Ana içeriğe atla

Rövanşist Kadınlar

Rövanşist Kadınlar


Uzun süredir yazmayı istediğim bir yazıydı bu. Cesaret de edemiyordum açıkçası. Kısmet bugüne imiş. Asla seksist (cinsel ayrımcı) bir üslup ve algı ile yazmıyorum burada kaleme alacaklarımı. Kişisel ve belki de çok bireysel gözlemler üzerine kurulu olacaktır her ifadem. Rövanşist yaklaşım elbette pek çok erkekte de var. Üstelik çok daha sert ve acımasızca rövanş alanlar, kadınlara eziyet edenler, zorbalık ve sertlik ile mukabele eden dengesiz tavırlar sergileyen, hatta fiziksel müdahalede bulunan bazı hemcinslerim arada basına ve sosyal medyaya yansıyor. 


Konuya dönüp etimolojik gitmek gerekirse - telaffuz ediliş biçimi gereği rövanş sözcüğü Fransızca kökenli olmalı. İkincisi de kelimenin başında Latinceden devşirme re- ön eki olduğu için bir tekrar ve mütekabiliyet anlamı da yüklü. Her zamanki gibi emin olmadığım sözcükler için Vikipedi'ye başvurunca şu çıktı karşıma: 


"Fransızca revanche “1. intikam, 2. yarışta yenilgi üzerine yapılan ikinci karşılaşma” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Geç Latince revindicare “intikam” fiilinden türetilmiştir." İngilizce'de bu durumda 'revenge' sözcüğü devreye giriyor ve öç almak gibi bir sert anlamı var. Türkçe'de o kadar sert ve keskin konatasyonları (connotation = yan anlam) yok. Daha çok spor ile ilgili bir kelime olarak bize geçmiş görünüyor. Ben yeni bir anlam yüklemeye çalışıyorum öykücü bir deneme yazarı olarak...


Kadınlar genel olarak dil ve sözcükler üzerinden harekete geçip, kelimelerin büyüsünden etkilenip sonrasında da eylemlere bakarak ilişkiye devam eden hatta büyük oranda ilişkiye yön verip rota çizen yaratıklar. 


Erkeklere oranla çok üst düzeyde olan zihinsel ve dilsel kapasiteleri gereği olsa gerektir ki, kadınlar öncelikle kendilerine söylenen güzel veya huzursuzluk veren sözleri, sonra o sözlerin ruhlarında hissettirdiklerini, en sonunda da erkeklerin yaptığı eylemleri (bizzat kendilerine yönelik olması da gerekmiyor bu eylemlerin!) asla ve kat'a unutmuyorlar. 


Bunca kadınla çalışan ve bireysel ilişkilerim gereği kadınları yakından gözlemleme şansı olan bir erkek olarak, kendisine yapılanı ya da söyleneni unutan kadın henüz hiç görmedim. Bir şey size henüz söylenmedi ise bunun nedeni sadece onun yerinin ve zamanının henüz gelmemiş olması yüzündendir. O kadar. 


Kadın beyni sözleri ve olayları silmeyen özel bir donanım ile inşaa edilmiş bir nörolojik yapıya sahip. Rövanş alınması gerektiğinde, o cümle, o bağlam, o yapılmış eylem yerinden alınır, gerekli ortam oluştuğunda o laf ve o olay geri çağrılır (retrieve information) ve tam olarak oturtulup taş gediğine konulur. Hiç aksini görmedim de; yaşamadım da... 


Bazı kadınlar rövanş konusunda daha sistematik olabilir. Bazıları biraz daha fevri olabilir. Bazıları olay hala sıcak iken size "direk sözsel servis" yapmayı tercih edebilirler. Sonuçta er veya geç bir erkek söylediği sözün bedelini öder. Bunun aksini hiç yaşamadım. Yaşamayan erkek var mı? Emin değilim. 


