Ana içeriğe atla

Pişmanlık, Mark Twain ve Robert Frost...

Pişmanlık, Mark Twain ve Robert Frost... 
Bugün sosyal medya sayfaları arasında gezinirken bir paylaşım çıktı önüme. Tom Sawyer ve Huckleberry Finn adlı çocuk macera kitaplarının yazarı Mark Twain'in resmiyle birlikte paylaşılmış. Ömrümüz vefa eder mi bilinmez ama şöyle demiş ciddi bir üslup kullanan mizahçı yazar:

"Bundan yirmi yıl sonra yaptıklarınızdan daha çok yapmadıklarınız için hayal kırıklığına uğrayacaksınız. O yüzden halatları atın, güvenli limandan uzaklaşın, alize rüzgarlarını yelkenlerinize doldurun; hayal edin ve keşfedin!" 

Gemi, yelken, rüzgar, liman ve tecrübeye dair metaforlar çok yapılıyor hayata dair aforizma sayfalarında ünlü yazar ve şairlerden alıntılar eşliğinde. Denizlerin üzerinde çok sert esen ve çöllerden kopup gelen uzun süreli ve mesafeli esebilen etkili rüzgarlar imiş alizeler.  

Pişmanlık içindeki p ve ş harfleri yüzünden Farsça olduğunu tahmin ettiğim bir kelime idi: geri/arka düşünen anlamına geliyormuş Pehlevice'de. Yani arkaya bakıp düşünmek, üzülmek ve tekrar düşünerek acı çekmek pişmanlığın başlıca sebebi olsa gerek. Eyyamcı ve Carpe Diemci bir hayat görüşü ile sürekli eğlenen - eller havaya -şabbi modunda bir yaşam anlayışından da bahsetmiyorum. Elbette geri dönüp mazide kalan hataların muhasebesini yapmak, sonra pişman olmak ve öğrenerek tecrübe kazanarak, ders çıkarmak ve tekrar benzer hatalar yapmamak insanı, diğer öğrenen canlılardan farklı ve üstün kılıyor zannederim. 

Başlıkta yer alan Robert Frost çok bilinen Amerikalı bir şair. Lisans öğrencisi iken bir kompozisyon dersi almıştık ikinci sınıfta; Robert College ve Berkeley mezunu, tüm bölüm öğrencilerine düşük notlarıyla kök söktüren ve aslında sürekli yorum yapmayı ve eleştirel düşünmeyi teşvik eden İngiliz Dili edebiyatçısı bir profesörden. Bir semester boyunca aynı şiiri, defalarca hatim edip, okuyup, düşünüp üstüne yazı yazmıştık sürekli o tek ve aynı şiir ile ilgili. Üç ay boyunca... Edebiyat antolojilerinde çok ünlü bir şiirdir; "The Road Not Taken". Seçilmeyen veya Gidilmeyen Yol diye çevrilebilir Türkçe'ye. Merak edenler için çevirisini de yapılmış bir web sayfasında: http://www.hemeningilizce.com/ingilizce-ders/gidilmeyen-yol

Bu sembolik göndermeler ile dolu şiirin son dörtlüğünde bir mesaj verilir okuyucuya [düzeltmeler yaptım kendimce webteki çeviri metninde]: 

"İç çekerek anlatacağım size bunu, belki bundan yıllar yıllar sonra bir yerlerde;
Yolum ikiye ayrılmıştı o gün ormanda ve ben-
Daha az seçilmiş olan yoldan gittim.
Ve bütün farkı yaratan da bu oldu işte..."

Başlıktaki üç ifadeyi birleştirince Mark Twain'in özlü sözü, Robert Frost'un şiiri ve 'pişman' kelimesi hep aynı şeyi anlatıyor bize: yaşanmamış şeylerin tecrübe olamayacağı ve sonrasında üzüntü kaynağı olacağı. Yeni şeyler denemek ve bunları yapma cesaretini göstermek - elbette kimsenin hukukuna kast etmeden mütecaviz ve ahlaka mugayir olmadıkça - insan olmamıza ve hayatını öğrenmemize büyük katkıda bulunan bileşenler. 

Palyatif bakım hemşiresi Bronnie Ware'den daha önce bahsetmiştim: "The Top Five Regrets of Dying" adlı makalesinde derlediği: 
1. “Keşke kendi hayatımı yaşama cesaretini gösterebilseydim"
2. “Keşke o kadar çok çalışmasaydım”
3. "Keşke duygularımı açıklama cesareti gösterebilseydim”
4. ”Keşke arkadaşlarımla daha fazla görüşseydim”
5. “Keşke kendimin daha mutlu olmasına izin verseydim”

Ölüm döşeğinde insanların söylediklerinin özeti bu. Hepsi keşke ile başlayan ve artık geri dönüp bunu değiştirmek için çok geç olan hastaların ağzından dökülen pişmanlık sözleri bunlar - tecrübenin acı biçimde damıtılmış gerçek özüt hali her biri...

