Ana içeriğe atla

Kalbi Filizlenmek

Kalbi Filizlenmek
Yine sosyal medyada sayfalar arasında gezinirken güzel ve düşündürücü bir cümleye denk geldim. Söz Cahit Zarifoğlu'na aitmiş. Karşıma sıkça çıkan paylaşımlara rağmen bu yazar (şair?) hakkında ismi dışında neredeyse hiç bir şey bilmediğimi fark ettim. 

Çok uzun yıllar önce, zannederim Ankara Sakarya Caddesini paralel ve dik kesen caddelerdeki kitapçıların birinin vitrininde idi - ki o dönemlerde o caddelerde zincir kafelerin, telefoncuların yerinde irili ufaklı kitapçılar ve kırtasiyeler vardı sağlı sollu pasajların altları dahil - ismini bile hatırlamadığım bir edebiyat dergisinin kapağında görmüştüm yazarın ismini ve mealen söyle diyordu kapaktaki yazıda; "benim adımın baş harflerinde bile acz (A.C.Z) yazıyor, fani dünya benim neyime?" dercesine bir ifade vardı... 

Ingilizce'de "initials" denilen ad, soyad ve göbek adından oluşan baş harf kısaltmaları o gün bugündür ilgimi çekiyor. Çok bilinçli ebeveynler bunu dikkate alıyor mu bilmiyorum. İsmimin kısaltması hoşuma gitti her zaman. N.B. baş harfleri aynı zamanda bir spor markasının adının kısaltması. Bir dönem espri olsun diye (nispeten pahalı denebilecek) bu marka ürünlerini özellikle alıp giymediğimi söylüyordum arkadaşlarıma - "adım ayağa düşmesin" diyerek! Ya da tam tersi durumda bu markayı giyenlere de benim markamdan takıldıkları söyleyerek... 

Şu sıralar sıkça yapılan paylaşımlara denk geldiğim bu şairin, hakkında hızlı ve kısa bir araştırma yapınca pek çok eser bıraktığını gördüm. Dönemin çok önemli edebiyat dergilerinde şiirleri, öyküleri ve yazıları yayınlanmış. Che tarzı resimlerini ve kalp ve huzur aramaya yönelik pek çok eseri olduğunu gördüm. 1940 doğumlu bu yazarın 47 yaşında kanserden öldüğünü öğrendim biraz önce özgeçmişine bakarken. Velût yazarlar arasında olup hayattan erken ayrılanlardan... Kalp ve akıl konusunda çok cümle sarf eden birisi olarak beni bugün çok etkileyen sözü şu oldu:

"Onca sevgiye rağmen kalbi filizlenmemişse, toprağı sen değilsindir!". Muhteşem şairane bir ifade ve benzetmeler çok güçlü. Tıpkı, Karakoç'un dediği gibi; "lambada titreyen alevin üşüyor" olması kadar yakıcı ve bir o kadar da içinde serzeniş barındırmayan haklı bir tespit. Tüm platonik ve karşılıksız aşklar için bir tür kilit gibi bu söz... Kadın veya erkek iki taraf için geçerli bir öncül. Ancak beni derinden etkileyen buradaki "filizlenme" benzetmesi oldu. 

Bu tür durumlarda, işim gereği çok editörlük ve çeviri yapan birisi olarak hemen bazı sözcüklerin doğru İngilizce ifadesi ne olurdu acaba? diye aklımdan geçerneden edemiyorum. İlk aklıma 'sprout 🌱' kelimesi geldi. 'Her heart sprouted', neden denmesin ki? Şiirsel bir çeviri konusunda daha kırk fırın algoritma ve yapay zeka baslenmesi yapması gereken Google translation'a baş vurdum sonra ve çıkan çeviri beni çok şaşırttı, mükemmele yakın sayılır: 

"If her heart has not sprouted despite all the love, you are not her land!". Sadece minik bir kaç post-editorial ekleme yapabilirim ancak buna: "If her heart has not sprouted yet despite all your love, you are not her soil!". Dişil ve eril zamir konusunda 'her' yerine 'his' yazabilir kadın okurlar...  

Filizlenme ve toprak benzetmesini kalple hemhal ederek cümle kurgulamak da usta bir kalbin mürekkebinden damlayabilir ancak... Kelime oyunları konusunda muhteşem ustalara şapka çıkarmak gerekiyor. Şilili şair Pablo Neruda ile ilgili çok güzel ve naif bir aşk filmi vardır Utalyan yapımı "İl Postino" adında. Orada sevdiği kadın Beatrice'e aşk şiiri yazmak için Neruda'dan destek isteyen postacının kurduğu bir cümle vardı kayık ve dalga benzetmesi kullanarak aşkı anlatan. Muhteşem idi. Bu arada film 1994 yapımı imiş. Film bucket listenizde olması gerekiyor kesinlikle... 

