Ana içeriğe atla

Öğretmenlik Üzerine

Öğretmenlik Üzerine

Çok klişe bir ifade olacak belki ama; "öğretmenlik yeryüzünün en kutsal mesleği". Bu tespite canı gönülden inanıyorum. Bir şekilde formal ya da informal eğitim gören herkesin en az bir öğretmen geçmişi var. Hayatımız üzerinde en derin iz bırakanlar arasında yer alıyor öğretmenler. 

Kategorik olarak ben de - üniversite de çalışıyor olmama rağmen - öğretmen kabul edilebilirim. Mesleğimi soran kimselere hep sadece 'öğretmen' olduğumu söyledim. Sohbet ilerler ise İngilizce öğretmeni olduğumu, sorular daha da derinleşir ise son kertede üniversitede öğretim görevlisi olduğumu söylüyorum. Mesleğimi övmeye çalışanlara ise bir düzeltme ile cevap verdim hep: "Gerçek öğretmenler biz değiliz. Kutsal olan ilkokul öğretmenliği, biz sadece eğitilmiş insanlara yön verebiliriz ancak, eğitinler ve öğretmen ismini en çok hak edenler ilköğretimde ders verenlerdir!" 

İlkokul öğretmeni seçimi sadece akademik anlamda değil, aynı zamanda çocuğun ruhsal, zihinsel ve bilişsel gelişimi açısından da çok önemli. Okulu, eğitimi ve öğrenmeyi sevdirenler ya da okuldan ve eğitimden en başta soğumanıza yol açabilecek kadar da derin iz bırakanlar ilkokul öğretmenlerimiz. Elbette sonrasında, ortaokul ve lisede bizi etkileyen hocalarımız hep oldu. Üniversite eğitimi ise daha farklı. Bilinç ve yön kazandırma devreye giriyor akademik alanda yaş ilerledikçe. 

İlkokula Gemlik 11 Eylül İlkokulundaki başladım. Google'dan araştırdım ancak kendisi hakkında hiç bir bilgi bulamadım. Muhtemelen evlenip soyadı değişti ya da görevine başka yerde devam etti... Güzel öğretmenimizin adı Özden Akıt idi. Çok seviyordum onu. Tabiri caizse, uzaktan platonik olarak aşık olduğumu bile söyleyebilirim. Uzun siyah saçları iri kocaman gözleri ve dikkat çekici hokka bir burnu vardı. Hep güzel giyinirdi; açık renkli tayyörler genelde. Ben ise inanılmaz derecede çelimsiz; ufak tefek bir çocuktum. 18 kiloydum ve 28 numara ayakkabı giydiğimi hatırlıyorum ikinci sınıfta. Annemin diktiği kara önlük ve beyaz yakayı beş yıl boyunca giydim. Kartondan yapılma üstü cilt bezi ile kaplı çantamı da beş yıl aralıksız kullanmıştım. 

Sonra babam Termik Santralinde çalışmaya başlayınca, Yatağan'a taşındık ilkokul üçün ilk ayı içinde. Evimiz Atatürk Ilkokuluna sadece 10 metre uzaktaydı. Öğretmenimiz Gülay Gök idi. Eşi Orhan Gök'de aynı okulda öğretmendi. Sonra araştırınca okula müdür olduğunu öğrendim Orhan Bey'in. Ikisinin de üzerimde emekleri çoktur. Atatürk'ün 100. doğum yılı vesilesiyle il çapında yapılan bilgi yarışmasında okul temsilcisi seçilmiştim. Orhan öğretmen özellikle ilgileniyordu. Yarışmaya hazırlanmak için derslere bile almıyorlardı. Çocuk aklı işte; herkes derste iken koca bahçede seçilen diğer iki çocuk ile birlikte (tüccar Ömer Amcanın oğlu İlker ve Komiserin oğlu İbrahim) bahçedeki zeytin ve dut ağaçlarının altında kovalamaca oynuyorduk test çözmek yerine... 

Ortaokuldaki edebiyat öğretmenim Gülümser Şakrak ve Almanca hocam Şahin Kürklü'yü çok sevmiştim. Yıllar sonra Facebook'tan beni bulup eklemişti Gülümser hocam. İkisini de dili çok sevdirmişti bana. Hediye kitap ve dergiler vererek teşvik etmişlerdi bizi. Hiç bir bilgi bulamadım kendilerine dair sonra...

