamuklara sarıp  Seni öyle sevmek isterim İncinmesin ve kırılm...

Seçimlerimiz Üzerine Bir Aforizma

Hayata Dair Aforizmalar 001 Pazar Yazıları No: 064 Seçim  Hayattaki Seçimlerimiz Üzerine Bir Aforizma Uzun süredir yazı yazmıyordum. Biraz sosyal medyaya ara vermek biraz da ciddi bir zaman kaybını telafi edebilmekti amacım. Öte yanda galiba hayatımın en büyük finansal krizinden geçiyor olmamın yarattığı kısmî major defresif ruh halimin etkisi de cabası.  Aslında yazı yazmadığım her hafta bile aklımda bir yazma konusu vardı. Yazmadıkça da içim yanıyordu. Kaybedilmiş ve verimsiz geçirilmiş bir zamana ağıt gibiydi içimde hissettiğim. Aslında kimsenin duymadığı içsel bir çığlık da denebilir bu çözülebilir çaresizliğime.   Bazen yaşadığım mutluluklar üzerine yazmak istedim; oğluma dair güzel şeyler oldu; nazar değmesin dedim ve yazmadım... Bazen de güzel yazılar ve tatlı şiirler yazmak geldi aklıma - güzel cam kalpli biricik sevgiliye yazılmış ama yayınlanması mümkün olmayan detayları nedeniyle... Yazdım ve bir kenara koydum sessizce yazdıklarımı sadece ben v...

Anneye Dair

Anneye Dair Avuç İçlerinde Saklı Bir Dünya: Anneye ve Anlamına Dair ​Bugün takvimler o malum pazarı işaret ediyor. Mayıs ayının ikinci pazarı. Anneler günü. Bu vesileyle önce 80 yaşına girmek üzere olan canım annemin anneler gününü 350 kilometre uzaktan ona sarılarak kutluyorum. Onun için ben hala kucağına yatırıp sevmek istediği o saçları ağarmış ama hala büyümeyen küçük ve biraz da haylaz oğluyum.  Sonra tüm kadınların, kendini anne hissedenlerin, birilerine annelik yapmayı isteyenlerin, anne olmayı bekleyenlerin, anne olmamayı tercih edenlerin ve aramızdan ayrılan annelerimizin anneler gününü kutluyorum. Hakları ödenmez - bunu da bilerek tüm annelerin ellerinden öpüyorum.  Bugün 10 Mayısta sokaklarda çiçekçiler telaşlı, vitrinler süslü, sosyal medya ise muhtemelen neşeli fotoğrafların istilası altında. Ancak "Anne" dediğimiz o devasa kavram, sadece neşeli bir pazar kahvaltısına ya da paketlenmiş bir hediyeye sığmayacak kadar derin; bir yanı ışıl ışıl, diğer yan...

Sana Dair

Sana Dair Sabahın ilk ışıkları Süzülüp girdi içeriye, Önce hafif bir rüzgar esti Usulca dokundu pencereye. Sonra deniz kokusu geldi Dalgalandı tüller tatlı bir esintiyle Arkada, sahile vuran dalga sesleri... Fonda ise plaktan gelen şarkının nağmeleri.  Günaydın, dedi adam... Sessizce bir buse kondurdu Kalbine huzur veren güzel kadının  Önce kirpiklerine, sonra bal rengi gözlerine. Yeni bir gün daha Eklendi hayatımıza Diye geçirdi her ikisi de Mutlulukla aynı anda - içlerinden. Sıcacıktı içerisi; Tuz kokusu vardı, Kadının ıslak saçlarında Ve bembeyaz taştan duvarlarda.  Eli gezindi adamın Kadının narin omuzlarında. Teni sanki güneş ışığından yapılmış Bronzdan bir heykel gibi parlıyordu yanında. Kadının minicik elleri Dokundu adamın yüzüne Güneş vuruyordu kahverengi gözlerine. Gülümsediler ve 'günaydın' dediler birbirlerine. Kadın yaklaştı ve Başını usulca koydu  Adamın kalbinin ta üstüne,  Dinledi huzurun o dinginliği, sessizce... Mutfaktan gelen taze...

