Ana içeriğe atla

Mutluluk Endeksi

Mutluluk Endeksi 


İngilizce'de pek çok kelime var düşünme ile ilgili. Bazıları tefekkür etmek (contemplate) ile başlayıp, düşünürken dalıp gitmek (muse), durumu değerlendirmek anlamında (reflect) derin düşünmek bağlamında (meditate) ve biraz daha fikir üretmek için düşünmek için (ponder) onun haricinde zanna dayalı fikir beyanı ile alakalı (assume, presume, suppose) tahayyül ile ilintili (imagine, visualize, envisage, envision - öngörü de var biraz bunlarda) ve son olarak da kavrama ile ilgili (comprehend, conceive, take, etc) fiiller mevcut... 


Beni kişisel olarak düşünmeye teşvik eden fikir üretme konusunda tetikleyen ortamlar arasında yolculuklar ve yalnız kalma ve bireysel inzivaya çekilme durumları var. Şimdi de yoldayız oğlumla ve benim memleketten yaşadığımız şehre dönüyoruz. Oğlum mutat olduğu üzere online satranç oynuyor ve ben de kısa bir sosyal medya turu ardından düşüncelere daldım... Tefekkürden daha ziyade reflection denen bir tür muhasebe şu anda yaptığım. Çarpan Klima etkisiyle boğazım biraz tıkalı ama düşünmeye engel değil...


İki günlük ziyaret esnasında 17 yıldır görmediğim yeğenim ile buluştuk. Uzun süredir New York ta yaşıyordu. Öncesinde başka eyaletlerde yaşamışlardı (Teksas, şimdi de Connecticut). Saatlerce konuşunca bol bol iki ülke karşılaştırması yapıldı. Uzun süre Bilkent'te iken Amerikan Kültürü ile ilgili çok makale okumak ve yazmak zorunda kalmıştım - sosyolojik analizler dahil... IT sektöründe çalışan yeğenim biraz iş ahlakı ve çalışma alışkanlıkları, vahşi kapitalizmden bahsetti. Trump, Biden, siyaset, farklı etnik grupların iş ve çalışma algısı, mortgage, yaşam standardı, oradan Türkiye algısı, parite, fiyatlar, yaşam kalitesi ve standardı vs vs...


Tüm bu konuşma esnasında en çok dikkatimi çeken ise onun mutluluk ile ilgili değerlendirmesi oldu. Nevfel Abi insanlar burada çok mutsuz ve boş ve amaçsız görünüyor dedi... Sokaklarda insanlar gülümsemiyor bile dedi... Tipik entelektüel sendromundan muzdarip bir birey olarak cevap vermeye çalıştım... Mutluluk endeksinde ülke olarak ne kadar geride olduğumuzu, beyin göçünün ardındaki sebepleri irdelemeye ve aktarmaya çalıştım uzun süredir Türkiye'ye gelmeyen yeğenime... 


Mutlu değiliz. - hayata dair genel bir tatminsizlik var. Elbette ülkenin küçük bir kısmı daha mutlu ve şanslı. Ancak giderek fakirleşiyoruz, alım gücümüz değişiyor ve erozyona uğruyor. Orta sınıf yok olmak üzere - zenginler ve fakirler arasındaki uçurum hızla büyüyor. Ülkede inanılmaz bir insan kaynağı israfı var. Beyaz yakalı olmak neredeyse yoksulluk sınırına itelenmek demek haline geldi. Ara kademe iş sahibi olmak hor görüldü bu ülkede. Çok ama çok ciddi bir eğitim kalitesi düşüklüğü var uzun zamandır. Y neslinin Z nesli çocukları bu dünyayı algılamakta çok zorlanıyor. Gençlerin çok büyük kısmı ülkedeki adaletten ümidini kesmiş durumda. 


Her şey siyasileştiriliyor - ötekileştirme sıradanlaştı. Liyakat yerlerde. Dünyadan bi haber vizyon fakiri idareciler durumu sadece "idare etmeye" ve günü geçirmeye uğraşıyor. Betonarme imparatorluğu yükseliyor - ağır ve hafif sanayi, teknoloji - yüksek teknolojiye yatırım yapmak yerine... Allah'tan savunma sektörü konusunda güzel şeyler yapılıyor gençleri özendiren ve biraz ilham veren. Ama ülkenin henüz bir telefon markası bile yok, araç üretimi de yok (Togg ayrı bir yılan hikayesi...). Ne doğalgaz çıkmış durumda ne de işleme ve çıkarma maliyetini karşılayan fizibl petrol üretimi... Halk enflasyon ve vergi zulmü altında sürekli daha çok eziliyor ve asla hak etmediği yaşam standartlarına mahkum ediliyor.


