Ana içeriğe atla

Zembilli Hava Yolları

Zembilli Hava Yolları
Görevde Yükselme Sınavı Üzerine Bir Alegori

Dahil olduğum email gruplarından birisinin üzerinden bir gözetmenlik görevi ilanı geldi. Görevde Yükselme Sınavı için ücreti mukabilinde gözetmenlik için eleman arıyordu bir kurum.   

İster istemez, başlığa neresiyle güleceğine o anda karar veremeyen zavallı bedenim malum yerim ile gülmeye fırsat bulamadan - üstelik beynime bile sormadan - benden habersiz püskürerek "ağzıyla" güldü. Az daha elimdeki çay bardağı yere düşecekti. Hemen normal bir insan evladı gibi toparlandım sonra da ciddileşip emailin gerisini okumadan sildim. Ama bir taraftan da çok gurur ve onur duydum kendi kendime. Bu tip sınavların hala var olmasına şaşırmayı bile bırakıp: "En azından sınavın adı bile güzel!" dedim - elbette sessizce fısıldadım kendi kulağıma...
 
İçinde yaşadığım şehrin idari fıtratı gereği burada, merkezî sınavlar haricinde pek çok özel ya da resmi kurum ve kuruluş - gerek kendi içinde gerekse de bağımsız kuruluşlar aracılığıyla - sınav yapar. Geçmişte görevim ve işim gereği ben de pek çok seviye tespit sınavı yazmış ve uygulamış idim. Yıllar önceydi tabi ki...

İşine yarayacak, yapacağı işin içeriğini gerçekten bilen ve de işini doğru yapan elemanlar ile çalışmak zorunda olan kurumsallaşmış ve ciddi özel şirketler ve prestijli kuruluşlar pratik deneme veya demo uygulamalarını ile eşgüdümlü veya eşanlı mülakat da yaparlar. İşi bilmeyen ve ehil olmayan kişilere görevi teslim etmenin maliyetinin ne kadar büyük olduğunu akıl sahibi işverenler ve yöneticiler çok iyi bilir zira... 

Ancak nepotizmin yoğun olduğu tüm kültür ve coğrafyalarda bu durum maalesef farklı saiklerin etkisiyle böyle işlemez. İşlemesine de izin verilmez. O nedenle tıpkı Jonathan Swift'in "A Modest Proposal" adlı kısacık satirik ve komik eserinde olduğu gibi ben de Naçizane Bir Teklif ile isim değişikliği sunmak istedim. Bu isim değişikliği önerisi tüm dünya coğrafyasında görevde yükselme kıstasları için geçerli. Çok övdüğümüz batı medeniyeti de dahil.   

İlk isim değişikliği önerimden vazgeçtim çabucak. "Paraşütle Göreve İnme" önerisini ben bile makul bulmadım. Zira paraşüt ile inmek için çok ciddi bir eğitim ve hazırlık gerekiyordu. Üstelik bir taraflarını - görev atamalarında beyin dahil tüm organlardan daha önemli organ olan kıç dahil - kırma riski de mevcut. Ama bu tip göreve "yükselmeler" - pardon dil sürçmesi oldu düzeltiyorum "göreve indirilmeler" tereyağından kıl çeker gibi olmak zorunda. Göreve gelen kişinin zorlanması ve riskli iş yapması uygun değildir. Ne de olsa yakın ve akraba fırçasına maruz kalıp mabadı çizdirme riski de var işin ucunda. 