Kalpleriniz inşallah hep güzel şeyler ile filizlensin ve filizlendiği toprak ise ömrünüzün sonuna kadar o filizden büyüyen koca çınarlar bahşetsin ve ömrünüze ömür katsın o humuslu mümbit toprağın güzel kokusu...







Bu blogdaki popüler yayınlar

"Aile" Kavramı Üzerine

"Aile" Kavramı Üzerine Yıllar yıllar önce Bilkent Üniversitesi Edebiyat Fakültesine bağlı olarak, (Faculty of Humanities and Letters), bölüm öğrencilerine "Eleştirel Okuma ve Etkili Sunum" dersleri vermekteydim.  Öğrencilere bir konuyu inceler ve irdelerken, "Socratic Questioning" (ard arda sorular sorarak konunun farklı yönlerini derinleşme denebilir bu kavrama...) denen yöntem ile onları verilen konuyu algılamaya ve farklı cihetlerden ve perspektiflerden konunun "olası farklı yönlerine" bakmaya ve "farklılıkların farkında olmalarını kavratmaya" çalışıyorduk kendi çapımızda.  Bu ders daha sonraki akademik, mesleki ve yöneticilik hayatımda çok ama çok işime yaradı. Yazı yazarken de faydasını gördüm. Özetle öğrendiğim şey basitçe şu oldu: "Her konunun farklı yüzleri ve boyutları olabilir; tek bir cihetten konuya bakmak sığlıktır; zira hayat böyle akmaz, empati de yapmak gerekir..." Ülkenin durumunun farkındasınız. C...

Masal

Masal ... Neden olsun isteriz, Masallardaki aşklar gerçek? Mutlu gülüşler sonsuz, Birliktelikler, sorunsuz? ... Niye çok isteriz hep? O da beni - benim kadar, Ve hatta benden de çok... Daha da çok sevsin diye? ... Nedir karşılıksız aşkları; Bu kadar değerli ve unutulmaz, Kavuşulan aşkları ise sıradan yapan? Nedir aşkı, maşuktan bile kopartan? ... Niye bekleriz hep, tutkuyla sevip de, Karşılık bulamadığımız aşklar; Önümüzde serpilip büyüsün diye, Bilerek ve beyhude bir çırpınış ile? ... Neden çok sevilen anlamaz, Sevildiğini ve değer verildiğini? Bu güzel masalın her harfinin Bizzat kendisi için; yazılıp, çizildiğini?  ... Neden küçümsenir ki sevenin sevgisi? Niye görülmez bülbüle yâr olan gül bahçesi? Niçin hep bir inat, hep bir tafra yüceltir, Ve daha değerli kılar, yarım bırakılan sevgiyi? ... Karşılık almadan sevebilmek, Ne kadar da ilahi ve yücedir, halbuki... Kim, neden heba eder ki aşığının sevgisini? Ve rehberi yapar boş yere kendi ümitsizliğini? ... Sen de biliy...

Bir Pazar Kahvaltısı

Bir Pazar Kahvaltısı  Pazar Yazıları No: 027 Bugün güzel pırıl pırıl ama kasvetli bir Pazar sabahı Ankara'da. Hava açacak birazdan biliyorum. Yeni başlayacak olan yoğun bir haftanın habercisi bugün.  Tatilin son günü. Sabahın erken saatlerinde üniversite sınavına hazırlık koşturmacasına başlayan oğlumu dershanesine bıraktım ve bir U dönüşü ile hemen eve geri döndüm.  Balkonumdan kızıllı morlu yapraklı rengarenk ağaçların kümelendiği yemyeşil koruluğa şöyle bir baktım. Önümde uzanan suni uydukentin yüksek binalarının arasında, karşımdaki tepede göğe yükselen mimari harikası şadırvanlı ve dört minareli cami külliyesine selam verdim uzaktan...  Sonra bir gün önceki sağanak yağmur sonrası gelen tertemiz havayı ciğerlerime çektim. Balkondaki raflarda rengarenk saksılara dizilmiş bitap düşmüş çiçeklerime baktım. Yeniden canlanmaya ihtiyaçları vardı. "Benim gibiler..." diye geçirdim içimden. Kaderdaşlarım benim... Soğuk ve karlı bir Ankara Mart'ında bilmem kaçın...