Kaybolan Nesil için Ağıt

Pazar Yazıları No: 062 Kaybolan Nesil için Ağıt ​"A Requiem for a Lost Generation" Uzun süredir yazı yazmaktan imtina ediyordum. Aslında her hafta konular hazırdı aklımda. Pek çok güzel konu ve şiirler uçuşuyordu zihnimde. Nedense hep son anda vaz geçip yazmadım haftalarca.  Hatta bir ara 'Eat, Pray and Love' romanında geçen bir cümle vardı Italyan hayat felsefesini yansıtan "dolce far niente" (the sweetness of doing nothing") yani özetle: Hayatın koşturmacasından uzaklaşıp çabasızca zaman geçirmenin keyfini sürme konusu aklımda idi. "Ignorance is bliss" tadında idi vaz geçtim... Hayalim ise: bir sahil kasabasında kumsala bakıp dalgaları izlemek veya bir parkta öylesine oturmak ve boş hayallere dalmak gibi amaçsız işler peşinde koşmaktı ve üstelik niyetim de bunu yeni aldığım Moka Pot'umda yaptığım filtre kahve eşliğinde yapmanın tadından bahsetmek idi internetten İngilizlerin 'picturesque' (tablo gibi) dedikleri Amalfi...

Alimin Ölümünün Ardından Kendimize Nasihatler

Pazar Yazıları No: 061 Alimin Ölümünün Ardından Kendimize Nasihatler Biraz önce salondaki kütüphanemde yer alan kitaplara bakarken hiç Ilber Ortaylı'ya ait kitap almadığımı fark ettim. Felsefe, edebiyat, düz yazı, ders kitapları arasında gezindi gözlerim ama pek tarih kitabım yokmuş onu fark ettim.  Doksanlı yılların ortasında Bilkent Üniversitesi Insani Bilimler ve Edebiyat Fakültesinde çok genç bir hoca olarak çalışırken fakültemize öğretim görevlisi olarak, Amerika'dan (Princeton University) Talat Sait Halman (Türkiye’nin ilk kültür bakanı) gelmişti. Tanışmış ve sohbet etmiştik (o da ayrı bir anekdot). Sonra da dünyaca meşhur tarihçi Halil İnalcık geldi 90larına merdiven dayamıştı o günlerde bile. Aynı binada ve aynı koridorlarda bu isimlerle yanyana çalışmak bile onurdu. Başkent Üniversitesinde iken de Ilber Ortaylı misafir konuşmacı olarak gelmişti. Her zaman ki gibi nüktedan ve ince ince fırça atarak dinleyicilere.  Ankara Mülkiye'de iken İlber Hoca ile ya...

Savaş Tamtamları

Savaş Tamtamları  Pazar Yazıları No: 060 Düne kadar (başka bir milat olan 28 Şubat) Pazar Yazıları bağlamında hayat yoldaşlığı ve yeniden aşk başlıklı bir konuda yazı yazmak vardı kafamda ve anahatları da netleşmiş idi zihnimde. Lakin, peş peşe gelen haberler ile dün saatlerce yorum okudum ve yorumcuları dinledim Türkçe ve İngilizce kanallardan.  En son 6 Şubat depreminde saatlerce ve sonrasında bir kaç gün televizyondan haberleri izleyip hüngür hüngür ağlamıştım, insanoğlunun çaresizliğine, ders almaz aymazlığına ve oradaki kaderin mağdurlarına... Bugün de aynı hisler var kalbimde. O zamandan beri televizyondan haber izlemiyordum. Tamtam kelimesinin ilkel tınısını seviyorum. Bu kelimeyi zannederim ilkokulda küçük bir çocukken H. Rider Haggard'ın Kral Süleyman'ın Hazineleri adlı macera romanında duymuştum ilk kez. Kahraman (sözde arkeolog) Alain Quatermain'in Tevrat'ta bahsi geçen israiloğulları'nın zengin (peygamberi) Süleyman'ın efsanevi Afrika alt...

