Ana içeriğe atla

Minik Bir Kaçamak

Minik Bir Kaçamak 
Hayatı güzel kılan detaylardan birisi de size mutluluk ve keyif veren bir faaliyeti yapmak; güzel bir şey görmek, hoş bir iç kıpırtısı yaşamak olabilir yaşama dair. Kocaman hediyelerden, büyük başarılardan, devasa değişiklilerden bahsetmiyorum. Oldukça sade, basit ve sıradan mini mutluluklardan bahsediyorum. 

Doğamızda var bu galiba. Kimi zaman gün içinde duyulan güzel bir söz, ufak bir takdir edilme beyanı, sevdiğiniz bir dostunuzdan gelen basit bir n'aber mesajı bile mutluluk verebilir ve bir gülümseme yaratabilir dudak kenarlarınızda.  Bunların hiç birinin maddi ve parasal değeri olan alengirli ve tumturaklı şeyler olması da gerekmiyor. Hem de hiç... Hayat bu tip küçük şeylerin sayısının artmasıyla güzelleşiyor, tatlı bir hâl alıyor...

Bazen yoğun bir iş gününün ardından ufak bir kaçamak yapıp kendini şımartmak istiyor insan. Sevdiğiniz bir şeyi yapmak kast ettiğim. O kadar. Herkes için bu çok farklı olabilir; çeşitliliğin sınırı da yok. Alabildiğince basit düşünecek olursak bazen bu kendinize aldığınız bir fındıklı gofret bile olabilir hele de diyette olduğunuzu düşündüğünüz bir zamanda kaçamak etkisi yapacaksa! Kimisi için bu bir pralin çikolata, ucuz da olsa bir basit takı, küçücük bir alışveriş, bir yudum demli çayın damakta bıraktığı tat, yüzünüzü yalayan güneş ışığının ılık nefesi, dökülen yaprakların çimler üzerindeki rengarenk tablomsu ahengi, sokaktan geken çocuk cıvıltıları, daldaki minik serçenin ürkek hali, mahalle esnafıyla yaptığınız sıcak sohbet ve keyifle izlediğiniz komik bir video bile olabilir.  

Uzun süredir alışveriş merkezlerine gitmiyordum. Denizi, nehri ve içinde bir gölü olmayan başkent Ankara'da maalesef 42 alışveriş merkezi varmış. Modern şehir insanının laneti gibi bir şey... En yakın olana gittim iş çıkışı. Değişiklik olsun diye. Kişisel olarak teknoloji mağazalarını gezmeyi seviyorum. Yeni teknolojik ürünlere bakmayı da küçüklüğümden beri sevdim hep... Bu arada teknolojik her şey çok pahalı olmuş - inanılmaz rakamlar (en azından kendi adıma!) Hızlı bir teknoloji turunun ardından mağazada önümde yürüyen çiftin elinde bir kapsül kahve makinesi gördüm. Satıcı ısrarla yeni açılmış çok bilindik bir kapsül kahve markasının mağazasını öneriyordu bir üst katta bulunan... Çiftten önce mağazayı buldum. Ankara'daki iki mağazadan birisi imiş. 

Yabancı müşteriler vardı içeride. Kasiyer kız İngilizce bilgi veriyordu yabancı çifte üyelik sistemi ile ilgili. Diğer erkek satış asistanı nazik bir biçimde yardımcı olabileceğini söyledi. Ürünlerin aroması, yeni çıkan sınırlı serilerin içerikleri, Türk damak tadına uygun özel üretilen yeni aromalı kahveden, Robustaların içim sertliğinden, odunsu ve çiçekli tatlardan, cihazların farklı bar basınç aralığından bahsetti uzunca ve keyifle. 6-13 numara arasında değişen kavrulma yöntemlerini konuştuk, sert Kazaar ile son bulan serinin daha yumuşak içimli olanlarına kadar uzayan bir karşılıklı sohbet oldu... Sisteme kayıtlı nispeten de kısmî barista bilgisi olan eski bir müşteri bulmanın verdiği etkiyle olsa gerek denemem için yeni bir kahve ikram etti uzun süren keyifli ve renkli sohbetin ardından. 

