Ana içeriğe atla

Kitsch ve Mimarî Facia Üzerine

Kitsch ve Mimarî Facia Üzerine

Her ne kadar nüfus kağıdımızda memleketimiz Kütahya görünse de, babamın işi gereği şehir şehir dolaşmıştık elektrik santralleri olan yerleri. Çocukluğum Bursa Gemlik ve ilk ergenlik dönemim ve gençliğim de Muğla Yatağan'da geçti.  Akrabalarımızın büyük bir kısmı Ege-İç Anadolu arasında kalmış nispeten karasal iklimin hakim olduğu bu tipik nev-i şahsına münhasır Anadolu şehrinde yaşıyorlar.

Kütahya oldukça eski bir yerleşim yeri. Dünyanın ilk borsası Kütahya, Aizonai'de. Şehre hakim hisar surlarını her yerden görmek mümkün. Roma döneminde Latince adı Cotyaeum ve Yunanca adı da Kotyaion olan bu şehir Germiyanoğlu Beyliğinin başkenti olmuş. Osmanlı döneminde Sancak beyliği olan Kütahya dört önemli şehzade şehrinden birisi: Manisa, Amasya ve Trabzon ile birlikte. Büyük Taarruz esnasında önemli bir savaş durağı Kütahya. Bugün en bilinen özelliği ise İznik ile birlikte en önemli Türk el sanatları merkezlerinden biri olması; çinicilik başkenti ve mutfak porseleni üretiminin kalbi.  

Bu kadar tarih, estetik, mimari ve sanatla yoğrulmuş bu şehrin makus bir kaderi var başından beri: çeyiz olarak verilip duran eski bir beylik olarak: jeopolitik anlamda Eskişehir ve Afyon arasında sıkışıp ipek yolu güzergahı dışında kalması, ticari zaafiyeti ve sosyolojik olarak kapanık kendine dönük bir şehir (şehircilik terimiyle: inward-oriented) olması, günümüzdeki yerel yöneticilerin nispi vizyonsuzluk ve beceriksizliği ile birleşince kabuğundan çıkamamış bir yerleşim yeri olarak kendi haline bırakmış bu coğrafyayı.  

Osmanlı'nın son dönemlerinde Bursa, Balıkesir, Edirne, Sakarya ve Çanakkale gibi şehirlerle birlikte kitlesel Balkan göçmenlerine ev sahipliği yapmış bir yer. Pek çok Yugoslav, Arnavut, Bulgar göçmeni (bizim aile gibi) ve Müslüman Slavlar olan Pomaklar ve şehrin yerlileri Manavlar bir arada yaşamaya çalışmış bu şehirde yüzyılı aşkın bir süredir. Dumlupınar Üniversitesinin hızla büyümesi, porselen fabrikaları, manyezit ve gümüş madenleri, Azot fabrikası bu donuk ve muteassıp şehrin ekonomik ve demografik yapısını biraz hareketlendirmiş durumda son 20-30 yılda.  

Mimari olarak rahatsız edeci olan - en büyük şehirler de dahil olmak üzere - pek çok şehirdeki düzensiz ve plansız gecekondulaşma ya da gettolaşma kaynaklı çılgınca agresif bir büyüme değil. Bu ülkenin gerçeği zaten bu. Tamahkar yerel yöneticilerin el altından düzensiz yapılaşmaya izin vermesi ile hemen her şehir bir diğerinden daha berbat biçimde büyüyor ve sözde gelişiyor. "Laz müteahhit", Ali Ağaoğlu sonrası İstanbul mimarî faciası bunun en belirgin örneği. Kütahya da düzensiz ve plansız kentleşmeden payını elbette almış durumda. Bu ülkede bunun pek istisnası yok şehircilik olarak. Bu konuyu geçiyorum. 

