Ana içeriğe atla

Ruhun Evi

Ruhun Evi
Ruh nerededir sorusuna insanoğlu hep cevap aramıştır. Ben buna bir kaç paragraf sonra kendi anlayış ve (kendimce yüksek olduğunu umduğum veya zannettiğim 🫣) farkındalığım çerçevesinde safî kişisel ölçütlerim ve bilgi sınırlarım içerisinde ve de tamamen kişisel olarak cevap vermeye çalışacağım. Ama önce "ruhun evi nerededir?" sorusuna başkaları ne diyor kısaca onu aktarmak isterim. 

Ruh biraz daha metafizik bir kavram olduğu içindir ki öncelikli olarak spiritüal kısma bakalım. Bazı dinler ruhun yerini ne bedenin içinde ne de dışında bir yer diye yorumlamış. Kimi dini görüşler vücudun belli bir yerinde değil her yerinde olduğunu ileri sürmüş. Modern bilim ise bunu çok farklı bir terminoloji ile anlatmaya çalışmış; insan ruhu "beyindeki hücrelerin içerisinde bulunan mikrotübüller ismi verilen yapıların içerisinde yer alıyor" denilmiş. Aslında emprik bilim gözü ile ruh yok. 

Eski Latince ruh için "anima" (the soul ) bir tür can hayat veya hareketlilik diyor. "Animal" (hayvan - canlı) buradan türeme bir sözcük...  Bu arada Okült camiadan eski bir Latince tabir olan "Anima Mundi" sözünü çok severim. Yani Dünyanın Canı veya "Arzın Ruhu!". Diğer taraftan ruhun evinin kâdim Arap bilgelerin "acbü'z-zeneb"; Eski Latin bilgelerin de "coccyx" denen kemikte saklandığına inananlar da mevcut. Bazı eski kadim bilge öğretiler ise ruhun kalbin içinde olduğuna inanır. Ben bu görüşe daha yakın hissettim hep kendimi. Gönül ile ilintili olduğu için belki de?

Cesaret edip biraz daha öte giderseniz aslında ruhun; Kalu Bela, diğer adıyla Bezm-i Elest" denen yerden bir tür"kıstak veya araf" denilebilecek başka bir yer olan Berzah Alemine kadar "geçici olarak insanın dünyevi ve maddi bedeninde konakladığını" söylemek mümkün. Ben ise bunu bir adım daha öteye taşıyıp, bedenimin (yani et kan ve kemikten mürekkep olan cesedimin) bile ruha giydirilmiş bir libas olduğuna inandım. Hep hayatı böyle görüp; böyle tahayyül edip böyle de bir hayat felsefesi üzere yaşamayı tercih ettim. 

Ama bence verilen tüm bu cevaplar yetersiz. 

Ben, "ruhun evinin" insanın bedeninde bir yerlerde ve mekansal olarak da gösterilip işaret edilebilecek bir yerde olduğuna asla inanmıyorum. İnanmadım da. İnsanın ruhunun yeri "zamanı durdurmak istediği insanın yanıdır". 

Beraber çok güzel ve keyifli vakit geçirdiğiniz, birlikte ve/veya yanyana iken zamanın nasıl aktığını bile fark etmediğiniz; birlikte bir şeyler yapmaktan ve konuşmaktan çok keyif aldığınız, bedensel varlığı yanınızda olmadığı vakitlerde bile onun hayali ile uykuya daldığınız, her an yanınızda, sanki hep yanıbaşınızda gibi hissettiğiniz kişinin yanıdır ruhunuzun evi. 

Tekrar vurgulamak gerekirse; aslında ruhunuzun yeri; "zaman mefhumunun eriyip yok olduğu ve yanıbaşınızda an'ın artık durup kalmasını istediğiniz kişinin yanıdır". Normalde ruh denen akışkan, uçucu ve bir ışık huzmesi gibi ışıl ışıl parlayan o bulutumsu şey aslında mekan tanımaz, onun için fiziksel uzaklığın da bir önemi yoktur. O an, o gün, o hafta ve ya o ara görüşemeseniz bile, bir telefon ile başlayan merhaba sonrası gelen, "si vales valeo" - "sen iyiysen, ben de iyiyim" hissini hissettiğiniz kişinin yanıdır ruhunuzun evi. Bırakın o kişi taht kursun kalbinize... Hakkıdır çünkü. Mekanın sahibi "o" dur çünkü. 

O gezgin ve hareketli ruha ev sahipliği yapacak şekilde zamanın durup donduğu yer onun yanı ise; işte bilin ki ruhunuz konaklayacağı gerçek yeri ve dinginliği bulmuştur. Bırakın orada dinlensin, an'ın keyfini sürsün. Mutlu olsun. Siz bilmeseniz bile o "ömrüm senindir" diyebileceğiniz kişileri tanır ve bilir... En iyi dostun, en güzel sevgilinin o olduğunu zaten fark etmiştir. Size teslim olmak düşer. O kadar... 

