Ana içeriğe atla

Çok Zor Bir Empati Testi

Çok Zor Bir Empati Testine Var mısınız?
Empati Yunanca kökenli bir kelime. Em+pathy sözcüklerinin birleşiminden üretilmiş bir sözcük. Aynı duygunun içinde olmak; aynı şeyleri hissetmek denebilir. Duygusuzluk/hissizlik anlamındaki apati (a+pathy), yakın bir duygusallık besleme anlamına gelen sempati (sym+pathy) hep aynı kelimeden (pathy=duygu) türetilmiş ve bizim de aşina olduğumuz kelimeler. Organize İşler 2'de mafyatik Sarı Saruhan karakterinin eğitimli sevgilisi Ecem ile Scrabble (R) oynarken öğrendiği kelime aynı zamanda: "kendini başkasının şeklinde düşünmek". 

Bu yazıyı zorlanmadan okuyabildiğimize göre; Türkçe bilen, muhtemelen de üniversite düzeyinde eğitim almış ya da almakta olan ve Türkiye coğrafyasında yaşayan yetişkin bireyleriz. Büyük ihtimalle siyahi değiliz (beyaz Türk de olmayabiliriz) ve çok düşük yoksulluk düzeyi alt gelir grubuna da dahil değiliz. Tabiyet olarak müslüman olma ihtimalimiz de yüksek. Kefernaum'daki küçük Zain gibi; "Niye bu coğrafya ve yoksulluğa beni doğurdunuz? diye anne ve babamızı dava edecek yaşı da geçmiş durumdayız zannederim. Nispi bir kadercilik ile Ibn Haldun'a biat ederek coğrafyamızın bize dayattığı kaderi de kabullenmiş gibiyiz çoğumuz... 

Ya aksi senaryolar içine; yani bambaşka ailelere, şehirlere ve etnik, demografik ve sosyoekonomik şartlara doğmuş olsaydık? Bunu kaldırabilecek empati gücüne sahip olduğunuzu düşünüyor iseniz aşağıda yazdığım senaryolardan size en yakınını seçin ve ona alternatif olan olası en kötü senaryoya doğduğunuzu hayal edin. Lütfen hem samimi hem de gerçekçi olun. Danimarka prensi sarışın Felix ya da ilkel Borneolu kabile siyahi Penan Suku olmak gibi uç örnekler vermek değil niyetim. 

Üç aşamalı bu testte ilk önce bu ülkenin farklı çocukları yerine koyacağız kendimizi. En haz etmediğiniz, neredeyse olmaktan ar ve zül duyacağınız ve de hayatta asla yerinde olmak istemediğiniz kişi, grup veya karakteri düşünün sadece - o kadar ve sonra İkinci aşamada ise kendinize karşı samimi cevaplar verin. Senaryolar çiftli ve zıt olarak düşünülmüş hangisi iseniz tersi olarak doğduğunuzu hayal edin. Son aşamada biraz hayal gücü isteyeceğim sizden: 

Senaryo 1.A. Eski bir Hristiyan yerleşim bölgesi olan Yozgat'ta Ülkü Ocakları müdavimi Bozkurt Türkçüsü ultra ülkücü, rakısını ve gazinosunu eksik etmeyen ama hem Sünni hem de Hanefî olup arada Cumaya da giden, bacısına sahip çıkan ve görünürde Anadolu muhafazakarı bir babanın ve kısmi başörtülü bir annenin askere gidip komando olacak ortanca oğlu olarak lise mezunu orta halli bir aileye doğdunuz. Pek öyle kitap okumaya da niyetiniz yok. Adınız Oğuzhan Ertürk. Yumurta topuk sivri uçlu kahve ayakkabı ve siyah takım içine bağrı açık beyaz gömlek seviyorsunuz. Öz ve öz Türksünüz. Sapına kadar. Tengrinin sizi koruyacağına inancınız tam. Bıyıklarınız dokuz ışık altında parlayan bir ters hilal şeklinde ve Kızıl Elmayı ararken kaybolmanız mümkün değil zira yol rehberiniz dişi kurt Asena. Ya da aynı kişi olarak siz paralel evrende Senaryo 1.B. olarak başka bir yere doğdunuz: Dersim bölgesi Tunceli'de devrimci yazılar okumuş, amcaları Fransa ve Hollanda'daya iltica etmiş arada yasak yayından hapse girip çıkmış solcu, Alevi ve Kürt kökenli bir babanın ve Che ve çivit sever Mardin Kızıltepeli kızıl uzun saçlı ve yarı Arap yarı Kürt bir annenin büyük oğlu olarak konservatuarda saz çalan ve de askerliğini sürekli tehir ettiren yeşil parkalı kırmızı kaşkollu, çatallı Zülfikar gümüş kolye takan kalın bıyıklı oğlu Baran Haydar Demirtaç'sınız ve modern bale eğitimi alan kız kardeşiniz Rojin'in tensel özgürlüğüne hiç karışmıyorsunuz. Hangisi iseniz tersi olarak doğduğunuzu düşünün sadece.  

