Tesadüf Öyküleri - İkinci Kitap - Sekizinci Öykü - Güneş ve Aşk
Tesadüf Öyküleri - 2
8. Öykü
Güneş ve Aşk
Güneş ışığı karşıdan yüzünüze vurduğunda veya güneşe doğru yürüdüğünüz zaman, hani karşıdan gelen kimseyi göremezsiniz ya, bir silüet gibidir vardır , oradadır ama varlığını anlamlandıramazsınız; işte tam olarak da aşk böyledir. O güneş gibi ışıltısı ile gözünüzü kör eder, önünüzü karartır. Çılgınca bir tutkuyla kendinizde kaybolursunuz. Bu aşktır.
Işıl ışıl parlayan güneş, artık Dünya Sağlık Örgütünün yeni "yaşlılık tanımı" gereği orta yaşlarında kabul edilen ellilik dinç delikanlıyı ziyadesiyle çarptı. Eyyam-ı bahur denen sıcak günlerin üstelik de güneşin en çok yakan zamanlardan biriydi. Aslında şu anda bir deniz kenarında veya bir sahil kasabasında yaşıyor olmayı istedi. Ama başkent denilen karasal çöl ikliminin orta yerinde, bir parkta nispeten gölgeli bir ağacın altında oturuyordu.
Koca şehirde yapayalnız hissetti bir an kendini. Birlikte olmayı istediği insanların hepsi bu yaz gününde şehir dışında idi. Yakın akrabaları, dostları, sevdikleri… "İyi ki varlar ve iyi ki yaşıyorlar!", dedi "iyi ki sıhhatleri yerinde!" Latinlerin dediği gibi diye geçirdi içinden: "Si vales valeo: yani sen iyiysen, ben de iyiyim…" Çok yakında görüşecekti aslında sevdiği kadınla… Ama özlem kısa süreli hicran hissi başka bir şeydi. "Özlemek" dedi içinden; ”dünyanın en güzel şeyi imiş meğerse!"…
Özlemeyi bile özlediğini fark etti o an… Oturduğu banktan ileri doğru baktı. Beton kaldırım üzerinde tekir bir sokak kedisi gerinerek esnedi ve kimseyi umursamadan boylu boyunca uzandı. Bir kaç metre ötede, ağaç yaprakları gölgelerinin belli belirsiz vurduğu yerde bir sokak köpeği sıcağın etkisiyle rüyaya dalmış gibiydi. Uzanmış ve soluk alıp veriyordu sessizce geçen gidene onların ayak sesleri ve gürültüsūne aldırmadan. Bir an bu iki hayvanın rahatlığına özendi. "Ne kadar da mutlular" dedi. "Dert yok, gam yok kasavet yok. Aşk acısı da çekmez bunlar."
Bu yaşta aşık olmak için geç miydi acaba diye aklından geçti. Hiç bir şey için geç olmadığını öğretmişti hayat halbuki. Daha henüz 24 yaşında taze bir öğretmen iken, 56 yaşındaki öğrencisini hatırladı. Sevgili Münevver Abla! dedi içinden. Amerika'ya yerleşen çocuklarının hiç Türkçe bilmeyen oğlu - biricik torunu - ile iletişim de kalmak için İngilizce kursuna geldiğini söylemişti… İlk iki seviyeyi üstün başarıyla bitirmişti sınıfın en yaşlı öğrencisi. Hayata bağlanacak sebebiniz olduğunda kendini genç hissediyor ve yeni şeyler öğrenmek istiyor insan demişti, eşi vefat etmiş ve kedisi ve çiçekleri ile yapayalnız yaşayan genç ruhlu hayat dolu öğrencisi. Neredeyse Münevver Ablanın yaşına gelmek üzereydi. Acaba onu genç ve dinç tutacak olan bu yeni aşk mıydı?
