Ana içeriğe atla

Pomodoro Tekniği

Pomodoro Tekniği

Zaman yonetimi; özellikle düşük dikkat aralığından muzdarip olan (teknik tabirle: low attention span) ve hiperaktivite sorunu (AHDH - attention deficit hyperactivity disorder) yaşayan Z nesliyle beraber giderek kişisel gelişim alanında daha çok önem kazanan bir konu haline geldi. Özellikle iş erteleme/savsaklama problemi (procrastination) iş ve çalışma verimliliği açısından büyük bir sorun haline gelmiş durumda. Verimli çalışabilen insan sayısı inanılmaz düşük gerçekten.  

Üç ay kadar önce yıllık ücretli indirdiğim Headway isimli bir aplikasyon var. Yüzlerce kitabı (genelde de kişisel gelişim ile ilgili - edebi eser olmayan (non-fiction) kitapları özetlemiş ve seslendirmişler. Kırk günde dinlemesi 15-23 dakika arası süren 90 civarı kitabın özetini dinledim. Çok popüler ve meşhur kitaplar da vardı aralarında. Ikigai, Homo Deus, 12 Rules for Life, The 5 Second Rule, Smarter Faster Better gibi... Çok iyi zamanı yönetemeyen birisi olarak - kişisel gelişim kitaplarına hiç inanmadığım halde - bir sürü kitabı bitirdim kısa sürede. Faydası olur ümidiyle...

En çok yapmayı istediğim ama bir türlü düzenli yapamadığım şeylerin başında da uygulanabilir bir zaman yönetimi geliyor. Günümü dilimlere bölerek daha verimli çalışma prensibini bir türlü oturtamadım özel hayatımda. Ya son dakikacı oldum ya da inanmadığım işleri yapmayı reddettim çoğu zaman. Adrenalin etkisiyle çalışmayı sevdim en başından beri. Ilkokuldan beri bu böyle. Ders dinlerken sürekli resim çizen defterlerini karakalem resimlerle süsleyen dağınık bir öğrenci oldum. Akademik yıl başlarında yaptığım haftalık sıkı ve düzenli çalışma programlarına da en çok iki hafta uyabildim sadece. Tam bir 'loser' oldum bu konuda da... 

Sosyal medyada, özellikle de Instagram da bazen öğretici bazen de komik videolara dalınca; zaman yönetimini yitirdim. Binlerce dakikayı ve telafisi mümkün olmayan zamanı kaybettim bu süreçte. Asla geri gelmeyecek ve en çok üstünde düşünmeyi sevdiğim mefhuma kasıtlı olmasa da aslında bir tür ihanet ettim. Ordan oraya surf yapar gibi zıplamak (eski yöntemle kanal zaplamak) daha keyifli ve zihin boşaltıcı geldi. Ama bir çözüm olmak zorunda bir taraftan da... Kitapların arasından karşıma Pomodoro Tekniği çıktı: 

Wikipedia'dan (ç)alıntılama yapmak gerekirse: Pomodoro Tekniği, 1980'lerin sonunda Francesco Cirillo tarafından geliştirilen bir zaman yönetimi yöntemidir. Teknikte, iş geleneksel olarak 25 dakika uzunluğunda, kısa molalarla ayrılır. Bunun içinse zamanlayıcı kullanılır. Her aralık, Cirillo'nun üniversite öğrencisiyken kullandığı domates şeklindeki mutfak zamanlayıcısından sonra, İtalyanca 'domates' kelimesinden bir pomodoro olarak ifade edilir. 25 dakikalık kısa süreli çalışma seanslarını 5 dakikalık küçük molalar takip eder. Toplamda 30 dk'lık süreç 1 Pomodoro'ya denk gelir. 4 Pomodoroyu tamamlandığında ise 15-30 dakikalık daha uzun bir mola yapılır.

Sonra bunu düzgün yapabilmek için "Focus-to-do" isimli aplikasyonunu indirdim. Bir tür dijitalize edilmiş Pomodoro sayacı. Bununla beraber "Fabulous" diye bir programı daha indirdim ve satın aldım premium özellikli olan versiyonunu. Hepsi odaklanma ve sosyal medyaya yönelik bir tür dijital diyet işlevi görüyor. Özellikle bitirilmesini gereken proje varsa, odaklanma sorunu da yaşıyor iseniz kesinlikle tavsiye ediyorum. Dilediğiniz süre boyunca sizi izole ediyor bu dijital bombardıman dünyasında bir tür sığınak oluyor ve size havada ve zihninizde uçuşan sosyal medya şarapnellerine ve bipleyip duran bildirimlere karşı filtre görevi tarzında bir zırh görevi yapıyor. 