Yeni Kütahya Otogarına her baktıkça hissettiğim ise kitsch ve mimariye dair tamamen başka bir algı. Eskiden şehirler arası otobüs garı şehir içinde idi. Nam-ı değer Çinigar deniliyordu. Hiç bir mimari değeri olmayan yekpare bir bina idi. Bir kaç duvar ve sütunda karo çini kaplı olduğu için bu adı almıştı. O kadar. Şimdi nispeten şehir dışında Eskişehir yolu kenarında daha geniş bir alana taşınmış yepyeni bir bina yapılmış. Metal, beton, tuğla ve cam karışımı bir mimari ile modernize edilmiş farklı bir stilize tarzda yapılmış yeni otobüs terminali.  

Memlekete otobüs ile her geldikçe ve bu tuhaf binayı her gördükçe daha çok üzülüyorum. Bir sürü karmaşık mimari stil (üstüne basarak söylüyorum mimari akım değil! bunun adı) gelişi güzel ve çok kötü bir malzeme kalitesi ile yapılmış. Sağdan soldan fışkıran metaller, kavisler, konkav ve konveks eğriler, beton ve çapraşık geometrik (Miro ve Kandinsky'nin ucuz replika çizgilerini andıran düzensizlikte) şekiller gayrı estetik biçimde serpiştirilmiş. Daha da kötüsü, bu yıl yol kenarına satış mağazaları konulmuş boydan boya otogarın önünü kapatan - çirkin sırtlarında sadece kara duvarları olan upuzun bir bina... 

En anlamsız olan kısım ise; bu yeni yapılan beton hilkat garibesinden alışveriş yapabilmeniz için otogar duvarlarını aşıp sonra da anayola çıkıp koca bir yay çizmeniz gerekiyor. Mimarlık fakültelerinde çirkinlik ve ticari açıdan aptal bir mimari nasıl yanyana getirilerek yeni bir akıl israfı yapılır akımının örneği burada öğrenciler eşliğinde canlı olarak anlatılabilir rahatlıkla. Tahminimce on yıl sonra terminal binası çürümüş bir beton ve küflü metal yığını olarak terk edilecek. Önüne daha geçen ay inşaa edilen alışveriş Seddi veya duvarı da gelecek sene tamamen batmış ve esnaf iflas etmiş olur ve tamamen boşalıp terk edilir iki yıla kalmadan.   

Başlıkta yer alan terime dönecek olur isek: TDK Sözlüğe göre kitsch, “İlkel araçlarla ve yollardan duyguları harekete geçirmek isteyen sözde sanat eseri; sanat değeri olmayan değersiz eser, bayağı şey, zevksizlik” olarak tanımlamakta... Bilkent Üniversitesi'nde çalışırken English for Arts (FADA 101) diye bir ders kitabı yazmıştık iki diğer hocamız ile birlikte. Öncesinde bir süre grafikerlik yapmış, mimarlık okumak istemiş bir öğrenci olarak açıkçası bu zihinsel israf ve sanat zaafiyeti biraz dokundu bana. Kütahya tren garı ise muhteşem estetik bir binadır öte yandan o dönemin mimarisini ve mimari akımını yansıtan...Ruhu olan bir binadır... 

Geçen ay İstanbul'a gittiğimde yakın arkadaşım Nişantaşı'nda yer alan meşhur "celebrity defin mekanı" Teşvikiye Camiini gösterdi dolaşırken. Mimariye bakıp: "Zannederim neo-barok mimari ile yapılmış ve muhtemelen 1850-60 sonrası" dediğimde bunu bilmeme şaşırmıştı. Aslında belirli bir akımın (barok) ürünü estetik nispeten yeni bir bina idi (170 yaşında) o cami. O sırada aklımdan şu geçmişti ve ben şimdi burada itiraf ediyorum bunu: Son 20-30 yıldaki mimariyi yıllar yıllar sonra (tabi ayakta kalacak kadar sağlam durmayı başarırlar ise!) torunlarımız gördüğünde ne diyebilir bugünkü mimari tarzımız için? "o dönemin siyasi konjektürüne uygun siyasetçilere hoş görünmek için Osmanlı, Selçuklu, yerli ve millî ve modernin kitsch tarzında"little little in the middle" fantezi karmaşası diyeceğiz zannederim. Yani ortaya karışık görsel salata tarzı... 

