Ana içeriğe atla

Eş-lik ve Ruh Yoldaşlığı



Yola dair yazılmış öyküden mini bir alıntı eşliğinde şöyle başlayalım bugün: Hangisi daha önemli diye sordu, Büyük Panda: "Yolculuk mu yoksa varacağın yer mi?" Küçük Ejder: Sana kimin eşlik ettiği!", dedi... 


Sana kimin eşlik ettiği... 


Bu o kadar önemli bir cümle ki. Bunun anlamını çözmeyi başaranlar galiba mutluluğa giden yolda en doğru adımları birlikte atıyorlar... Ne mutlu o eşlere ve çiftlere 🙏. 


Çok insanı dinleme ve gözlemleme şansım oldu son yıllarda - ilişkilere dair. Kendim de bizzat benzeri bir süreçten geçtiğim ve yola, yolculuklara ve insan ilişkilerine, aşka dair öyküler kaleme almaya çalıştığım için olsa gerek eş ve eşlik etme konusu beni çok cezbediyor. Hatta bu konu büyüleyici geliyor bana. Nedir eşlik etmek? Eş dediğimiz kişi kimdir? 


Galiba hayat dediğimiz bu yolda bize kimin ve kimlerin eşlik ettiği en önemli konulardan birisi - mutluluk, huzur ve afiyet dediğimiz duyguları kalben ve ruhen hissetmek istiyor isek. 


Doğan Cüceloğlu'nun dediği gibi, bu hayattaki en önemli seçimlerden birisi belki de eş seçimi. Bence iş seçiminden bile çok daha önemli. Bu seçimde o kadar çok parametre devreye giriyor ki. Bir anda kendinizi biriyle bir yolda buluyorsunuz. Ama asıl konu sonrasında bu yolculuğun nasıl geçtiği. Eşlik eden kişinin yolda size ne kattığı ya da neleri sizden alıp gittiği...


Lütfen eş seçimini sadece klâsik anlamda karı koca ilişkisine indirgemeyelim. Elbette toplumsal normlar ve Türk kültürü, örf ve ananeleri gereği - bir nebzede hukuksal müeyyidelere binaen eş sözcüğü ev sözcüğü ile hemhal oluyor bizde - ister istemez. Eş dediğimiz kişi ya da bize hayatımızda "eşlik edecek" olan kişinin "evli olacağımız" kişi olması bekleniyor. Söz konusu çocuk veya miras vb mali konular olduğunda bunun makul ve rasyonel tarafı daha anlaşılır hale geliyor. Ama bu hala size eşlik eden "ruh yoldaşımızı" bulduğumuz anlamına maalesef gelmiyor - gelemiyor 😔. 


"Niyet varsa, mazaret yoktur" diye bir söz var... Niyeti olanlar dağları da aşar, görüşmenin, iletişim kurmanın yollarını da bulur, kırdığı şeyleri düzeltmenin yolunu da ... Hele bir de eşlik etmeyi düşündüğü kişi için bir ömür vakfetmeyi göze aldıysa, yoldaki taşların, dikenlerin, toz ve toprağın yolu ve yoldan alınan keyfi bozmasına izin vermemeli çiftler. 


Onlar birer ufak engel - yola engel değil sadece yolda karşımıza çıkan ufak tefek dikkat dağıtıcı unsurlar - mutluluk hedefini gölgeleyecek devasa dağlar, aşılmaz setler, onulmaz hatalar değil asla. Her şey telafi edilir - ölüm ve büyük hastalık hariç. Birlikte yürüme ve birbirine eşlik etme niyeti varsa o dikenler ve taşlar birer basit mazeret olup o yolda buhar olur ve eriyip gider. 


Ruh konusu çok ilginç aslında - özellikle de eş ve eşlik etme söz konusu olduğunda. Zira gidilen yol ömür dediğimiz uzun bir yol olacak ise, beden, ilk izlenim, fiziksel çekim, ten uyumu, birlikte vakit geçirmeyi sevme, dost olmayı ve dost kalmayı becerebilme, hep özleme, yokluğunu hissetme, varlığı ile gönençlenme, özetle birlikte yol alabilme arzusu var ise, aşk bu yolculuğun katalizörü olur, ivme kazandırır, geri kalan ise sevme ve yarenlik etme dirayetidir. 