Senaryo 2.A. İstanbul Fatih'te İsmail Ağa Cemaatine mensup mütedeyyin yeşil sarıklı ve cübbeli tüm vakit namazlarını ön safta kılan çay ocağı işleten geceleri zikr ve tesbihatı asla bırakmayan bir baba ile çarşafın içinde sadece gözleri görünen ince metal çerçeveli gözlük ve eldiven kullanan bir annenin Kur'an kursuna ve İmam Hatip e giden tesettür içinde yaz kış aynı gri uzun mantoyu ve siyah başörtüsünü takan siyah spor ayakkabı giyen ve arada küçük kardeşlerine ablalık yapan hiç tatile gitmemiş küçük kızı Fatıma Zehra Dülger adındaki mahdumesisiniz ve akşamları küçük ikiz kardeşiniz Muaz Enes'e ve Musab Talha'ya bakıyorsunuz Semerkand TVde ilahileri ve hatm-i şerifi dinlerken. Ya da Senaryo 2.B. olarak doğsa idiniz şöyle bir aileniz de olabilirdi elbette: İzmir Bornova'da doğmuş, ataları İspanya'dan göçme önce Fevziye Mektebi sonra Paris'te arkeoloji okumuş pötikareli ipek fular takmayı seven açık görüşlü krem renkli çizgili takım elbiseli bir baba olan şehir kulübünde viskiyke içerken briç oynamayı seven Yakub Tezmen ve meçli platin sarısı saçlarıyla alımlı eşi önce Terakki sonra Lyon sanat okulu mezunu mini pembe döpiyes giymeyi seven Jülyet Hamfendinin tek kızı olarak Dafne adını pek sevmiyorsunuz; beraber Alaçatı da tatil yaptığınız boyfriendiniz size Di demeyi seviyor. Bir kaç kez Berke ile Yunan adalarına gittiniz ve oralara aşık oldunuz. Milano'daki resim eğitiminizi bitirince Mikanos'ta butik bir takıcı açacaksınız Berkoş'un bistro barına komşu olup taverna müziği eşliğinde dantelli pareonuz içinde kendinizi akışa bırakacaksınız... Hayat kısa.   

Senaryo 3.A. Babanız Kırklareli'de tenekecilik yapan esmer tenli Şopar Üseyin lakaplı gırnatacı ve boğma rakısever keyfine düşkün muşamba ve tahtadan bozma eve seyrek uğrayan birazda barbut oynamayı seven bir Roman. Anneniz ise Kakava şenliklerinin gülü, tef ve akordion eşliğinde göbek atmayı seven hayat tutkunu bir kadın. Biraz da cazgır. Sizi biraz koyu görünen ten renginiz nedeniyle mahalle ilkokulundaki diğer açık tenli arkadaşlarınız pek oyuna almıyor. Hafta sonları kafelerde çiçek satıyorsunuz Ístasyon caddesinde daha 12 yaşında ve sürekli zabıtalara kaptırıyorsunuz sermayeyi. Adınız Güllü Tilki. Bu daha çok alay konusu yapıyor sizi. Daha çok utanıyorsunuz kendinizden. Doğum gününüzü hiç bilmiyorsunuz kutlayan olmadı çünkü. Gündoğdu zamanı doğmuşsunuz. Sanki mutlu gibisiniz. Senaryo 3.B. Paralel evrendeki adınız Elifnaz. Bitişik yazılıyor. Babanız Ömer Baydak Kayserili bir kereste tüccarı. Iki nesildir baba mesleğini yapıyor. Talas doğumlusunuz. Eski bir Ermeni evini restore ettiren babanız TED mezunu. Üniversite okumasına gerek görmedi dedeniz. Abiniz Emirhan spor arabaları seviyor. PlayStation tutkunu. O da baba mesleğini yapacak. Kışları kayağa gidiyorsunuz. Anneniz Mesude Hanım ev hanımı. Onun da babası sanayici. Ferforje işinde. Amerikan kolejinde okuyan Mertcan'a nispet siz TED'e anasınıfından girmişsiniz. Yazları Belek'te bir tatil köyünde geçiyor ve Mersin deki yazlıkta geçiyor üç ayınız. Herkes iPhone ve iPad kullanıyor ailede. Mutlu gibisiniz 12 yaşında ergenliğe hazırlanan bir kız olarak...

Yüz binlerce farklı ama bir o kadar da gerçek senaryo yazılabilir. Sonuçta film repliği gibi olsa da; doğduğun ev kaderindir. Kaçması ve geri çevrilmesi olanaksız bir hayat başlangıcı bizimkisi. Engel olamadığımız kendimizi içinde bulduğumuz bir kader veya büyük piyango. Dünyanın geçişe en uygun bereketli toprakları üzerinde at başı gibi uzanan bir yarımada üstünde üç kıtanın orta yerine kurulu onlarca eski uygarlığa ev sahipliği yapmış ve hâlâ da göç yolu güzergahında olan tam bir kültürler potası bir coğrafyada yaşıyoruz. Kimseyi yerecek ya da kimseye öykünecek halde değiliz. 

