Ana içeriğe atla

Ruh Eşi Bulma Kılavuzu

Ruh Eşi Bulma Kılavuzu 
Bugün sosyal medyada öylesine ilerlerken bir videoya (reels) denk geldim Instagram'da. Bir Amerikalı konuşmacı (Tedtalk tarzı bir ortamdı zannederim) "şayet ruh eşinizi arıyorsanız, kendi ruhunuzu öldürün!" diyordu. 

Konuya hiç bu açıdan bakmamıştım. Genç bir adamın intihar girişimiyle ilgili roman (Labirentteki Mavi Kelebek) yazma girişiminde bulunan henüz ham bir yazar namzeti olarak, hayatın anlamını ve gerçek aşkı bulmak için, bedenin değil ruhun öldürülmesi iddiasını çok ama çok düşünmeye değer buldum... Muhtemelen bu cümle - henüz bitmemiş adı geçen romanımda - önemli bir köşe taşı olacak. Kanaatimce bu iddiayı çok ciddiye almamız gerekiyor gerçekten ruh eşi diye birşeyin varlığına inanıyor ve ruh eşimizi bulmaya gerçekten çaba sarf ediyor isek. 

Tıpkı sevginin emek istemesi gibi ruh eşi bulmak da emek ve çaba gerektiriyor. Ruh eşiniz ile karşılaştığınızı düşündüğünüz zaman, ama yine de kafanızda bir takım sorular olduğunda (normalde ruh eşini bulunca bu soruların hiç olmaması gerekir saikiyle hareket etsek de 🫣), bu soruları ve sorunları çözmek için halisane çabalarınız var ise, ruh eşinizi bulma konusunda mesafe kat etme şansınız vardır. 

Jose Saramago şöyle demiş: "kendinden dışarı çıkıp kendine bakmadıkça, kim olduğunu asla bilemezsin!" Aslında ruh eşi arayışı bence burada başlıyor. 

Önce kendini tanıma merhalesini geçmeden başka bir ruhta kendini aramak beyhude bir çaba. Kendini tanımayan bir ruhun karşıdan ne beklediği aslında bir muamma. 

Bu bağlamda Sezen Aksu'nun şarkısı bu çabayı özetliyor: 

Haydi gel benimle ol,
Oturup yıldızlardan bakalım dünyadaki neslimize,
Ordaki sevgililer özenip birer birer
Gün olur erişirler ikimize... 

Bazen kendini tanımak için kendinden uzaklaşması ve bulutların üstüne oturup kendini seyretmesi gerekir insanın - ya da kendini bulmak için her şeyden feragat edip ruhunu arındırıp safiyane biçimde kendine dönmesi de aynı etkiyi sağlayabilir. Yöntem ne olursa olsun; ya kendinden uzaklaşıp sonra kendini bulmak ya da kendi özüne yönelip içine gömülüp kendini kendi içinde aramak farketmez, aslolan kendiyle barışık olabilmek... Kendiyle barışık olmayanların ruh eşi değil kendi ruhlarını keşfetmeleri daha elzem bir çaba olacaktır. 

Ruh eşi ile ilgili arayışa cevap bulma çabası ile tamamen ruhtan yoksun - aslında bir tür sohbet robotu olan - güçlü bir sayısal algoritma ile donatılmış ChatGPT'ye soru sordum (aylardır kullanmıyordum bu arada...) ruh eşi nasıl seçilir ve bulunur diye? Tipik bir analitik sentezleme robotu edasıyla çok düz cevap verdi ruhsuz makine ruh eşi ile ilgili oldukça duygusal içerikli soruma 😉: 

"Ruh eşi veya ruh ikizi, bazı inançlara göre, ruhsal olarak uyumlu ve birbirini tamamlayan bir kişi olarak kabul edilir. Ruh eşi bulma fikri, genellikle derin bir bağ, anlayış ve uyum arayışını yansıtır."

Ruh eşinizi bulmak için şu adımları düşünebilirsiniz:

1. "Kendinizi İyi Tanıyın: İlk adım, kendi değerleriniz, ilgi alanlarınız ve hedefleriniz hakkında net bir anlayış geliştirmektir.

2. Açık Olun: Yeni insanlarla tanışma fırsatlarını değerlendirin ve açık fikirli olun. Arkadaşlık ve ilişkilerinizde dürüstlük ve samimiyet önemlidir.

3. Ortak İlgi Alanları: Ortak ilgi alanları paylaşan kişilerle daha iyi anlaşma şansınız olabilir. Bu, birlikte keyif alabileceğiniz etkinlikleri içerebilir.

4. İletişim: İyi iletişim kurma yeteneği, derin ve anlamlı bağlar kurmanın temelidir. Birbirinizi anlamaya ve desteklemeye odaklanın.

5. Sabırlı Olun: Ruh eşini bulmak zaman alabilir. Acele etmek yerine doğru kişiyi bulana kadar sabırlı olun."

Bu çok mekanik - ama bir o kadar da doğru analizleri yaptıktan sonra - düz mantık algoritması gereği suya sabuna dokunmayan ve artık klişe olmuş sonuç paragrafı ile açıklamayı tamamlamış ruhsuz robot, ruh eşi hakkında:

"Unutmayın ki ruh eşi kavramı, farklı inançlar ve kültürlerde farklı şekillerde yorumlanabilir. Kimi insanlar için bu kavram derin bir bağlamda anlam taşırken, kimileri için daha farklı bir anlam ifade edebilir."