Alanında bilgili bir iş sahibinden yeni ve farklı şeyler öğrenmenin - nüansları bilmenin ve paylaşmanın keyfi ayrı bir mutluluk verdi. Çok farklı bir konuda bilgi paylaşmanın ne kadar hoş olduğunu hissettim. Bir yandan da üzüldüm kahvenin serüvenini konuşurken; Osmanlı üzerinden Venedik'e uzanan kahvenin Avrupa yolculuğunu konuşurken bu konuda en iyi iki ulusun İtalyanlar ve İsviçreliler olması; kahve üreticisi ülkelerin hala yoksulluk içinde olması ve madalyonun arka yüzünde korkunç bir çağdaş sömürü düzeninin olmasını düşündüm öte yandan...  Değişik hislerle çıktım dükkandan dilimde keskin bir kahve aroması tadıyla... 

  

Bu blogdaki popüler yayınlar

"Aile" Kavramı Üzerine

"Aile" Kavramı Üzerine Yıllar yıllar önce Bilkent Üniversitesi Edebiyat Fakültesine bağlı olarak, (Faculty of Humanities and Letters), bölüm öğrencilerine "Eleştirel Okuma ve Etkili Sunum" dersleri vermekteydim.  Öğrencilere bir konuyu inceler ve irdelerken, "Socratic Questioning" (ard arda sorular sorarak konunun farklı yönlerini derinleşme denebilir bu kavrama...) denen yöntem ile onları verilen konuyu algılamaya ve farklı cihetlerden ve perspektiflerden konunun "olası farklı yönlerine" bakmaya ve "farklılıkların farkında olmalarını kavratmaya" çalışıyorduk kendi çapımızda.  Bu ders daha sonraki akademik, mesleki ve yöneticilik hayatımda çok ama çok işime yaradı. Yazı yazarken de faydasını gördüm. Özetle öğrendiğim şey basitçe şu oldu: "Her konunun farklı yüzleri ve boyutları olabilir; tek bir cihetten konuya bakmak sığlıktır; zira hayat böyle akmaz, empati de yapmak gerekir..." Ülkenin durumunun farkındasınız. C...

Masal

Masal ... Neden olsun isteriz, Masallardaki aşklar gerçek? Mutlu gülüşler sonsuz, Birliktelikler, sorunsuz? ... Niye çok isteriz hep? O da beni - benim kadar, Ve hatta benden de çok... Daha da çok sevsin diye? ... Nedir karşılıksız aşkları; Bu kadar değerli ve unutulmaz, Kavuşulan aşkları ise sıradan yapan? Nedir aşkı, maşuktan bile kopartan? ... Niye bekleriz hep, tutkuyla sevip de, Karşılık bulamadığımız aşklar; Önümüzde serpilip büyüsün diye, Bilerek ve beyhude bir çırpınış ile? ... Neden çok sevilen anlamaz, Sevildiğini ve değer verildiğini? Bu güzel masalın her harfinin Bizzat kendisi için; yazılıp, çizildiğini?  ... Neden küçümsenir ki sevenin sevgisi? Niye görülmez bülbüle yâr olan gül bahçesi? Niçin hep bir inat, hep bir tafra yüceltir, Ve daha değerli kılar, yarım bırakılan sevgiyi? ... Karşılık almadan sevebilmek, Ne kadar da ilahi ve yücedir, halbuki... Kim, neden heba eder ki aşığının sevgisini? Ve rehberi yapar boş yere kendi ümitsizliğini? ... Sen de biliy...

Bir Pazar Kahvaltısı

Bir Pazar Kahvaltısı  Pazar Yazıları No: 027 Bugün güzel pırıl pırıl ama kasvetli bir Pazar sabahı Ankara'da. Hava açacak birazdan biliyorum. Yeni başlayacak olan yoğun bir haftanın habercisi bugün.  Tatilin son günü. Sabahın erken saatlerinde üniversite sınavına hazırlık koşturmacasına başlayan oğlumu dershanesine bıraktım ve bir U dönüşü ile hemen eve geri döndüm.  Balkonumdan kızıllı morlu yapraklı rengarenk ağaçların kümelendiği yemyeşil koruluğa şöyle bir baktım. Önümde uzanan suni uydukentin yüksek binalarının arasında, karşımdaki tepede göğe yükselen mimari harikası şadırvanlı ve dört minareli cami külliyesine selam verdim uzaktan...  Sonra bir gün önceki sağanak yağmur sonrası gelen tertemiz havayı ciğerlerime çektim. Balkondaki raflarda rengarenk saksılara dizilmiş bitap düşmüş çiçeklerime baktım. Yeniden canlanmaya ihtiyaçları vardı. "Benim gibiler..." diye geçirdim içimden. Kaderdaşlarım benim... Soğuk ve karlı bir Ankara Mart'ında bilmem kaçın...