Ana içeriğe atla

Damladaki Okyanus Olmak...


Damladaki Okyanus Olmak...

Bugün Cuma. Dahil olduğum bir kaç WhatsApp grubu var. Eski lise mezunları grubu, iş ile ilgili bir kaç grup ve mini kardeşler grubu. Oldukça az sayıda. Bir de bir kaç sepsessiz grup var, nadiren paylaşım yapılan. İş ile ilgili gruplarda prensip kararı gereği bu tip mesajları paylaşmıyoruz. Elbette akrabalardan münferit Cuma paylaşımları geliyor. Çoğu bildiğiniz tarzda resim ve yazıyla bezeli, kelimenin iştikâkı ise yok olmuş yüzlerce yıl önce ...

Aylardır hiç ses çıkmayan lise grubundan; duruşunu çok sevdiğim bir lise arkadaşım sadece bir cümle paylaşmış bu sabah. "Denizden bir bardak su al, işte o bir bardak su sensin; şimdi o suyu tekrar denize dök hadi kendini ara bul"... Arabî'nin bu ağır sözü bana hala idrâk etmekte zorlandığım Rumî'den başka bir cümleyi çağrıştırdı, illiyet bağı olan:

"Kendini okyanusta bir damla sanma. Sen o damlanın içindeki kocaman okyanussun!" 

İki söz de o kadar ağır ki. Eziyor insanı. Hercümerç ediyor ve ilmik ilmik ayrıştırıyor düşünürken. Kendini bilmek ve kendinde yok olmak ve tekrar kendinde kendini bulmak nedir sorusunu kazıyor zihnimize; hem apansız hem de mütemadiyen...

İnsan ismiyle müsemmadır sözüne inanan ve isminin anlamı 'okyanus' olan birisi olarak, daha da derinlere inmek zorunda hissediyorum kendimi; bu sözler karşında. Koca okyanusta bir damla nedir ki? Acz bundan daha iyi nasıl tarif edilir? Sonsuzlukta yok olmak ile muteradif ...

Damlanın içindeki okyanus olmak ve kendi dalgaları ile boğuşup, sonra da kendi kıyılarını yalayan akıntılara gark olmadan sahile çıkıp kendine bakmak. İçsel bir yolculuk bu: deniz, su ve damla metaforuyla ancak bu kadar anlatılabilirdi insanın anlam arayışı...

Akıl ve zihin de tıpkı kâinatın kendisi gibi sonsuz. Yaratıcılık ise bize bahşedilmiş büyük bir nimet. Aklın dehlizlerinde yapılan şiirsel yolculukların sonunda bulduğunuz o güzel dingin limanda durun ve istirahat edin. Damlanın içindeki okyanusunuzu sahilden izleyin..

Güzel bir hafta sonu olsun...

Nevfel Baytar
30 Eylül 2022. 
Denizi olmayan Ankara'dan...

#nevfelbaytar
#tesadüföyküleri
#labirenttekimavikelebek
#mahşerinilkyedigünü
#mevlana
#rumi
#arabi


https://www.instagram.com/p/CjH8sBWNGsC/?utm_source=ig_web_copy_link 

Bu blogdaki popüler yayınlar

"Aile" Kavramı Üzerine

"Aile" Kavramı Üzerine Yıllar yıllar önce Bilkent Üniversitesi Edebiyat Fakültesine bağlı olarak, (Faculty of Humanities and Letters), bölüm öğrencilerine "Eleştirel Okuma ve Etkili Sunum" dersleri vermekteydim.  Öğrencilere bir konuyu inceler ve irdelerken, "Socratic Questioning" (ard arda sorular sorarak konunun farklı yönlerini derinleşme denebilir bu kavrama...) denen yöntem ile onları verilen konuyu algılamaya ve farklı cihetlerden ve perspektiflerden konunun "olası farklı yönlerine" bakmaya ve "farklılıkların farkında olmalarını kavratmaya" çalışıyorduk kendi çapımızda.  Bu ders daha sonraki akademik, mesleki ve yöneticilik hayatımda çok ama çok işime yaradı. Yazı yazarken de faydasını gördüm. Özetle öğrendiğim şey basitçe şu oldu: "Her konunun farklı yüzleri ve boyutları olabilir; tek bir cihetten konuya bakmak sığlıktır; zira hayat böyle akmaz, empati de yapmak gerekir..." Ülkenin durumunun farkındasınız. C...

Masal

Masal ... Neden olsun isteriz, Masallardaki aşklar gerçek? Mutlu gülüşler sonsuz, Birliktelikler, sorunsuz? ... Niye çok isteriz hep? O da beni - benim kadar, Ve hatta benden de çok... Daha da çok sevsin diye? ... Nedir karşılıksız aşkları; Bu kadar değerli ve unutulmaz, Kavuşulan aşkları ise sıradan yapan? Nedir aşkı, maşuktan bile kopartan? ... Niye bekleriz hep, tutkuyla sevip de, Karşılık bulamadığımız aşklar; Önümüzde serpilip büyüsün diye, Bilerek ve beyhude bir çırpınış ile? ... Neden çok sevilen anlamaz, Sevildiğini ve değer verildiğini? Bu güzel masalın her harfinin Bizzat kendisi için; yazılıp, çizildiğini?  ... Neden küçümsenir ki sevenin sevgisi? Niye görülmez bülbüle yâr olan gül bahçesi? Niçin hep bir inat, hep bir tafra yüceltir, Ve daha değerli kılar, yarım bırakılan sevgiyi? ... Karşılık almadan sevebilmek, Ne kadar da ilahi ve yücedir, halbuki... Kim, neden heba eder ki aşığının sevgisini? Ve rehberi yapar boş yere kendi ümitsizliğini? ... Sen de biliy...

Bir Pazar Kahvaltısı

Bir Pazar Kahvaltısı  Pazar Yazıları No: 027 Bugün güzel pırıl pırıl ama kasvetli bir Pazar sabahı Ankara'da. Hava açacak birazdan biliyorum. Yeni başlayacak olan yoğun bir haftanın habercisi bugün.  Tatilin son günü. Sabahın erken saatlerinde üniversite sınavına hazırlık koşturmacasına başlayan oğlumu dershanesine bıraktım ve bir U dönüşü ile hemen eve geri döndüm.  Balkonumdan kızıllı morlu yapraklı rengarenk ağaçların kümelendiği yemyeşil koruluğa şöyle bir baktım. Önümde uzanan suni uydukentin yüksek binalarının arasında, karşımdaki tepede göğe yükselen mimari harikası şadırvanlı ve dört minareli cami külliyesine selam verdim uzaktan...  Sonra bir gün önceki sağanak yağmur sonrası gelen tertemiz havayı ciğerlerime çektim. Balkondaki raflarda rengarenk saksılara dizilmiş bitap düşmüş çiçeklerime baktım. Yeniden canlanmaya ihtiyaçları vardı. "Benim gibiler..." diye geçirdim içimden. Kaderdaşlarım benim... Soğuk ve karlı bir Ankara Mart'ında bilmem kaçın...