Kariyer olarak mühendisliği bırakarak öğretmenliği seçtim. Tekrar dünyaya gelsem meslek olarak yine öğretmen olmayı seçerdim. İnsana bu kadar çok dokunan ve mutlu eden çok az meslek vardır zannederim. 

Şimdiden tüm öğretmenlerin gününü kutluyorum. Fazlasıyla hak ediyorlar bu güzel günü...


  

Bu blogdaki popüler yayınlar

"Aile" Kavramı Üzerine

"Aile" Kavramı Üzerine Yıllar yıllar önce Bilkent Üniversitesi Edebiyat Fakültesine bağlı olarak, (Faculty of Humanities and Letters), bölüm öğrencilerine "Eleştirel Okuma ve Etkili Sunum" dersleri vermekteydim.  Öğrencilere bir konuyu inceler ve irdelerken, "Socratic Questioning" (ard arda sorular sorarak konunun farklı yönlerini derinleşme denebilir bu kavrama...) denen yöntem ile onları verilen konuyu algılamaya ve farklı cihetlerden ve perspektiflerden konunun "olası farklı yönlerine" bakmaya ve "farklılıkların farkında olmalarını kavratmaya" çalışıyorduk kendi çapımızda.  Bu ders daha sonraki akademik, mesleki ve yöneticilik hayatımda çok ama çok işime yaradı. Yazı yazarken de faydasını gördüm. Özetle öğrendiğim şey basitçe şu oldu: "Her konunun farklı yüzleri ve boyutları olabilir; tek bir cihetten konuya bakmak sığlıktır; zira hayat böyle akmaz, empati de yapmak gerekir..." Ülkenin durumunun farkındasınız. C...

Masal

Masal ... Neden olsun isteriz, Masallardaki aşklar gerçek? Mutlu gülüşler sonsuz, Birliktelikler, sorunsuz? ... Niye çok isteriz hep? O da beni - benim kadar, Ve hatta benden de çok... Daha da çok sevsin diye? ... Nedir karşılıksız aşkları; Bu kadar değerli ve unutulmaz, Kavuşulan aşkları ise sıradan yapan? Nedir aşkı, maşuktan bile kopartan? ... Niye bekleriz hep, tutkuyla sevip de, Karşılık bulamadığımız aşklar; Önümüzde serpilip büyüsün diye, Bilerek ve beyhude bir çırpınış ile? ... Neden çok sevilen anlamaz, Sevildiğini ve değer verildiğini? Bu güzel masalın her harfinin Bizzat kendisi için; yazılıp, çizildiğini?  ... Neden küçümsenir ki sevenin sevgisi? Niye görülmez bülbüle yâr olan gül bahçesi? Niçin hep bir inat, hep bir tafra yüceltir, Ve daha değerli kılar, yarım bırakılan sevgiyi? ... Karşılık almadan sevebilmek, Ne kadar da ilahi ve yücedir, halbuki... Kim, neden heba eder ki aşığının sevgisini? Ve rehberi yapar boş yere kendi ümitsizliğini? ... Sen de biliy...

Bir Pazar Kahvaltısı

Bir Pazar Kahvaltısı  Pazar Yazıları No: 027 Bugün güzel pırıl pırıl ama kasvetli bir Pazar sabahı Ankara'da. Hava açacak birazdan biliyorum. Yeni başlayacak olan yoğun bir haftanın habercisi bugün.  Tatilin son günü. Sabahın erken saatlerinde üniversite sınavına hazırlık koşturmacasına başlayan oğlumu dershanesine bıraktım ve bir U dönüşü ile hemen eve geri döndüm.  Balkonumdan kızıllı morlu yapraklı rengarenk ağaçların kümelendiği yemyeşil koruluğa şöyle bir baktım. Önümde uzanan suni uydukentin yüksek binalarının arasında, karşımdaki tepede göğe yükselen mimari harikası şadırvanlı ve dört minareli cami külliyesine selam verdim uzaktan...  Sonra bir gün önceki sağanak yağmur sonrası gelen tertemiz havayı ciğerlerime çektim. Balkondaki raflarda rengarenk saksılara dizilmiş bitap düşmüş çiçeklerime baktım. Yeniden canlanmaya ihtiyaçları vardı. "Benim gibiler..." diye geçirdim içimden. Kaderdaşlarım benim... Soğuk ve karlı bir Ankara Mart'ında bilmem kaçın...