Cümleten hayırlı pazarlar... 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Masal

Masal ... Neden olsun isteriz, Masallardaki aşklar gerçek? Mutlu gülüşler sonsuz, Birliktelikler, sorunsuz? ... Niye çok isteriz hep? O da beni - benim kadar, Ve hatta benden de çok... Daha da çok sevsin diye? ... Nedir karşılıksız aşkları; Bu kadar değerli ve unutulmaz, Kavuşulan aşkları ise sıradan yapan? Nedir aşkı, maşuktan bile kopartan? ... Niye bekleriz hep, tutkuyla sevip de, Karşılık bulamadığımız aşklar; Önümüzde serpilip büyüsün diye, Bilerek ve beyhude bir çırpınış ile? ... Neden çok sevilen anlamaz, Sevildiğini ve değer verildiğini? Bu güzel masalın her harfinin Bizzat kendisi için; yazılıp, çizildiğini?  ... Neden küçümsenir ki sevenin sevgisi? Niye görülmez bülbüle yâr olan gül bahçesi? Niçin hep bir inat, hep bir tafra yüceltir, Ve daha değerli kılar, yarım bırakılan sevgiyi? ... Karşılık almadan sevebilmek, Ne kadar da ilahi ve yücedir, halbuki... Kim, neden heba eder ki aşığının sevgisini? Ve rehberi yapar boş yere kendi ümitsizliğini? ... Sen de biliy...

HAYATINIZI DÜZENE SOKACAK 20 ALIŞKANLIK

Hayatınızı Düzene Sokacak 20 Alışkanlık Öncelikle herkese güzel bir hafta sonu dileklerimle. Umarım hayatınızın akışını arada bir durup sorguluyorsunuz. Yanlış anlaşılmasın sakın. Felsefi ve ontolojik bir var oluşçuluk ve bütüncül bir yaşam kaygısını sorgulamacı bir tutum ile irdelemek değil niyetim asla.  Bugüne hafif gibi görünen ama yaşam kalitemizi engelleyen, başarıya ve hedeflediğimiz amaca giden yolda bizi sekteye uğratan bir takım olumsuz davranışlarımızı ve nispeten kötü alışkanlıklarınızı azaltmaya yönelik bir takım önerilerim olacak.  Düzenli takip ettiğim bir kaç yabancı motivasyon ve kişisel gelişim hesabı var. Daga çok Amerikalıların bakış açısı ve dünya görüşü ile şekillenmiş tavsiyeler bunlar. Ben buradaki önerileri biraz bizim ülke ve insanımız bağlamına uyarlamaya çalıştım.   Hepsinin de değerli öneriler olduğunu düşünüyorum.  Küçük adımlarla giderek, hepsini değil belki ama dört beş tanesini bile uygulama geçirmek oldukça olumlu de...

Kendinizi Aşmanın 33 Yolu

Kendini Aşmanın 33 Yolu (İlk 15 Adım!)  Hemen hepimiz kendimize dair bir takım serzeniş ve şikayetler içerisinde oluyoruz. Az veya çok... İstemsizce veya üstüne basa basa şikayet ediyoruz.  Bazı şikayetlerimiz fiziksel şartlarımız ile ilgili. Kimimiz boyundan memnun değil, kimimiz kilosundan. Kimimizin beli kalın, bazılarımızın kırışıklıkları çok.  Kimimiz göz rengini lens kullanarak, kimimiz de fazla kilolarından sert diyet yaparak kurtulabiliyor.  Kimimiz ticari zekasının azlığından şikayetçi; kimimiz ise sinirlerini kontrol edemeyerek çevresini kırıp dökmekten. Bazılarımız ise tam bir toksik canavara dönüşmüş durumda, travmalarının acısını bi-haber olan yakın çevresinden çıkartıyor... Kimimiz bazen bir duygu süpürgesi,  kimimiz kalp buldozeri, kimimiz de ilişki mengenesi...  Ama her şey bir yana, hayat devam ediyor. Stoacı bakış açısını benimsemiş bir fani olarak, kendimizi sevmemiz, kendimizi iyi tanımamız ve içimizdeki o potansiyeli uyandır...