Güneş ışıkları gözüne geldi yapraklar rüzgar ile hafif sallanınca. Sonra gölge tekrar geri geldi. Gözlerindeki kamaşma dindi. Hep yaptığı gibi - siyah veya mavi veya lacivert tişörtünün V yakasına tutturduğu güneş gözlüğüne gitti eli… Aslında daha gençken hiç gözlük takmayı sevmezdi. Altı yedi gözlüğü vardı ve neredeyse hiç birini kullanmamıştı yıllarca. Sonra şimdi üzerindeki bu çok sevdiği gözlüğüne ne kadar çok para verdiğini hatırladı. Vitrinde görmüş içeri dalmış, denemiş, almış ve çıkmıştı üç dakika içinde aklında hiç gözlük alma fikri dahi yok iken… Gelecekteki güneşli günlerin etkisi demişti içinden… Ama onunla kendini daha iyi hissediyordu. Tıpkı şimdi kalbinde hissettikleri gibi… Gözlerine çarpan güneş ışıltısının keyfini sürmek istedi. "Tıpkı eski günlerde olduğu gibiydi futbol oynayıp neredeyse her gün 5000 metre kros koşusu yaptığı zamanlar gibi!. "Çok iyisin koçum!", dedi içinden kendine. En parlak günlerin bunlar. En enerjik zamanların. Işığa doğru baktı. Tebessüm etti güneş ışıklarına… Güneş hala ışıl ışıl parlıyordu.
Sonra telefonuna gitti eli. Mesaj yoktu. Çok ama çok uzun zamandır telefonunu hep sessiz modda kullanıyordu. Öğretmenlikten gelme bir mesleki tercih idi onunki. Belki de yıllardır böyle idi telefonu... Zaten dağınık olan dikkatini daha çok dağıtmamak için, bildirim ayarlarından sosyal medya programlarının tüm bildirimlerini kapatmıştı. En çok sevdiği oyundan bile bildirim almamayı tercih etmişti. Kronos gibi zamanın efendisi olmak mümkün değildi. Ama kölesi de olmayı reddetmek gerekiyordu. Bu yaşına kadar geçen zamanı çok daha verimli kullanabilirdim dedi. Sadece bu pişmanlığım.
Bugün ne çok kendi kendime söylendim dedi. Tam o esnada iri taşlı arnavut kaldırımında her an düşecekmiş gibi yürüyen ve kendi kendine şarkı mırıldanarak ilerleyerek önünden geçen 2-3 yaşlarında kız çocuğunun şirin kıyafetine bakarken buldu kendisini. Küçük kızın kıyafetinin deseni hoşlandığı kadının bir kaç hafta önce gönderdiği fotoğraftaki kıyafetine benziyordu. Ya da baktığı her şey aslında ona onu hatırlatıyordu. Giydiği her şey ona çok yakışıyordu. Çok alımlı hoş biriydi. Bu küçük kız kadar da şirindi üstelik…
"Tesadüf işte!" dedi. Hayat böyle bir şey. Telefonunu açıp tekrar görmek istedi geçen hafta gelen resmi. Hemen vaz geçti bu sanal ve dijital pikselli resim yerine beyninin kıvrımlarını kullanmayı tercih etti ve telefonunu açmaktan vaz geçti. Onun yerine hayal etmeyi tercih etti. Hayali resminden daha güzeldi. Onu tiril tiril uçuşan yaz kıyafetleri ile güneşin pırıl pırıl ışıkları altında bir sahil kasabasında yanında el ele yürür iken hayal etti. Birlikte tatil planı yapmayı hayal etmenin bile ne kadar güzel olduğunu düşündü sonra…
Şarja takıldığında hızla dolan pillerin görsel tasarımında gibi hissetti kendini. Onunla her konuşmasının ardından yüzde 15'lerden yüzde 100'e çabucak ulaşan ve hemen griden yeşile dönen batarya imgesi gibiydi. Duygularından çok da emin değildi. Adını koyamıyordu hislerinin. Çok şey yaşamış çok ilişki gözlemlemişti. Duygu tarifi konusunda iyiydi ama bunu kendisine bile anlatmakta zorlanıyordu.
Duyguları konusunda kontrollü olmak zorunda hissetti kendini. Daha pek çok şey vardı hayatında yerine oturmasını beklediği. Ki iki taraf için de durum zaten böyle idi - belki de… Aşk iki kişilikti evet ama hayat başka parametreler ile devreye giriyordu. "Olsun, dedi… olsun"… Sevmek güzel şey… Hele bir de arzuyla ve tutkuyla sevmek daha da güzel.
Başını kaldırıp tekrar güneşe baktı. Her yer ışıl ışıldı. Gülümsüyordu güneş. Teşekkürler dedi. Teşekkürler…