Bu konuda bu kadar düz analizler yapılınca, işin özü ve tadı da kaçıyor. Beş adımda ruh eşinizi bulmanın ilk adımı aslında "ben kimim?" - diğer bir ifade ile "kendini bil!" (know thyself!) mottosunda gizli. Gerisi bunun üzerine kurulu çabalar silsilesi. 

Ben kendi yorumumu yazayım:

Ruh eşiniz olacak kişi aslında en çok bir arada olmaktan keyif aldığınız kişi bence! Birlikte eğlendiğiniz, saatlerce sohbet edebildiğiniz, hep birbirinizi görmek istediğiniz, aklınızda her an acaba şu anda ne yapıyor? Acaba şimdi ne düşünüyor? Kafası dağınık mı? Mutlu mu yoksa biraz tadı kaçık mı? diye düşündüğünüz kişidir. Size ulaştığında ise en çok iletişimde olmaktan keyif aldığınız kişi ruh eşiniz olabilir. Hele bu birliktelik bedensel anlamda da keyifli bir yekvücut olma imkanı sunuyor ise, bu ruh eşlerini daha da besler ve güçlendirir.

Ruh yuvasını kalbe kurmuş. Şayet o kişi aradığında, ya da o kişi ile bir araya geldiğinizde dünya ayaklarınızın altından kayıp, zaman durup her şey o anlardan kilitli kalıyorsa, ve kalbiniz daha güçlü atıyorsa, o güzel ses kulağınıza melodi gibi geliyorsa bilinki iyi yoldasınız, ruh eşinize "merhaba! çok aradı birbirimizi ama sonunda tanıştık!" demişsiniz demektir. 

Size iyi gelen insanlara daha çok sarılın... Onların iletişimi emin olun sizi çok besleyecek ve duygusal ve fiziksel anlamda güçlü ve mutmain hissettirecek. Kendinizi ruh eşinize bırakın. O sizi kanatlarına alacak zaten!  

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kaybolan Nesil için Ağıt

Pazar Yazıları No: 062 Kaybolan Nesil için Ağıt ​"A Requiem for a Lost Generation" Uzun süredir yazı yazmaktan imtina ediyordum. Aslında her hafta konular hazırdı aklımda. Pek çok güzel konu ve şiirler uçuşuyordu zihnimde. Nedense hep son anda vaz geçip yazmadım haftalarca.  Hatta bir ara 'Eat, Pray and Love' romanında geçen bir cümle vardı Italyan hayat felsefesini yansıtan "dolce far niente" (the sweetness of doing nothing") yani özetle: Hayatın koşturmacasından uzaklaşıp çabasızca zaman geçirmenin keyfini sürme konusu aklımda idi. "Ignorance is bliss" tadında idi vaz geçtim... Hayalim ise: bir sahil kasabasında kumsala bakıp dalgaları izlemek veya bir parkta öylesine oturmak ve boş hayallere dalmak gibi amaçsız işler peşinde koşmaktı ve üstelik niyetim de bunu yeni aldığım Moka Pot'umda yaptığım filtre kahve eşliğinde yapmanın tadından bahsetmek idi internetten İngilizlerin 'picturesque' (tablo gibi) dedikleri Amalfi...

Aşk mı yoksa Limerans mı?

Aşk mı yoksa Limerans mı? Uzun süredir anlamaya ve tanımlamamaya çalıştığım bir kavram Aşk (baş harfi her daim büyük harfle!). Üzerine milyonlara sayfa yazı, yüzbinlerce şiir yazılmış, binlerce şarkı ve film yapılmış, pek çok insanı da psikolojik yıpranmaya sürüklemiṣ karmaşık bir duygu durumu.  Peki ne kadar gerçek aşk dediğimiz duygu? Bazen bir sanrı, belki de bir yanılsama mı? Bir geçici delilik veya sarhoşluk hali mi? Meczupluk mu aşk? Kendinden vaz geçmek mi? Yoksa kendi narında eriyip yok olmak ve küllerinden yeniden doğmak mı Aşk?  Bu konuların pîrî, üstat Alain de Botton şöyle diyor:  "We end up lonely because we have a wrong theory of love." Yani (yazının hepsini okuduğum için şerh düşerek) aşk hakkında zihnimizde toplumun dayattığı, idealize edilmiş, romantik ve mitleştirilmiş bir hayali beklenti oluştuğu için (kısaca özünde) yanlış bir aşk kuramı ile beklentiye sürüklendiğimiz için eninde sonunda yalnızlık ve hayal kırıklığı ile sonuçlanıyor ilişkil...

"Aile" Kavramı Üzerine

"Aile" Kavramı Üzerine Yıllar yıllar önce Bilkent Üniversitesi Edebiyat Fakültesine bağlı olarak, (Faculty of Humanities and Letters), bölüm öğrencilerine "Eleştirel Okuma ve Etkili Sunum" dersleri vermekteydim.  Öğrencilere bir konuyu inceler ve irdelerken, "Socratic Questioning" (ard arda sorular sorarak konunun farklı yönlerini derinleşme denebilir bu kavrama...) denen yöntem ile onları verilen konuyu algılamaya ve farklı cihetlerden ve perspektiflerden konunun "olası farklı yönlerine" bakmaya ve "farklılıkların farkında olmalarını kavratmaya" çalışıyorduk kendi çapımızda.  Bu ders daha sonraki akademik, mesleki ve yöneticilik hayatımda çok ama çok işime yaradı. Yazı yazarken de faydasını gördüm. Özetle öğrendiğim şey basitçe şu oldu: "Her konunun farklı yüzleri ve boyutları olabilir; tek bir cihetten konuya bakmak sığlıktır; zira hayat böyle akmaz, empati de yapmak gerekir..." Ülkenin durumunun farkındasınız. C...