Tek fark, rövanşın zamanlaması ve üslubu. Onun dışında hiç bir kaba, yersiz, mesnetsiz ve ağır söz veya davranış asla karşılıksız bırakılmaz kadınlar evreninde. Belki kanırtma biçimi ve kanırtmanın süresi (süründürme süresi diyoruz biz erkekler buna!) farklı olabilir. Bunu yapan kadının eğitim düzeyinin, ilişkinin süresinin , ilişki tipi ve türünün (evli, sevgili, dost, arkadaş, lovebuddy veya başka xxxxx-buddy) olmasının da önemi yoktur. 


Sözsel rövanşın da elbette türleri vardır kanımca. Kimi doğrudan alev püskürür iken, bazıları iğnelemeyi veya laf sokmayı, bazıları olayı stratejik taktikler ile size hatırlatma manevralarını kullanabilir. Şanslı iseniz, konu doğrudan yüzünüze söylenir. Acaba ben neyi, nerede, ne zaman, hangi durumda, nasıl yapmıştım (4N1H) diyerek zaten minik ve sınırlı kapasitesi olan cücük şeklindeki erkek beyninizi yakmak zorunda kalmazsınız.


Kadınların güzel şeyleri (çiçekler, hediyeler, hoş sürprizler) unutma ihtimalleri belki olasıdır; ancak kendisini kötü hissettirdiğiniz bir durumu, sözü veya tavrı (hatta bir bakışı veya gözünüzün kaydığı yeri 🫣) unutma ihtimali Muharrem İnce'nin başkan olma ihtimali kadar düşüktür. 


Rövanş aynı zamanda eylemsel de olabilir. Yaptığınız eylem her ne ise (kadın erkek ilişkilerinde yaşanması olası her şey bu kategoride yer alır aslında - just you name it! - adını siz koyun!), birebir mütekabiliyet esasları çerçevesine sadık kalarak eylemi yapan erkeğin gözü önünde ya da gözüne sokularak uygulanabilir. Bu acıtmak için de olabilir, hatırlatma için de, kanırtma maksatlı da olabilir. Sonuçta ne olur derseniz: elbette ilişki zedelenir, o kişi toptan kaybedilebilir ve en sonunda sadece mutlak ve muğlak bir mutsuzluk galip gelir ve yalnızlık kazanır... 


Elbette şu iki şeyi de asla söylemiyorum. Erkekler masumdur. Asla. Ya da bunu sadece kadınlar yapar. Asla. İlişki işteş çatılı bir fiilden türemiş bir sözcük özünde. Dilbilimsel olarak sonu -iş ile biten Türkçe sözcükler 'karşılıklılık' içerir (reciprocality) yani eylem her iki tarafa da hasredilebilir. Kadın yaptığı için de bir erkek rövanş almak isteyebilir. Ben o kategoride asla olmadım. Buradaki tek temel farklılık - erkeklerin yaptığı bazı şeyleri çok da bilerek ve kasıt güderek yapmadıklarını ve çok stratejik bir planlama ile ilerlemediklerini kadınların öngörüyor olabilmesinin mümkün olduğunu düşünüyorum. 


Sonuç olarak, kısasa kısas adaletin bir parçası. Göze göz, dişe diş pek çok kültürün hukuk felsefesinin yapı taşları arasında yer alıyor. Zannederim sorun; özür dileyebilme, nedamet getirme, hatayı kabul etme, aynı hatada ısrar etmeme, orta yolu bulma, iyi niyet teattisinde bulunma ve uzlaşma için rıza gösterme ve her şey bir yana: "sevmeyi tercih etme" üzerine kurulduğunda zannederim çoğu sorun çözülüyor. 


Niyet varsa, çözüm hep vardır. Bu elbette arada bir size erkek olarak bir şeylerin (aradan yüzyıl bile geçse 😉) yeri geldiğinde hatırlatılmayacağı anlamına asla gelmiyor. 


Ne yapalım kadınlar böyle. Onları da öyle sevmek gerekiyor...