Sonra düşünüp en ideal ismi buldum. Bence "Gökten Zembille İnme" adı bu tip göreve yükselmeler için en ideal tanımlama. Üç sebepten dolayı bu isim daha uygun zannımca: 

1) Gök kelimesinin içinde ister istemez tanrısal bir anlam gizli. Yüce bir makam ile alttaki güruh arasına mesafe bırakıyorsunuz. İngilizce de 'celestial' denen ya da eski tabirle 'semavi bir hava' ve atmosfer var. Siz ne kadar beceriksiz de olsanız sonuçta gökten geliyorsunuz. Tanrının eli bir yerinize temas etmiş neticede. Bakın burası çok önemli. 
2) Zembil kullanıyorsunuz üstelik. Zembil bir tür hasırdan örülmüş kulplu torba. Yani kuş yuvası gibi sıcacık üstelik muhteşem kıçınızı sarıp sarmalıyor. Paraşütteki gibi açıkta değil kıçınız. Üstelik kulpları tutmak için de uygun. Yükselmek için bir yerleri tutmak çok önemli zira. Maazallah - Allah nazarlardan saklasın cümlemizi... Kıç önemli tabii... 
3) Son olarak "inmek" mastar fiili en mühim kısım. Çünkü bu tamlamada hareket ve eylem gerektiren tek kelime bu. "Çıkmak" eylem olarak zor ve meşakkatli. "Yükselmek" iyice zor. Sürekli çıkıyor olmanız gerekiyor yükselmek için. Fizik kuralları gereği eğimli zeminde hareket ederken yer çekimine karşı enerji harcamanız gerekir. Sürtünme katsayısı artar zira. Yukarı çıktıkça oksijen azalır ve yalnızlık artarak çoğalır. 

İniş başta biraz yadırganır inilen bölge sakinleri tarafından. Zira Mars'a inmiş bir alien gibi olur inen. Yukarıdaki "tanıdık" dayıoğlunuz sizi oraya bırakıp gitmiştir neticede. Saygı uyandırmak; bilginiz ve beceriniz ile kimseyi etkilemek zorunda olmadığınız için siz de çabuk alışırsınız ahkam kesmeye. Saçma sapan ve konudan çok uzak yaptığınız boş yorumlar kimsenin kulağını tırmalamaz bir süre sonra. "He he" ve sırıtık yüz ifadesine alışıktır tescilli zembil sahibi. "Vizyon, bakış açısı, öngörü, kişisel gelişim, toplumsal fayda" gibi sözcükler zaten bu zembilli turistlerin gezi turu lügatına hiç girmemiştir...

Öte yandan, zaten sizi oraya zembille indiren de başka bir havayolunun 'taklacı' sefer sayılı zembili ile geldiği için size çok teknik bilgi verebilecek durumda ve kalibrede de değildir. O da dahil herkes kendi - mabadını ; çok pardon otomatik klavye sürçmesi oldu - gününü kurtarmak ile meşguldür sadece...  

Sonuçta, birilerinin avuçlarının içine yuvalanan kıç yanakları pek zarar görmez inme esnasında. İleri de başkaları tarafından yıkanıp yağlanması için pür -ü pak durması gerekir mabad-ül-kebir haşmetlisinin... Uzaktan topaç gibi parlak ve ışıldaklı görünmesi gerekir en önemli bu organın. Başka organların pek önemi yoktur kimsede kullanmanızı beklemez zaten. Kafayı yormak zor iş zaten...

Olan bu görevi en çok hak eden, üslup ve akıl sahibi ve de iyi niyetli çalışkan insanların şevkine olur. Zamanla onlar kurumlarına küser - içlerinden bir şey yapmak gelmez, yapsalar da anlayacak ve takdir edecek birisi zaten yoktur ortalarda. O sırada zaten iş güçten bi-haber olan onlar size değil de pencereden daha yukarıya bakmakla meşguldür - her an uygun zembilin geçişini yakalayıp içine oturmak için. Bedavaya bindikleri bu koltuklardan bir de takdir edilmeyi bekler bu biletsiz zembilli eşrafı...

Oysa bu söz şiar olmalı onurlu her insan için: 

İnsanın kanatları çabasıdır. 

