Ey Hayat
Eğitim ve bilgiyi aktarma süreci içerisindeki en zor üst aşama basitleştirme ve kolay bir biçimde konuyu başkalarına ifade etme aşaması bence. Elbette bu süreçte pek çok diğer adım söz konusu anlamaya ve kavramaya dair.
Eğitim bilimleri alanında ders alanlar bilir Bloom taksonomisinin adımlarını: Bilgi > Kavrama > Uygulama > Analiz > Sentez ve son olarak > Değerlendirme Basamağı. Bunlara eklenecek daha şumüllü adım ise tüm bunları kendimize en basit bir biçimde nasıl anlatıp kabul ettirebileceğimiz; hayatın anlamını basitçe anlama ve içselleştireme adımı olacaktır; o meş'um ve kitaplarda bir türlü zikredilmeyen adım!!!
Konuyu hayatı anlama, kavrama ve yorumlama açısından değerlendirmeye çalışınca, ümitsizlik ve belirsizlik hissi yaşıyoruz bazen. Pek çok gaile ile birlikte, dert, tasa, endişe ve çözümsüzlük sarmalı içinde buluyoruz kendimizi. Bir de fare yarışı denen (rat race) gündelik hayat koşuşturmacası ve yükü bizleri daha da derinlere ve diplere doğru gömüyor aydınlığa ve ışığa çıkaracağı yerde; bir kaç mülke sahip olmak için hemen her şeyimizden feragat eder hale geliyoruz; sağlığımız, sinirlerimiz, mutluluğumuz, hayallerimiz birer birer uzaklaşıyor, ufalanıyor, sonra da bir toz bulutuna dönüşüp sonsuzlukta eriyip gidiyor.
Hayatı anlamlandırmak için galiba en çok ihtiyaç duyduğumuz şey bir hedef sahibi olmak; belirli, ulaşılabilir ve de ulaşıldığında da artık tatmin edici ve kemale ermiş olan bir hedef elbette. Elde edildiğinde, yeni ve daha uzak ve daha büyük amaçlar doğuran müphem bir imge ve hülya değil, mutlu ve mutmain eden; artık durabilirim dediğiniz amaçlardan bahsediyorum.
Pek çok ünlü ve maddi olarak zengin; finansal olarak çok güçlü, aynı zamanda da haris ve tamahkar bu insanların aslında zannedildiği kadar da mutlu ve mutmain olmadığını görüyorsunuz. Kamera karşısında kendilerine samimi bir biçimde içlerini dökme fırsatı verildiğinde; ne kadar çocuklaştıklarını ve mutsuzluklarını ağlayarak anlattıklarına şahit oluyorsunuz. Buradaki soru; sona yaklaşmadan ve terk-i diyar eylemeden artık ben istediğimi buldum, hedefimi gerçekleştirdim aşamasına gelmiş olmak.
Ölüm yatağında pişmanlıklarını paylaşan insanların nelerden yakındıklarını okuyoruz bazen. En meşhuru da beş pişmanlık olarak özetlenmiş bir kişisel blogta yazılı ve Bronnie Ware isimli bir hemşireye ait notlar. Kendisi ölüm döşeğindeki hastaların son 12 haftasını geçirdiği palyatif ünitede 8 yıl hastalarla tek tek sohbet etmiş bir hemşire.
Onların ölmeden önce en çok neden pişman olduklarını anlamaya çalışmış bu süreçte onları dinlerken. Bulduklarını büyük bir titizlikle tasnif edip kişisel blogunda paylaşmış; bir kez daha paylaşmakta yarar var bilmeyenler için: "ey hayat birbirimizi tanıyamadan ayrılıyoruz galiba" demeden önce:
1. Keşke hayallerimden vazgeçmeseydim!
2. Keşke aşırı yoğun çalışmasaydım!
3. Keşke duygularımı ifade etme cesaretini gösterseydim!
4. Keşke dostlarımla bağımı korusaydım!
5. Keşke kendime mutlu olmak için daha fazla fırsat verseydim!
Eminim ki hepimizin hayatında pek çok keşke var. Hem de pek çok. İşin sırrı keşke sayısını iyiki hanesine yazabilmekte. Galiba hayatı anlama konusunda basitleştirme aşaması bu noktada kendini gösterecek. Keşke mutlu olmak için kendi iç sesimizi daha çok dinleyip başkalarının zenginliği ve bencil ve tek taraflı mutluluğu için kendimizden bu kadar çok feda etmeseydik demeden önce; iyi ki kendi mutluluğum için bunu yapmışım diyenlerden olmamız temennisi ile nice güzel günlere...
Yorumlar
Yorum Gönder