Ana içeriğe atla

Özleşmek

Özleşengiller 


'Özlemek' kelimesinin türetildiği kök kelime "öz" sözcüğü. Öz, en dip, en derin yer. Sevdiğim kelimelerden birisi olan 'nüve' sözcüğü de öz, çekirdek demek. Ama nüve ile öz arasında bir fark var. Nüve de artma ve çekirdekten büyüyüp serpilme ve çoğalma var. Öz de ise giderek güçlenen ve derinleşen bir sevgi var, zira öz'e döndüğünüzde kendinize, içinize yönelme ve kendi derinliğinizde yok olma anlamı yüklü. 


Öz'den fiil olarak üretilen "özlemek" eylemi ise içsel bir yolculuğu anlatan duyguyu tasvir ederken, nüve kelimesi daha çok bir çekirdekten büyüyüp gelişmeye işaret ediyor. Yani öz derine ve kalbe doğru inerken, nüve gelişiyor ve satıh olarak yayılıyor. İlki derinleşerek güçlenirken, ikincisi yayılarak azalıyor, uzaklaşıyor. 


Nüve İngilizcede "core", hatta "nucleus" demek. Bildiğiniz çekirdek. Ama "soul", yani ruh için de kullanılabiliyor. Öz ise "essence", "core" veya "self" kelimeleri ile karşılıklandırılmış. Yani temelde ve en dipteki duyguları ve durumları anlatmak için tercih ettiğimiz bir sözcük. Öz anne, öz kardeş, özet, özgür ve özlem kelimeleri hep öz'e dair sözcükler.


Özlemek - ta içinizden ta en derinden gelen belki de en insani duygumuz. Bazı hayvanların sahiplerini çok özlediğini de biliyoruz gerçi... İnsani olarak özellikle de araya mesafe girdiğinde, kısa veya uzun fark etmez bir zaman girdiğinde daha da güçlenen bir duygulaşım aslında özlemek. 


Çocuğunuzu özlersiniz, annenizi, babanızı, kardeşinizi, arkadaşınızı...  Belki akrabalarınızı, büyük anne ve büyük babaları... Temelde kendi evlat, anne baba, kardeş ve en yakın dost ve arkadaşlara duyulan özlem elbetteki çok güçlü ve saf. 


Ama özlemek en çok sevgililiğe yakışıyor. Açık ara en güçlü sevgililik duyguları arasında yer alıyor özlemek. Uzak mesafe ilişkisi yaşayanlar, aynı şehirde bile yaşasalar - muhtemelen bunu çok güçlü biçimde hissediyor olmalı. Hani sevdiğiniz kişiden ayrılırken özlersiniz ya. Ayrılırken özlemek de sevdaya dair... 


Özleşmek diye bir sözcük var mı Türkçe sözlüklerde bilmiyorum - ama yoksa bile olmalı. Özlemin daha güçlü bir hali özleşmek. Çift taraflı. O özlüyor, siz özlüyorsunuz - karşılıklı duyulan güçlü bir his özleşmek... En güzel yanı belki de yanında iken bile özlemek onu hissetmek olmalı. Uzakta olunca - özlem hissinin düzeyi çok daha artacaktır. Birinin gözlerinin içine bakarken bile özlemek var sevgi ve aşka dair... 


"Özleşengiller" benim bir gece toplantı çıkışında ansızın gelişen bir konuşma sonrasında anlık bulup uydururduğum bir kelime. Özleşme sonrası hissedilen duyguya duygu ekleyerek ağzımdan çıkan bir yepyeni sözcük... Bu umutsuz ve onulmaz bir grup romantik insandan oluşuyor, Özleşengiller familyası:


Gerçekten böyle bir kategori var. Onların hayatları birbirlerini özlemek ile geçiyor. Kaybedilen sevgiliyi veya dostu özleyenler, hicran yarası ile özleyenler, karşılıksız sevgiye rağmen özleyenler, olmayacak aşkı nedeniyle hep özleyenler, kavuşamadığı için çok özleyenler, her dem ve her an birbirini özleyenler, hatıralar ve özel anlar aklına gelip özleyenler, deliler gibi tutkulu özleyenler, arada bir aklına gelince çılgınca özleyenler, kalbi ile öpenler, kalbi kalbinize denk gelerek birbirini çok özleyenler, özlem ile kalbinden vurulanlar... Bunların hepsi özleşmeye dair... 