Güzel bir gün ve hafta sonu olsun, verimliliği yüksek...

Bu blogdaki popüler yayınlar

"Aile" Kavramı Üzerine

"Aile" Kavramı Üzerine Yıllar yıllar önce Bilkent Üniversitesi Edebiyat Fakültesine bağlı olarak, (Faculty of Humanities and Letters), bölüm öğrencilerine "Eleştirel Okuma ve Etkili Sunum" dersleri vermekteydim.  Öğrencilere bir konuyu inceler ve irdelerken, "Socratic Questioning" (ard arda sorular sorarak konunun farklı yönlerini derinleşme denebilir bu kavrama...) denen yöntem ile onları verilen konuyu algılamaya ve farklı cihetlerden ve perspektiflerden konunun "olası farklı yönlerine" bakmaya ve "farklılıkların farkında olmalarını kavratmaya" çalışıyorduk kendi çapımızda.  Bu ders daha sonraki akademik, mesleki ve yöneticilik hayatımda çok ama çok işime yaradı. Yazı yazarken de faydasını gördüm. Özetle öğrendiğim şey basitçe şu oldu: "Her konunun farklı yüzleri ve boyutları olabilir; tek bir cihetten konuya bakmak sığlıktır; zira hayat böyle akmaz, empati de yapmak gerekir..." Ülkenin durumunun farkındasınız. C...

Masal

Masal ... Neden olsun isteriz, Masallardaki aşklar gerçek? Mutlu gülüşler sonsuz, Birliktelikler, sorunsuz? ... Niye çok isteriz hep? O da beni - benim kadar, Ve hatta benden de çok... Daha da çok sevsin diye? ... Nedir karşılıksız aşkları; Bu kadar değerli ve unutulmaz, Kavuşulan aşkları ise sıradan yapan? Nedir aşkı, maşuktan bile kopartan? ... Niye bekleriz hep, tutkuyla sevip de, Karşılık bulamadığımız aşklar; Önümüzde serpilip büyüsün diye, Bilerek ve beyhude bir çırpınış ile? ... Neden çok sevilen anlamaz, Sevildiğini ve değer verildiğini? Bu güzel masalın her harfinin Bizzat kendisi için; yazılıp, çizildiğini?  ... Neden küçümsenir ki sevenin sevgisi? Niye görülmez bülbüle yâr olan gül bahçesi? Niçin hep bir inat, hep bir tafra yüceltir, Ve daha değerli kılar, yarım bırakılan sevgiyi? ... Karşılık almadan sevebilmek, Ne kadar da ilahi ve yücedir, halbuki... Kim, neden heba eder ki aşığının sevgisini? Ve rehberi yapar boş yere kendi ümitsizliğini? ... Sen de biliy...

Bir Pazar Kahvaltısı

Bir Pazar Kahvaltısı  Pazar Yazıları No: 027 Bugün güzel pırıl pırıl ama kasvetli bir Pazar sabahı Ankara'da. Hava açacak birazdan biliyorum. Yeni başlayacak olan yoğun bir haftanın habercisi bugün.  Tatilin son günü. Sabahın erken saatlerinde üniversite sınavına hazırlık koşturmacasına başlayan oğlumu dershanesine bıraktım ve bir U dönüşü ile hemen eve geri döndüm.  Balkonumdan kızıllı morlu yapraklı rengarenk ağaçların kümelendiği yemyeşil koruluğa şöyle bir baktım. Önümde uzanan suni uydukentin yüksek binalarının arasında, karşımdaki tepede göğe yükselen mimari harikası şadırvanlı ve dört minareli cami külliyesine selam verdim uzaktan...  Sonra bir gün önceki sağanak yağmur sonrası gelen tertemiz havayı ciğerlerime çektim. Balkondaki raflarda rengarenk saksılara dizilmiş bitap düşmüş çiçeklerime baktım. Yeniden canlanmaya ihtiyaçları vardı. "Benim gibiler..." diye geçirdim içimden. Kaderdaşlarım benim... Soğuk ve karlı bir Ankara Mart'ında bilmem kaçın...