 

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kaybolan Nesil için Ağıt

Pazar Yazıları No: 062 Kaybolan Nesil için Ağıt ​"A Requiem for a Lost Generation" Uzun süredir yazı yazmaktan imtina ediyordum. Aslında her hafta konular hazırdı aklımda. Pek çok güzel konu ve şiirler uçuşuyordu zihnimde. Nedense hep son anda vaz geçip yazmadım haftalarca.  Hatta bir ara 'Eat, Pray and Love' romanında geçen bir cümle vardı Italyan hayat felsefesini yansıtan "dolce far niente" (the sweetness of doing nothing") yani özetle: Hayatın koşturmacasından uzaklaşıp çabasızca zaman geçirmenin keyfini sürme konusu aklımda idi. "Ignorance is bliss" tadında idi vaz geçtim... Hayalim ise: bir sahil kasabasında kumsala bakıp dalgaları izlemek veya bir parkta öylesine oturmak ve boş hayallere dalmak gibi amaçsız işler peşinde koşmaktı ve üstelik niyetim de bunu yeni aldığım Moka Pot'umda yaptığım filtre kahve eşliğinde yapmanın tadından bahsetmek idi internetten İngilizlerin 'picturesque' (tablo gibi) dedikleri Amalfi...

Aşk mı yoksa Limerans mı?

Aşk mı yoksa Limerans mı? Uzun süredir anlamaya ve tanımlamamaya çalıştığım bir kavram Aşk (baş harfi her daim büyük harfle!). Üzerine milyonlara sayfa yazı, yüzbinlerce şiir yazılmış, binlerce şarkı ve film yapılmış, pek çok insanı da psikolojik yıpranmaya sürüklemiṣ karmaşık bir duygu durumu.  Peki ne kadar gerçek aşk dediğimiz duygu? Bazen bir sanrı, belki de bir yanılsama mı? Bir geçici delilik veya sarhoşluk hali mi? Meczupluk mu aşk? Kendinden vaz geçmek mi? Yoksa kendi narında eriyip yok olmak ve küllerinden yeniden doğmak mı Aşk?  Bu konuların pîrî, üstat Alain de Botton şöyle diyor:  "We end up lonely because we have a wrong theory of love." Yani (yazının hepsini okuduğum için şerh düşerek) aşk hakkında zihnimizde toplumun dayattığı, idealize edilmiş, romantik ve mitleştirilmiş bir hayali beklenti oluştuğu için (kısaca özünde) yanlış bir aşk kuramı ile beklentiye sürüklendiğimiz için eninde sonunda yalnızlık ve hayal kırıklığı ile sonuçlanıyor ilişkil...

Masal

Masal ... Neden olsun isteriz, Masallardaki aşklar gerçek? Mutlu gülüşler sonsuz, Birliktelikler, sorunsuz? ... Niye çok isteriz hep? O da beni - benim kadar, Ve hatta benden de çok... Daha da çok sevsin diye? ... Nedir karşılıksız aşkları; Bu kadar değerli ve unutulmaz, Kavuşulan aşkları ise sıradan yapan? Nedir aşkı, maşuktan bile kopartan? ... Niye bekleriz hep, tutkuyla sevip de, Karşılık bulamadığımız aşklar; Önümüzde serpilip büyüsün diye, Bilerek ve beyhude bir çırpınış ile? ... Neden çok sevilen anlamaz, Sevildiğini ve değer verildiğini? Bu güzel masalın her harfinin Bizzat kendisi için; yazılıp, çizildiğini?  ... Neden küçümsenir ki sevenin sevgisi? Niye görülmez bülbüle yâr olan gül bahçesi? Niçin hep bir inat, hep bir tafra yüceltir, Ve daha değerli kılar, yarım bırakılan sevgiyi? ... Karşılık almadan sevebilmek, Ne kadar da ilahi ve yücedir, halbuki... Kim, neden heba eder ki aşığının sevgisini? Ve rehberi yapar boş yere kendi ümitsizliğini? ... Sen de biliy...