Ana içeriğe atla

Müzisyen Cinayetinin Düşündürdükleri

Müzisyen Cinayetinin Düşündürdükleri




Türkiye gündemindeki üzücü konulardan birine şahitlik ettik dün hep birlikte. İnsan hayatının değerinin "bir şarkının söylemiş biçimi" kadar ucuzlayabileceğini gördük üstelik de işi teftiş ve düzeltme olan ’müfettiş’ sıfatı taşıyan iki kamu görevlisinin taksirle yaralaması sonucunda yapılmış hunharca bir katliam ile, üstelik bir 'eğlence' mekanı çıkışında... 

Olay çok üzücü zira müzisyen sahnede mesleğini icra eden bir aile babası. Eğitimli ve ekmeğini kazanmaya çalışan bir sanatçı. Katil sürüsü ise Çalışma Bakanlığında iş müfettişi ve mekana kız arkadaşları ile gelen ve daha önce de vukuatlı tipler. Ekip tam bir kaotik kara film karesindeki tiplerden müteşekkil. 

Burada yitirilen hayat ve bunun yol edilme biçimi son derece üzücü ve düşündürücü ve suç sebebi ise inanılmaz mesnetsiz, boş ve anlamsız. Asıl iğrenç olan kısım bu kişilerin teftiş işinde görevli olmaları. Aslında teknik olarak ahlak bekçiliği yapıyorlar. Soruşturma denetleme ve işin doğru yapıldığını kontrol etme demek. Bunu üstelik kamunun iyiliği adına yapmak demek...

İş alanım gereği Ankara'daki bürokrasi ile çok çalıştım. Çok sayıda, farklı bakanlıktaki üst düzey müfettişlere TOEFL ve IELTS dersleri verdim bizzat kendi kurumları içinde. Adı geçen bakanlıkta da çok uzun yıllar önce oldukça elit bilgili ve saygın küçük bir iş müfettişi grubuna TOEFL dersi vermiştim kısa bir süreliğine...Grubun bilgisi nezaketi ve naifliği çok etkilemişti beni. Bu katillerin çalışma hayatına başlamasından çok ama çok uzun zaman önceydi zannederim. 

Teftiş grupları en gözde bürokrasi grubudur Ankara'da. Teknokratlar hep onların içinden çıkar. Aslında özü itibariyle bir tür ahlak ve etik muhafızları, sistemi koruma mekanizmasının devamlılığı için seçilmiş rafine insanlardır müfettişler. Mesleklerinde iyi olmaları yetmez, bir takım etik prensiplere riayet ederek yetiştirilir onlar, usta çırak geleneğiyle. 'Üstat' kavramını çok sık duyarsınız o birimlerde. En azından eskiden devlet aklı ve kurumsal hafıza varken böyle işliyordu buralarda işler. 

Bu sözde müfettiş müsveddelerinin teftiş ettikleri insanlara nasıl davrandığını düşünmek bile istemiyorum. Ya da tersi durumda güce nasıl tapıp mesleğin konumunu nasıl rencide edip manipüle edebileceklerini... 

Burada çok saçma bir sebeple yok edilmiş bir hayat var ve bunun telafisi yok. Ahlâk sahibi birileri el atıp gerekli cezayı vermez ise yapılan bu suçu teftiş etmek artık cehennemin zebanilerine kaldı. İnşallah... 
 

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kaybolan Nesil için Ağıt

Pazar Yazıları No: 062 Kaybolan Nesil için Ağıt ​"A Requiem for a Lost Generation" Uzun süredir yazı yazmaktan imtina ediyordum. Aslında her hafta konular hazırdı aklımda. Pek çok güzel konu ve şiirler uçuşuyordu zihnimde. Nedense hep son anda vaz geçip yazmadım haftalarca.  Hatta bir ara 'Eat, Pray and Love' romanında geçen bir cümle vardı Italyan hayat felsefesini yansıtan "dolce far niente" (the sweetness of doing nothing") yani özetle: Hayatın koşturmacasından uzaklaşıp çabasızca zaman geçirmenin keyfini sürme konusu aklımda idi. "Ignorance is bliss" tadında idi vaz geçtim... Hayalim ise: bir sahil kasabasında kumsala bakıp dalgaları izlemek veya bir parkta öylesine oturmak ve boş hayallere dalmak gibi amaçsız işler peşinde koşmaktı ve üstelik niyetim de bunu yeni aldığım Moka Pot'umda yaptığım filtre kahve eşliğinde yapmanın tadından bahsetmek idi internetten İngilizlerin 'picturesque' (tablo gibi) dedikleri Amalfi...

Aşk mı yoksa Limerans mı?

Aşk mı yoksa Limerans mı? Uzun süredir anlamaya ve tanımlamamaya çalıştığım bir kavram Aşk (baş harfi her daim büyük harfle!). Üzerine milyonlara sayfa yazı, yüzbinlerce şiir yazılmış, binlerce şarkı ve film yapılmış, pek çok insanı da psikolojik yıpranmaya sürüklemiṣ karmaşık bir duygu durumu.  Peki ne kadar gerçek aşk dediğimiz duygu? Bazen bir sanrı, belki de bir yanılsama mı? Bir geçici delilik veya sarhoşluk hali mi? Meczupluk mu aşk? Kendinden vaz geçmek mi? Yoksa kendi narında eriyip yok olmak ve küllerinden yeniden doğmak mı Aşk?  Bu konuların pîrî, üstat Alain de Botton şöyle diyor:  "We end up lonely because we have a wrong theory of love." Yani (yazının hepsini okuduğum için şerh düşerek) aşk hakkında zihnimizde toplumun dayattığı, idealize edilmiş, romantik ve mitleştirilmiş bir hayali beklenti oluştuğu için (kısaca özünde) yanlış bir aşk kuramı ile beklentiye sürüklendiğimiz için eninde sonunda yalnızlık ve hayal kırıklığı ile sonuçlanıyor ilişkil...

Masal

Masal ... Neden olsun isteriz, Masallardaki aşklar gerçek? Mutlu gülüşler sonsuz, Birliktelikler, sorunsuz? ... Niye çok isteriz hep? O da beni - benim kadar, Ve hatta benden de çok... Daha da çok sevsin diye? ... Nedir karşılıksız aşkları; Bu kadar değerli ve unutulmaz, Kavuşulan aşkları ise sıradan yapan? Nedir aşkı, maşuktan bile kopartan? ... Niye bekleriz hep, tutkuyla sevip de, Karşılık bulamadığımız aşklar; Önümüzde serpilip büyüsün diye, Bilerek ve beyhude bir çırpınış ile? ... Neden çok sevilen anlamaz, Sevildiğini ve değer verildiğini? Bu güzel masalın her harfinin Bizzat kendisi için; yazılıp, çizildiğini?  ... Neden küçümsenir ki sevenin sevgisi? Niye görülmez bülbüle yâr olan gül bahçesi? Niçin hep bir inat, hep bir tafra yüceltir, Ve daha değerli kılar, yarım bırakılan sevgiyi? ... Karşılık almadan sevebilmek, Ne kadar da ilahi ve yücedir, halbuki... Kim, neden heba eder ki aşığının sevgisini? Ve rehberi yapar boş yere kendi ümitsizliğini? ... Sen de biliy...