Fıtratı gereği gezgin olmaktan vaz geçip - artık ruhunuz; göçebe ruhların diyarından çıkar ve huzur, muhabbet, keyif ve mutluluğu bulduğu limana demirler. Artık onun için fırtınaların, boranların, alizelerin, kasırga ve tayfunların bir ehemmiyeti kalmaz ve dinginliği yakaladığı yere mutluluk ve muhabbet ile sakince yerleşir ve an'ın keyfini sürer. Çünkü o gözlerde bir huzur, o bakışların ardında binlerce yıl sürecek bir dostluk perçinlenmiştir artık. O dost, an itibariyle sonsuz ve ömürlük bir dosttur. Yoldaştır. Yürekdaştır artık. 

Kimseye ruhun evini sormayın! Zamanın durmasını istediğiniz yer ve kişinin yanı onun yeridir. Bırakın ve keyfini çıkarın. Gerisinin teferruat olduğunu görürsünüz, çocuksu kalmış bir kalbin tabiri ile onun doğru yeri bulduğunu siz de"görersiniz".  



Bu blogdaki popüler yayınlar

"Aile" Kavramı Üzerine

"Aile" Kavramı Üzerine Yıllar yıllar önce Bilkent Üniversitesi Edebiyat Fakültesine bağlı olarak, (Faculty of Humanities and Letters), bölüm öğrencilerine "Eleştirel Okuma ve Etkili Sunum" dersleri vermekteydim.  Öğrencilere bir konuyu inceler ve irdelerken, "Socratic Questioning" (ard arda sorular sorarak konunun farklı yönlerini derinleşme denebilir bu kavrama...) denen yöntem ile onları verilen konuyu algılamaya ve farklı cihetlerden ve perspektiflerden konunun "olası farklı yönlerine" bakmaya ve "farklılıkların farkında olmalarını kavratmaya" çalışıyorduk kendi çapımızda.  Bu ders daha sonraki akademik, mesleki ve yöneticilik hayatımda çok ama çok işime yaradı. Yazı yazarken de faydasını gördüm. Özetle öğrendiğim şey basitçe şu oldu: "Her konunun farklı yüzleri ve boyutları olabilir; tek bir cihetten konuya bakmak sığlıktır; zira hayat böyle akmaz, empati de yapmak gerekir..." Ülkenin durumunun farkındasınız. C...

Masal

Masal ... Neden olsun isteriz, Masallardaki aşklar gerçek? Mutlu gülüşler sonsuz, Birliktelikler, sorunsuz? ... Niye çok isteriz hep? O da beni - benim kadar, Ve hatta benden de çok... Daha da çok sevsin diye? ... Nedir karşılıksız aşkları; Bu kadar değerli ve unutulmaz, Kavuşulan aşkları ise sıradan yapan? Nedir aşkı, maşuktan bile kopartan? ... Niye bekleriz hep, tutkuyla sevip de, Karşılık bulamadığımız aşklar; Önümüzde serpilip büyüsün diye, Bilerek ve beyhude bir çırpınış ile? ... Neden çok sevilen anlamaz, Sevildiğini ve değer verildiğini? Bu güzel masalın her harfinin Bizzat kendisi için; yazılıp, çizildiğini?  ... Neden küçümsenir ki sevenin sevgisi? Niye görülmez bülbüle yâr olan gül bahçesi? Niçin hep bir inat, hep bir tafra yüceltir, Ve daha değerli kılar, yarım bırakılan sevgiyi? ... Karşılık almadan sevebilmek, Ne kadar da ilahi ve yücedir, halbuki... Kim, neden heba eder ki aşığının sevgisini? Ve rehberi yapar boş yere kendi ümitsizliğini? ... Sen de biliy...

Bir Pazar Kahvaltısı

Bir Pazar Kahvaltısı  Pazar Yazıları No: 027 Bugün güzel pırıl pırıl ama kasvetli bir Pazar sabahı Ankara'da. Hava açacak birazdan biliyorum. Yeni başlayacak olan yoğun bir haftanın habercisi bugün.  Tatilin son günü. Sabahın erken saatlerinde üniversite sınavına hazırlık koşturmacasına başlayan oğlumu dershanesine bıraktım ve bir U dönüşü ile hemen eve geri döndüm.  Balkonumdan kızıllı morlu yapraklı rengarenk ağaçların kümelendiği yemyeşil koruluğa şöyle bir baktım. Önümde uzanan suni uydukentin yüksek binalarının arasında, karşımdaki tepede göğe yükselen mimari harikası şadırvanlı ve dört minareli cami külliyesine selam verdim uzaktan...  Sonra bir gün önceki sağanak yağmur sonrası gelen tertemiz havayı ciğerlerime çektim. Balkondaki raflarda rengarenk saksılara dizilmiş bitap düşmüş çiçeklerime baktım. Yeniden canlanmaya ihtiyaçları vardı. "Benim gibiler..." diye geçirdim içimden. Kaderdaşlarım benim... Soğuk ve karlı bir Ankara Mart'ında bilmem kaçın...