Ana içeriğe atla

Ey Aşk! Sen ne ağır bi şeysin!

Ey Aşk, sen ne ağır bi şeysin!
Aşk zannederim tüm evrenin en büyük itici gücü. Kainattaki pek çok şey aşk ile devinim kazanıyor, aşk ile hareket ediyor ve aşk ile pervane oluyor. 

Aşk inanılmaz güçlü motivasyonu ile insanlara sirayet ettiğinde, çok ama çok daha güçlü etkileri oluyor her anlamda ve bağlamda. Vücuda salgılanan o yeni ve güçlü hormonlar ile beklenmedik ve umulmadık düzeyde bir enerji, şevk ve iştiyak ile dünyaya bakış biçimimiz, çevremizi algılama ve değerlendirme şeklimiz yeniden anlam buluyor, sanki baştan yaratılıp kendimizi en bilinmez taraftarımız ile başbaşa buluyoruz. 

Aşk; denklemin ters tarafında yer alan, nefret ve korkunun aksine olumlu bir güdüleme ile artı bir değer katıyor hayatımıza. Hayatı yeniden keşfetme, yepyeni baharlara, taptaze duygulara kapı açıyor. 

Genel olarak biyolojik anlamda, yeryüzü denen bu gezegendeki hayat denen yaşam diye adlandırılan şeyin devamlılığını sağlayan en büyük güç aşk. Bitkilerden hayvanlara tüm canlı dünyası varlığını yüce bir anlamı ve gizil güçleri olan aşka borçlu. Nefret ve korku, canlılığı ve arzuyu öldürürken, aşk tam tersine yaratıcı tarafında yer alarak, büyütüp, geliştirip, diriltip hayat ve cansuyu veriyor tüm canlılar alemine. Bu muhteşem ötesi bir güç ve üstelik de çok olumlu... 

Bireysel ve insana dair duygular dünyasında göreceğiniz düzlemde ise, aşk yaşayabileceğiniz en güzel şey. En güçlü hayat tutacağı. Hayata sizi bağlayan gözle görülmeyen ama bilinen en sağlam ve en güçlü hayat kucaklayıcısı. 

Kadın ve erkeklerin pek çok şeye farklı bakması gibi aşka da çok farklı baktığı bir gerçek. Duygusal yükselme ve iyilik hali anlamında pek çok histe ve hazda olduğu gibi, aşık olma ve o heyecana kendini kaptırma ve sürüklenme açısından kadın ve erkek çok benzer yaratıklar ve birbirlerini bu bağlamda çok iyi tamamlıyorlar. Ancak ileri aşamalarda aşka anlam yükleme ve aşkı yeniden keşfetme ve yorumlama konusunda kadınlar çok daha başarılı ve güçlü bir bakış açısıyla ve duygu yüküyle donatılmış durumdalar. 

Bu noktada, duygusal yönü yüksek bir erkek olarak 🫣, bir saptama ve düzeltme yapmak isterim; bu durum veya tespit erkeklerin daha çabuk motivasyon kaybettikleri ya da sevgilerinin nispeten daha hızlı azaldığı şeklinde asla yorumlanmamalı - asla! Böyle değil çünkü. Hatta tam tersine güçlenen ve hisleri giderek sağlamlaşan aşka aşık aşk erkekleri de var. Denk gelmemiş olabilirsiniz - o ayrı konu 😉... 

Kadınların aşka yükledikleri anlam daha ziyade duygu, şevkat, sahiplenme, sahiplenilme, güven ve gelecek planları üzerine kurulu. Erkeklerinki ise daha çok ana kilitli ve haz odaklı. Daha çok gücü ve iktidarı ve varlığını karşı tarafa hissettirme üzerine inşaa edilmiş bir fıtrat ile kurgulanmış. 

Elbette her erkek ve her kadın için bu ilişki örüntüsü aynı şekilde tezahür etmediği gibi, aynı doğrultuda da ve aynı tempoda yürümeyebilir. Kimi zaman yükselir, kimi zaman düşer, kimi zaman, çevre ve şartlara yenik düşer, kimi zaman yıpranır, güçten düşer, kimi zaman çok yükselir, kimi zaman da rutin ve dingin gidebilir. 

Ancak ne olursa olsun aşkı sıcak ve diri tutmak karşılıklı olarak yapılabilecek bir şey. Aytmatov'un dediği gibi aslında: aşk özünde en başta bir emek işi. Süreklilik bağlamında ise bir motivasyon işi.  İlk kıvılcımı aldıktan sonra devinimi devam ettirmek, o aşk çarkını döndürmeyi sürdürmek hep yeni ve taze bir şeyler ekleyip aşkın baharatını arttırma rengini her seferinde daha canlı renklerle boyama çabası. Bu da minik farklılıklar, küçük sürprizler, mini hatırlatma ve hatırlanmalar ile aktive edilebilir. 

Aşk en basit tabir ile bir enerji ve ruh işi. Ötesi olduğunu zannetmiyorum. Yazı ve şiir yazmaya çalışan; yer yer kendini sorgulayan, hayatı ve aşkı anlamaya çaba sarf eden ve nihayetinde bu konularda ciddi kafa yoran bir - erkek - birey olarak, yarım asır sonra varabildigim sonuç bu: aşk bir motivasyon ve enerji işi. Kopmama ve zinde kalma işi. Aşk bir çaba işi. Ve aşk her an sevgili ile birlikte olmayı özleme işi. Aşk sevdiğin için fedakarlık işi. Aşk sevgiyi kutsama ve sevgiyle yok olma kendinden verebilme işi. 