Yeni bir hafta başlarken, hayatı daha iyi sorgulayıp daha iyi yaşamamız dileğiyle...

20 Kasım 2022
Ankara...
 

Bu blogdaki popüler yayınlar

"Aile" Kavramı Üzerine

"Aile" Kavramı Üzerine Yıllar yıllar önce Bilkent Üniversitesi Edebiyat Fakültesine bağlı olarak, (Faculty of Humanities and Letters), bölüm öğrencilerine "Eleştirel Okuma ve Etkili Sunum" dersleri vermekteydim.  Öğrencilere bir konuyu inceler ve irdelerken, "Socratic Questioning" (ard arda sorular sorarak konunun farklı yönlerini derinleşme denebilir bu kavrama...) denen yöntem ile onları verilen konuyu algılamaya ve farklı cihetlerden ve perspektiflerden konunun "olası farklı yönlerine" bakmaya ve "farklılıkların farkında olmalarını kavratmaya" çalışıyorduk kendi çapımızda.  Bu ders daha sonraki akademik, mesleki ve yöneticilik hayatımda çok ama çok işime yaradı. Yazı yazarken de faydasını gördüm. Özetle öğrendiğim şey basitçe şu oldu: "Her konunun farklı yüzleri ve boyutları olabilir; tek bir cihetten konuya bakmak sığlıktır; zira hayat böyle akmaz, empati de yapmak gerekir..." Ülkenin durumunun farkındasınız. C...

Masal

Masal ... Neden olsun isteriz, Masallardaki aşklar gerçek? Mutlu gülüşler sonsuz, Birliktelikler, sorunsuz? ... Niye çok isteriz hep? O da beni - benim kadar, Ve hatta benden de çok... Daha da çok sevsin diye? ... Nedir karşılıksız aşkları; Bu kadar değerli ve unutulmaz, Kavuşulan aşkları ise sıradan yapan? Nedir aşkı, maşuktan bile kopartan? ... Niye bekleriz hep, tutkuyla sevip de, Karşılık bulamadığımız aşklar; Önümüzde serpilip büyüsün diye, Bilerek ve beyhude bir çırpınış ile? ... Neden çok sevilen anlamaz, Sevildiğini ve değer verildiğini? Bu güzel masalın her harfinin Bizzat kendisi için; yazılıp, çizildiğini?  ... Neden küçümsenir ki sevenin sevgisi? Niye görülmez bülbüle yâr olan gül bahçesi? Niçin hep bir inat, hep bir tafra yüceltir, Ve daha değerli kılar, yarım bırakılan sevgiyi? ... Karşılık almadan sevebilmek, Ne kadar da ilahi ve yücedir, halbuki... Kim, neden heba eder ki aşığının sevgisini? Ve rehberi yapar boş yere kendi ümitsizliğini? ... Sen de biliy...

Bir Pazar Kahvaltısı

Bir Pazar Kahvaltısı  Pazar Yazıları No: 027 Bugün güzel pırıl pırıl ama kasvetli bir Pazar sabahı Ankara'da. Hava açacak birazdan biliyorum. Yeni başlayacak olan yoğun bir haftanın habercisi bugün.  Tatilin son günü. Sabahın erken saatlerinde üniversite sınavına hazırlık koşturmacasına başlayan oğlumu dershanesine bıraktım ve bir U dönüşü ile hemen eve geri döndüm.  Balkonumdan kızıllı morlu yapraklı rengarenk ağaçların kümelendiği yemyeşil koruluğa şöyle bir baktım. Önümde uzanan suni uydukentin yüksek binalarının arasında, karşımdaki tepede göğe yükselen mimari harikası şadırvanlı ve dört minareli cami külliyesine selam verdim uzaktan...  Sonra bir gün önceki sağanak yağmur sonrası gelen tertemiz havayı ciğerlerime çektim. Balkondaki raflarda rengarenk saksılara dizilmiş bitap düşmüş çiçeklerime baktım. Yeniden canlanmaya ihtiyaçları vardı. "Benim gibiler..." diye geçirdim içimden. Kaderdaşlarım benim... Soğuk ve karlı bir Ankara Mart'ında bilmem kaçın...