Ömür denen bu inişli çıkışlı yolda size eşlik eden güzel insanları sıkıca tutun hayatınızda. Yol bazen uzun bazen de hiç umulmadık şekilde kısadır - aniden bitebilir. Kıymet bilmek eşlik etmemin en önemli bileşeni galiba. 


Herkese eşi ve eşlik edeni ile güzel ve mutlu yolculuklar dileklerimle. 




Bu blogdaki popüler yayınlar

"Aile" Kavramı Üzerine

"Aile" Kavramı Üzerine Yıllar yıllar önce Bilkent Üniversitesi Edebiyat Fakültesine bağlı olarak, (Faculty of Humanities and Letters), bölüm öğrencilerine "Eleştirel Okuma ve Etkili Sunum" dersleri vermekteydim.  Öğrencilere bir konuyu inceler ve irdelerken, "Socratic Questioning" (ard arda sorular sorarak konunun farklı yönlerini derinleşme denebilir bu kavrama...) denen yöntem ile onları verilen konuyu algılamaya ve farklı cihetlerden ve perspektiflerden konunun "olası farklı yönlerine" bakmaya ve "farklılıkların farkında olmalarını kavratmaya" çalışıyorduk kendi çapımızda.  Bu ders daha sonraki akademik, mesleki ve yöneticilik hayatımda çok ama çok işime yaradı. Yazı yazarken de faydasını gördüm. Özetle öğrendiğim şey basitçe şu oldu: "Her konunun farklı yüzleri ve boyutları olabilir; tek bir cihetten konuya bakmak sığlıktır; zira hayat böyle akmaz, empati de yapmak gerekir..." Ülkenin durumunun farkındasınız. C...

Masal

Masal ... Neden olsun isteriz, Masallardaki aşklar gerçek? Mutlu gülüşler sonsuz, Birliktelikler, sorunsuz? ... Niye çok isteriz hep? O da beni - benim kadar, Ve hatta benden de çok... Daha da çok sevsin diye? ... Nedir karşılıksız aşkları; Bu kadar değerli ve unutulmaz, Kavuşulan aşkları ise sıradan yapan? Nedir aşkı, maşuktan bile kopartan? ... Niye bekleriz hep, tutkuyla sevip de, Karşılık bulamadığımız aşklar; Önümüzde serpilip büyüsün diye, Bilerek ve beyhude bir çırpınış ile? ... Neden çok sevilen anlamaz, Sevildiğini ve değer verildiğini? Bu güzel masalın her harfinin Bizzat kendisi için; yazılıp, çizildiğini?  ... Neden küçümsenir ki sevenin sevgisi? Niye görülmez bülbüle yâr olan gül bahçesi? Niçin hep bir inat, hep bir tafra yüceltir, Ve daha değerli kılar, yarım bırakılan sevgiyi? ... Karşılık almadan sevebilmek, Ne kadar da ilahi ve yücedir, halbuki... Kim, neden heba eder ki aşığının sevgisini? Ve rehberi yapar boş yere kendi ümitsizliğini? ... Sen de biliy...

Bir Pazar Kahvaltısı

Bir Pazar Kahvaltısı  Pazar Yazıları No: 027 Bugün güzel pırıl pırıl ama kasvetli bir Pazar sabahı Ankara'da. Hava açacak birazdan biliyorum. Yeni başlayacak olan yoğun bir haftanın habercisi bugün.  Tatilin son günü. Sabahın erken saatlerinde üniversite sınavına hazırlık koşturmacasına başlayan oğlumu dershanesine bıraktım ve bir U dönüşü ile hemen eve geri döndüm.  Balkonumdan kızıllı morlu yapraklı rengarenk ağaçların kümelendiği yemyeşil koruluğa şöyle bir baktım. Önümde uzanan suni uydukentin yüksek binalarının arasında, karşımdaki tepede göğe yükselen mimari harikası şadırvanlı ve dört minareli cami külliyesine selam verdim uzaktan...  Sonra bir gün önceki sağanak yağmur sonrası gelen tertemiz havayı ciğerlerime çektim. Balkondaki raflarda rengarenk saksılara dizilmiş bitap düşmüş çiçeklerime baktım. Yeniden canlanmaya ihtiyaçları vardı. "Benim gibiler..." diye geçirdim içimden. Kaderdaşlarım benim... Soğuk ve karlı bir Ankara Mart'ında bilmem kaçın...