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kaybolan Nesil için Ağıt

Pazar Yazıları No: 062 Kaybolan Nesil için Ağıt ​"A Requiem for a Lost Generation" Uzun süredir yazı yazmaktan imtina ediyordum. Aslında her hafta konular hazırdı aklımda. Pek çok güzel konu ve şiirler uçuşuyordu zihnimde. Nedense hep son anda vaz geçip yazmadım haftalarca.  Hatta bir ara 'Eat, Pray and Love' romanında geçen bir cümle vardı Italyan hayat felsefesini yansıtan "dolce far niente" (the sweetness of doing nothing") yani özetle: Hayatın koşturmacasından uzaklaşıp çabasızca zaman geçirmenin keyfini sürme konusu aklımda idi. "Ignorance is bliss" tadında idi vaz geçtim... Hayalim ise: bir sahil kasabasında kumsala bakıp dalgaları izlemek veya bir parkta öylesine oturmak ve boş hayallere dalmak gibi amaçsız işler peşinde koşmaktı ve üstelik niyetim de bunu yeni aldığım Moka Pot'umda yaptığım filtre kahve eşliğinde yapmanın tadından bahsetmek idi internetten İngilizlerin 'picturesque' (tablo gibi) dedikleri Amalfi...

Aşk mı yoksa Limerans mı?

Aşk mı yoksa Limerans mı? Uzun süredir anlamaya ve tanımlamamaya çalıştığım bir kavram Aşk (baş harfi her daim büyük harfle!). Üzerine milyonlara sayfa yazı, yüzbinlerce şiir yazılmış, binlerce şarkı ve film yapılmış, pek çok insanı da psikolojik yıpranmaya sürüklemiṣ karmaşık bir duygu durumu.  Peki ne kadar gerçek aşk dediğimiz duygu? Bazen bir sanrı, belki de bir yanılsama mı? Bir geçici delilik veya sarhoşluk hali mi? Meczupluk mu aşk? Kendinden vaz geçmek mi? Yoksa kendi narında eriyip yok olmak ve küllerinden yeniden doğmak mı Aşk?  Bu konuların pîrî, üstat Alain de Botton şöyle diyor:  "We end up lonely because we have a wrong theory of love." Yani (yazının hepsini okuduğum için şerh düşerek) aşk hakkında zihnimizde toplumun dayattığı, idealize edilmiş, romantik ve mitleştirilmiş bir hayali beklenti oluştuğu için (kısaca özünde) yanlış bir aşk kuramı ile beklentiye sürüklendiğimiz için eninde sonunda yalnızlık ve hayal kırıklığı ile sonuçlanıyor ilişkil...

Masal

Masal ... Neden olsun isteriz, Masallardaki aşklar gerçek? Mutlu gülüşler sonsuz, Birliktelikler, sorunsuz? ... Niye çok isteriz hep? O da beni - benim kadar, Ve hatta benden de çok... Daha da çok sevsin diye? ... Nedir karşılıksız aşkları; Bu kadar değerli ve unutulmaz, Kavuşulan aşkları ise sıradan yapan? Nedir aşkı, maşuktan bile kopartan? ... Niye bekleriz hep, tutkuyla sevip de, Karşılık bulamadığımız aşklar; Önümüzde serpilip büyüsün diye, Bilerek ve beyhude bir çırpınış ile? ... Neden çok sevilen anlamaz, Sevildiğini ve değer verildiğini? Bu güzel masalın her harfinin Bizzat kendisi için; yazılıp, çizildiğini?  ... Neden küçümsenir ki sevenin sevgisi? Niye görülmez bülbüle yâr olan gül bahçesi? Niçin hep bir inat, hep bir tafra yüceltir, Ve daha değerli kılar, yarım bırakılan sevgiyi? ... Karşılık almadan sevebilmek, Ne kadar da ilahi ve yücedir, halbuki... Kim, neden heba eder ki aşığının sevgisini? Ve rehberi yapar boş yere kendi ümitsizliğini? ... Sen de biliy...