Özleşeceğiniz insanlar hep olsun hayatınızda. Güzel bir hafta sonu olsun. Özlemleriniz ve özleşmeleriniz bitsin...💕


Bu blogdaki popüler yayınlar

"Aile" Kavramı Üzerine

"Aile" Kavramı Üzerine Yıllar yıllar önce Bilkent Üniversitesi Edebiyat Fakültesine bağlı olarak, (Faculty of Humanities and Letters), bölüm öğrencilerine "Eleştirel Okuma ve Etkili Sunum" dersleri vermekteydim.  Öğrencilere bir konuyu inceler ve irdelerken, "Socratic Questioning" (ard arda sorular sorarak konunun farklı yönlerini derinleşme denebilir bu kavrama...) denen yöntem ile onları verilen konuyu algılamaya ve farklı cihetlerden ve perspektiflerden konunun "olası farklı yönlerine" bakmaya ve "farklılıkların farkında olmalarını kavratmaya" çalışıyorduk kendi çapımızda.  Bu ders daha sonraki akademik, mesleki ve yöneticilik hayatımda çok ama çok işime yaradı. Yazı yazarken de faydasını gördüm. Özetle öğrendiğim şey basitçe şu oldu: "Her konunun farklı yüzleri ve boyutları olabilir; tek bir cihetten konuya bakmak sığlıktır; zira hayat böyle akmaz, empati de yapmak gerekir..." Ülkenin durumunun farkındasınız. C...

Masal

Masal ... Neden olsun isteriz, Masallardaki aşklar gerçek? Mutlu gülüşler sonsuz, Birliktelikler, sorunsuz? ... Niye çok isteriz hep? O da beni - benim kadar, Ve hatta benden de çok... Daha da çok sevsin diye? ... Nedir karşılıksız aşkları; Bu kadar değerli ve unutulmaz, Kavuşulan aşkları ise sıradan yapan? Nedir aşkı, maşuktan bile kopartan? ... Niye bekleriz hep, tutkuyla sevip de, Karşılık bulamadığımız aşklar; Önümüzde serpilip büyüsün diye, Bilerek ve beyhude bir çırpınış ile? ... Neden çok sevilen anlamaz, Sevildiğini ve değer verildiğini? Bu güzel masalın her harfinin Bizzat kendisi için; yazılıp, çizildiğini?  ... Neden küçümsenir ki sevenin sevgisi? Niye görülmez bülbüle yâr olan gül bahçesi? Niçin hep bir inat, hep bir tafra yüceltir, Ve daha değerli kılar, yarım bırakılan sevgiyi? ... Karşılık almadan sevebilmek, Ne kadar da ilahi ve yücedir, halbuki... Kim, neden heba eder ki aşığının sevgisini? Ve rehberi yapar boş yere kendi ümitsizliğini? ... Sen de biliy...

Bir Pazar Kahvaltısı

Bir Pazar Kahvaltısı  Pazar Yazıları No: 027 Bugün güzel pırıl pırıl ama kasvetli bir Pazar sabahı Ankara'da. Hava açacak birazdan biliyorum. Yeni başlayacak olan yoğun bir haftanın habercisi bugün.  Tatilin son günü. Sabahın erken saatlerinde üniversite sınavına hazırlık koşturmacasına başlayan oğlumu dershanesine bıraktım ve bir U dönüşü ile hemen eve geri döndüm.  Balkonumdan kızıllı morlu yapraklı rengarenk ağaçların kümelendiği yemyeşil koruluğa şöyle bir baktım. Önümde uzanan suni uydukentin yüksek binalarının arasında, karşımdaki tepede göğe yükselen mimari harikası şadırvanlı ve dört minareli cami külliyesine selam verdim uzaktan...  Sonra bir gün önceki sağanak yağmur sonrası gelen tertemiz havayı ciğerlerime çektim. Balkondaki raflarda rengarenk saksılara dizilmiş bitap düşmüş çiçeklerime baktım. Yeniden canlanmaya ihtiyaçları vardı. "Benim gibiler..." diye geçirdim içimden. Kaderdaşlarım benim... Soğuk ve karlı bir Ankara Mart'ında bilmem kaçın...