Lambada Titreyen Alev Üşüyor
Bazı şairlerin şiirlerinin sözleri türkü veya şarkıya dökülünce eski ağıtlar, kadim türküler, gerçekleşmeyen aşklar, yürek dağlayan dizelere ve efsanevi öykülere dönüşür, dilden dile gönülden gönüle akar. Artık o şiir güzel tınılar eşliğinde o kültürün sözel ve işitsel hafızasına nakşedilir. Yemen, Çanakkale türküsü, Çökertme türküleri nispeten yeni ama sanki yüzyıllardır söylenip durulan Yunus, Köroğlu dizeleri gibi olur.
Kulağında sürekli kulaklık ile Spotify, Deezer, iTunes gibi müzik paylaşım aplikasyonları veya siteleri üzerinden pek müzik dinlediğimi söyleyemeyeceğim. Oğlum bu genç nesil kategorisinde olduğu ve "kendi tarzında online oyun ve yeni rap tarzı müzik" dinlediği için, kütüphane içeriği çok zengin olduğu için satın aldığım programlar. O tarz müziklere hala çok alışık değil kulaklarım.
Kendi cep telefonumdaki ses dosyalarına bakınca epi topu toplam dokuz şarkı indirdiğimi fark ettim MP3 formatıyla dosyaya kayıtlı. Uzun yolculuklarda bu dokuz şarkıyı dinleyip duruyorum üst üste, belki yirmi kez aynı şarkı peş peşe çalıyor arka fonda 'repeat modda' takılı. Zaten beş tanesi Ahmet Kaya'nın seslendirdiği şarkı ve şiirler; belki şarkı seçimlerim tuhaf gelebilir bazılarına, ama hepsinin dinlenme öyküsü var diplerde: Ada Sahilleri ve Çilli Kedi şarkılarını söylüyor Ahmet Kaya eğlenceli meyhane şarkıları tadında. Ersin Ergün'ün "Beni Tarihle Yargıla" şiiri şarkıya dökülmüş tam 7.04 dakika! Sonra Can Yücel’den "Sevgi Duvarı" ve Arif Arslan'dan "Ne sen Leyla'sın ne ben Mecnun" dediği Hep Sonradan [Gelir Aklıma] şarkısı. Hepsini çok seviyorum anlamlı sözleri nedeniyle.
Sonraki şarkılar ise: Hozan Beşir'in tok yorumu ve stüdyosuz / miksersiz yalın sesiyle "Elfida". Deneysel müzik yapan İranlı Rastak ile Mehmet Taylan’ın düeti olan "Bir Yangının Külünü" - inanılmaz bir kanun solo ve muhteşem Dina Doosti kemençesiyle. Enstrümantal olduğu için tüm sesli çağrılarında telefon melodisi olarak kullandığım Grup Yorum'dan Yürek Çağrısı albümünden (1991) Devrim Yürüyüşümüz Devam Ediyor... Tek yabancı şarkı ise: Alina Lahoud'un müthiş yorumuyla aslında bir Salwa al Katrib şarkısı olan "Khedni Maak".
Tabiki listenin açık ara en önemlisini sona bıraktım: öyküsü 1960'larda liseli bir gencin karşılıksız bir aşk hikayesini anlatan aşk muzdaribi ve faili aşikâr sevgiliye kısa bir Abdurrahim Karakoç şiiri olan Mihriban; elbette saz virtüözü Musa Eroğlu'nun tok ve dingin yorumu ile yalın ve duygu yüklü dizeler ile dile geliyor:
Ayrılıktan zor belleme ölümü
Görmeyince sezilmiyor, Mihriban.
Yar deyince kalem elden düşüyor
Gözlerim görmüyor, aklım şaşıyor
Lambada titreyen alev üşüyor
Aşk kağıda yazılmıyor Mihriban.
Son iki dize çok vurucu. Çok acı ile sevmiş çok güçlü bir kalemden çıkma bu sözler çok ama çok belli... Yazıyorum ama kalemim yetmiyor diyen bir aşık ve kalpte üşüyen bir alev... Daha ne desin, nasıl desin? Eğer ortamı uygun olur ise; peceteye yazıp sanatçıya ilettiğim tek istek parçam bu oldu hep Mihriban... Türkü söyleyebilen öğrencilerimden bunu seslendirmelerini istedim bir kaç kez yıl sonlarında...
En ilginç Mihriban anısı ise 1995 yılında yapılan Amerikan USIS - Fulbright Eğitimi esnasında oldu. ELT camiasının çok ünlü eğitimci yazarı Theodore Rodgers gelmişti Zukowsky ile birlikte iki haftalık eğitim için. Bilkent Edebiyat fakültesinde hoca idim o zaman... Son gün veda babında Türk gecesi yapılmıştı. Rodgers bir İskoç ağıtı söyledi gitar ile ve sonra şarkılı atışma haline geldi bu eğlence gecesi... Sazıyla gelen bir Türk hocamız karşılık vermek istedi aynı güçte bir ağıt-türkü ile. Emin olamadı ne olsun idi türkü? Bu acılı ağıda denk olacak türkü ancak Mihraban olur demiştim...Onu söyle atışma için dedim. Sonra tüm Amerikalı hocalar dahil herkes hüzün ile dağılmıştı o gün...
Kimse için lambada titreyen alev üşümesin...
Yorumlar
Yorum Gönder