Masumiyet Müzesi Üzerine deneme

Masumiyet Müzesi Üzerine  Pazar Yazıları No: 059 Uzun bir aradan sonra tekrar merhaba. Yeniden yazmak güzel geldi hem de keyifleizlediğimbir film üzerinden kalemi tekrar ele almak... Toplam üç gündür, derslerden, kitap okumalarından  ve iftardan arta kalan zamanlarda Netflix'in gözde dizisi Masumiyet Müzesi'ni izliyordum. Yaklaşık dokuz saatlik bir mesai sonrası çok keyifle izlediğim bu diziyi bitirdim dün gece yarısı... Biliyorsunuz 8,5 bölümlük bu mini dizi Orhan Pamuk’un eski İstanbul ile ilgili en sevilen romanlarından biri - her ne kadar değerli yazarımız bu kitabını deneysel bir yapıt olarak addedip çok iyi edebi bir eseri olarak görmese de - Türk izleyicisi epeyce sevdi ve popüler kültürün en çok konuşulan eserlerinden biri oldu son günlerde.  Çukurcuma'da 2012den beri var olan deneysel müze konsepti de ziyaretçi akınına uğruyormuş şu günlerde bu film nedeniyle.  Doğrusunu söylemek gerekirse ben çok beğendim bu kitap uyarlaması. Orhan Pamuk eserler...

Akide Şekerim

Akide Şekerim  Küçüktüm, küçücüktüm. Severdim şekerleri En çok da hani sert Duru camlar gibi Farklı renkleri olan Akide şekerlerini... Güzeldi tatları; Külahta minik olurdu  Minik nane şekerleri Portakallı, güllü ve Bir de karamelli  Semsert olurdu  Bonbon şekeri  Hepsi farklı tatlar verirdi  Hele bir de fındıklısı Ya susamlısına ne demeli? Ağızda keyifle erir,  O tat ağızda hiç bitmezdi... Düşündüm yıllar sonra  Neden bu kadar çok  Sevmiştim akide şekerlerini?  Neydi bendeki anlamı  Bunca yıl sonra bile  Çok değerli?  Niye en renklisini? Kaya gibi sert halini? Aromaları cezbedici... Acaba neden bu kadar çok  Sevmiştim ben bu şekeri? Aklımdan neler geçmiş Anılarda gezinmiştim.  Çocukluğum geri gelmişti... Akide aslında bağlılık  Yemin etmek demekti... Akit yapmak ve  Bir söz vermekti... Bu şekerin hikayesi  Ve upuzun geçmişi  Beş yüz yıldır devam eden Koskoca bir gelenekti. Çok güç...

Zamanın İçinde Hapsolmak

Pazar Yazıları No: 058 Zamanın İçinde Hapsolmak Bu pazar sabahı güne farklı ve güzel başladık. Erken saatlerde yollara düştüğümüz trafiksiz bir Ankara'nın varlığı - yıllar sonra bir kez daha sakin ve huzurlu göründü nedense gözüme... Nazar değmesin 15-20 dakikada istediğimiz yerdeydik.  Uzun zaman sonra 21. yüzyılın ikinci çeyreğinin ilk ayının son pazar gününü bitirdiğimiz bu günde tekrar "Pazar Yazılarına" başlamış oldum bu farklı hissiyat ve vesile ile...  Üniversite sınavına hazırlanan oğlum farklı kütüphanelerde "ders çalışmayı" seviyor. Kendi okulunun kütüphanesi, dershanenin kütüphanesi, ODTÜ Kütüphanesi, İş Bankası Kütüphanesi ve bazen de mecburen evde ders çalışıyor bu yoğun süreçte... Birlikte değişik kütüphaneleri deniyoruz.  Z Nesli olmasına rağmen, logolu karton kutuda içilen süt köpüklü macchiato eşliğinde ciks Starbuckslarda MacBook veya Ipad eşliğinde dışarıdan bakılınca ders çalışıyormuş havası verilen cool "yeni nesil" kaf...