Sizi kendine aşık eden kadınlara - adamlara - sıkı tutunun... Bu aşkın har'ını körüklemek sizin elinizde her zaman. Aşkı renkli ve zinde tutmak küçük yaratıcılıklar, minik sürprizler, ince hatırlama ve özen ile mümkün. Bunun yollarını açık tutmak ve buna açık olmak aşkı çok güçlü ve çok sağlam ve her daim yinelenebilir kılacaktır. 

Bunlar ağır şeyler mi diye soracak olursanız, hiç de değil. Bu ağırlık bir yük değil tam tersine sizi uçuracak hafif kanatlarınız aslında. Aşkın ağırlığı sadece çözümü zor görünen geçici dertlerde. Ölüm ve onulmaz ciddi sağlık sorunları dışında aşk her an yükselme ve kendini yenileme potansiyeline haiz. 

Aşk ile kalmaya çalışın... Biten sevdaların üstüne çok güçlü yeni aşklar inşaa etmek her zaman mümkün. Yepyeni bir aşk sizi yepyeni bir insan, yepyeni bir sen ve beraberinde de yepyeni bir siz yapabilir...Bundan asla korkmayın. Hep dediğim gibi aşkın ışıltısını ve aşkın har'ını sıcak tutmak en güzeli en keyiflisi. Eskilerin uzaktaki sevdiklerine sevgililerine yazdıkları mektubun ucunu yakıp öyle zarfa koymaları gibi...O güzel yarenlikler hiç bitmesin. Bu ölümlü ve geçici hayatta birer fani olarak sizi çok güçlü tutacak ve yenileyecek aşkı olduğu gibi yerinde bırakın ki öylece kor halinde dursun. Vakti gelince de alevlendirin... 

Evet, unutmayın ki aşk başınıza gelebilecek en güzel felakettir. Tadını çıkarın...

Bu blogdaki popüler yayınlar

"Aile" Kavramı Üzerine

"Aile" Kavramı Üzerine Yıllar yıllar önce Bilkent Üniversitesi Edebiyat Fakültesine bağlı olarak, (Faculty of Humanities and Letters), bölüm öğrencilerine "Eleştirel Okuma ve Etkili Sunum" dersleri vermekteydim.  Öğrencilere bir konuyu inceler ve irdelerken, "Socratic Questioning" (ard arda sorular sorarak konunun farklı yönlerini derinleşme denebilir bu kavrama...) denen yöntem ile onları verilen konuyu algılamaya ve farklı cihetlerden ve perspektiflerden konunun "olası farklı yönlerine" bakmaya ve "farklılıkların farkında olmalarını kavratmaya" çalışıyorduk kendi çapımızda.  Bu ders daha sonraki akademik, mesleki ve yöneticilik hayatımda çok ama çok işime yaradı. Yazı yazarken de faydasını gördüm. Özetle öğrendiğim şey basitçe şu oldu: "Her konunun farklı yüzleri ve boyutları olabilir; tek bir cihetten konuya bakmak sığlıktır; zira hayat böyle akmaz, empati de yapmak gerekir..." Ülkenin durumunun farkındasınız. C...

Kaybolan Nesil için Ağıt

Pazar Yazıları No: 062 Kaybolan Nesil için Ağıt ​"A Requiem for a Lost Generation" Uzun süredir yazı yazmaktan imtina ediyordum. Aslında her hafta konular hazırdı aklımda. Pek çok güzel konu ve şiirler uçuşuyordu zihnimde. Nedense hep son anda vaz geçip yazmadım haftalarca.  Hatta bir ara 'Eat, Pray and Love' romanında geçen bir cümle vardı Italyan hayat felsefesini yansıtan "dolce far niente" (the sweetness of doing nothing") yani özetle: Hayatın koşturmacasından uzaklaşıp çabasızca zaman geçirmenin keyfini sürme konusu aklımda idi. "Ignorance is bliss" tadında idi vaz geçtim... Hayalim ise: bir sahil kasabasında kumsala bakıp dalgaları izlemek veya bir parkta öylesine oturmak ve boş hayallere dalmak gibi amaçsız işler peşinde koşmaktı ve üstelik niyetim de bunu yeni aldığım Moka Pot'umda yaptığım filtre kahve eşliğinde yapmanın tadından bahsetmek idi internetten İngilizlerin 'picturesque' (tablo gibi) dedikleri Amalfi...

Kalbin Anahtarı

Kalbin Anahtarı  Kilitledim kalbimi Tek anahtarı elimde... Açıldım bir tekneyle  Dalgalı engin denizlere... İlerledim pupa yelken Köpüklü dalgalar peşimde;  Bir koy aradım önce  Yakamozlar eşliğinde  Durdum bir adanın Kuytuluk gölgesinde. Tan vaktiydi zaman: Hayat yeni güne gebe...   Ustarmaçada çırpıntı sesleri  Minik balıklar sabah gezmesinde... Çapayı bıraktım derine; sakince. Kaloma mesafesince gitti en dibe... Sustu zincir şakırtıları  Ellerim küpeştede  Kemereye dokundum Sıcacıktı anahtar elimde... Son kez baktım  Kalbimin kilidine Ve fırlattım anahtarını Alabildiğince ötelere... Süzüldü havada önce... Suda halkalar oluştu  Peş peşe ve sonra Kayboldu anahtar  Sonsuz mavilikte... Durdu zaman Duruldu mekan Hemhal oldu  Ezel ve ebed İşte o an... Süzülen bir martı kadar Özgürdü artık yüreğim  Yok bir bekleyenim; Ne de beklediğim.. Gönlüm dingin  Gönlüm müebbette  Huzur içindeyim Kalbim emin ell...