Üçüncü adım şuydu bu empati testinde: en olmasını istemediğiniz olmaktan rahatsız olduğunuz kimlikle tamamen zıt koşullarda kendi senaryonuzda doğmuş olsaydınız ömrünüzün ilk kırk yılını nasıl yaşardınız bir hayal edin. Kızdığınız, hakir gördüğünüz, inancı ve yaşantısı ile alay ettiğiniz (siyasi görüşün hiç bir önemi yok burada - istediğiniz cenahtan konuya bakabilirsiniz) ve asla olmayı istemediğiniz koşullarda o aykırı bedenlerde ilk kırk yılı geçirmeyi düşünün. 

Empati böyle bir şey; "kendini başkasının şeklinde düşünmek". Başka birinin bedeni, ailesi, sosyal, etnik, dini, demografik ve mali şartlarıyla yaşadığını düşünmek ve sonra o gözlerle karşı tarafı tekrar yargılamak ve onu aşağılamayı denemek... Kolay değil galiba... 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Masal

Masal ... Neden olsun isteriz, Masallardaki aşklar gerçek? Mutlu gülüşler sonsuz, Birliktelikler, sorunsuz? ... Niye çok isteriz hep? O da beni - benim kadar, Ve hatta benden de çok... Daha da çok sevsin diye? ... Nedir karşılıksız aşkları; Bu kadar değerli ve unutulmaz, Kavuşulan aşkları ise sıradan yapan? Nedir aşkı, maşuktan bile kopartan? ... Niye bekleriz hep, tutkuyla sevip de, Karşılık bulamadığımız aşklar; Önümüzde serpilip büyüsün diye, Bilerek ve beyhude bir çırpınış ile? ... Neden çok sevilen anlamaz, Sevildiğini ve değer verildiğini? Bu güzel masalın her harfinin Bizzat kendisi için; yazılıp, çizildiğini?  ... Neden küçümsenir ki sevenin sevgisi? Niye görülmez bülbüle yâr olan gül bahçesi? Niçin hep bir inat, hep bir tafra yüceltir, Ve daha değerli kılar, yarım bırakılan sevgiyi? ... Karşılık almadan sevebilmek, Ne kadar da ilahi ve yücedir, halbuki... Kim, neden heba eder ki aşığının sevgisini? Ve rehberi yapar boş yere kendi ümitsizliğini? ... Sen de biliy...

HAYATINIZI DÜZENE SOKACAK 20 ALIŞKANLIK

Hayatınızı Düzene Sokacak 20 Alışkanlık Öncelikle herkese güzel bir hafta sonu dileklerimle. Umarım hayatınızın akışını arada bir durup sorguluyorsunuz. Yanlış anlaşılmasın sakın. Felsefi ve ontolojik bir var oluşçuluk ve bütüncül bir yaşam kaygısını sorgulamacı bir tutum ile irdelemek değil niyetim asla.  Bugüne hafif gibi görünen ama yaşam kalitemizi engelleyen, başarıya ve hedeflediğimiz amaca giden yolda bizi sekteye uğratan bir takım olumsuz davranışlarımızı ve nispeten kötü alışkanlıklarınızı azaltmaya yönelik bir takım önerilerim olacak.  Düzenli takip ettiğim bir kaç yabancı motivasyon ve kişisel gelişim hesabı var. Daga çok Amerikalıların bakış açısı ve dünya görüşü ile şekillenmiş tavsiyeler bunlar. Ben buradaki önerileri biraz bizim ülke ve insanımız bağlamına uyarlamaya çalıştım.   Hepsinin de değerli öneriler olduğunu düşünüyorum.  Küçük adımlarla giderek, hepsini değil belki ama dört beş tanesini bile uygulama geçirmek oldukça olumlu de...

Kendinizi Aşmanın 33 Yolu

Kendini Aşmanın 33 Yolu (İlk 15 Adım!)  Hemen hepimiz kendimize dair bir takım serzeniş ve şikayetler içerisinde oluyoruz. Az veya çok... İstemsizce veya üstüne basa basa şikayet ediyoruz.  Bazı şikayetlerimiz fiziksel şartlarımız ile ilgili. Kimimiz boyundan memnun değil, kimimiz kilosundan. Kimimizin beli kalın, bazılarımızın kırışıklıkları çok.  Kimimiz göz rengini lens kullanarak, kimimiz de fazla kilolarından sert diyet yaparak kurtulabiliyor.  Kimimiz ticari zekasının azlığından şikayetçi; kimimiz ise sinirlerini kontrol edemeyerek çevresini kırıp dökmekten. Bazılarımız ise tam bir toksik canavara dönüşmüş durumda, travmalarının acısını bi-haber olan yakın çevresinden çıkartıyor... Kimimiz bazen bir duygu süpürgesi,  kimimiz kalp buldozeri, kimimiz de ilişki mengenesi...  Ama her şey bir yana, hayat devam ediyor. Stoacı bakış açısını benimsemiş bir fani olarak, kendimizi sevmemiz, kendimizi iyi tanımamız ve içimizdeki o potansiyeli uyandır...