Bu şartlar altında mutlu olmak ciddi zor. Ya ağzınızda gümüş kaşık ile doğup, yaşamın güzellikleri size altın tepside sunulacak, ya da psikolojiniz tamamen bozulup hiç bir şeyi umursamaz hale geleceksiniz. Ya da Türk halkının büyük bir kısmının kültürel ve coğrafi genlerine kodlanmış olan fatalist bir zihniyet ile kadere boyun eğip olana razı olup daha iyisine tevessül etmeden - sadece hayatta kalmış olmayı şans addedip daha fazlasından imtina edecek ve böyle de ömrümüzü tüketeceğiz...


Kendi adıma artık "saldım çayıra Mevlam kayıra" moduna geçiş yaptım... Çok güzel bir şeymiş. Tavsiye ederim herkese.... Mutluluk endeksi de neymiş diyorum. Ben, kendim ve varlığım musmutlu yaşıyoruz. Gelecek nesle tavsiyem de gelmemeleri... Ben komik Instagram videoları izleyerek ve eğlenceli karikatürlere bakarak gayet güzel yaşıyorum. 


Dünyanın en güzel coğrafyasında yaşatıp, en mümbit topraklarında oturup, muhteşem işler çıkaracak dinamik genç bir nüfusa sahip olup, tüm bunları neden yaşıyoruz biz demeden edemiyorum. Konuyu çözdüm sanki. Mutluluk mottosunu buldum: ignorance is bliss... Yani bilmemek veya bi haber olmak mutluluktur diyerek öpüyorum herkesi... 

Bu blogdaki popüler yayınlar

"Aile" Kavramı Üzerine

"Aile" Kavramı Üzerine Yıllar yıllar önce Bilkent Üniversitesi Edebiyat Fakültesine bağlı olarak, (Faculty of Humanities and Letters), bölüm öğrencilerine "Eleştirel Okuma ve Etkili Sunum" dersleri vermekteydim.  Öğrencilere bir konuyu inceler ve irdelerken, "Socratic Questioning" (ard arda sorular sorarak konunun farklı yönlerini derinleşme denebilir bu kavrama...) denen yöntem ile onları verilen konuyu algılamaya ve farklı cihetlerden ve perspektiflerden konunun "olası farklı yönlerine" bakmaya ve "farklılıkların farkında olmalarını kavratmaya" çalışıyorduk kendi çapımızda.  Bu ders daha sonraki akademik, mesleki ve yöneticilik hayatımda çok ama çok işime yaradı. Yazı yazarken de faydasını gördüm. Özetle öğrendiğim şey basitçe şu oldu: "Her konunun farklı yüzleri ve boyutları olabilir; tek bir cihetten konuya bakmak sığlıktır; zira hayat böyle akmaz, empati de yapmak gerekir..." Ülkenin durumunun farkındasınız. C...

Masal

Masal ... Neden olsun isteriz, Masallardaki aşklar gerçek? Mutlu gülüşler sonsuz, Birliktelikler, sorunsuz? ... Niye çok isteriz hep? O da beni - benim kadar, Ve hatta benden de çok... Daha da çok sevsin diye? ... Nedir karşılıksız aşkları; Bu kadar değerli ve unutulmaz, Kavuşulan aşkları ise sıradan yapan? Nedir aşkı, maşuktan bile kopartan? ... Niye bekleriz hep, tutkuyla sevip de, Karşılık bulamadığımız aşklar; Önümüzde serpilip büyüsün diye, Bilerek ve beyhude bir çırpınış ile? ... Neden çok sevilen anlamaz, Sevildiğini ve değer verildiğini? Bu güzel masalın her harfinin Bizzat kendisi için; yazılıp, çizildiğini?  ... Neden küçümsenir ki sevenin sevgisi? Niye görülmez bülbüle yâr olan gül bahçesi? Niçin hep bir inat, hep bir tafra yüceltir, Ve daha değerli kılar, yarım bırakılan sevgiyi? ... Karşılık almadan sevebilmek, Ne kadar da ilahi ve yücedir, halbuki... Kim, neden heba eder ki aşığının sevgisini? Ve rehberi yapar boş yere kendi ümitsizliğini? ... Sen de biliy...

Bir Pazar Kahvaltısı

Bir Pazar Kahvaltısı  Pazar Yazıları No: 027 Bugün güzel pırıl pırıl ama kasvetli bir Pazar sabahı Ankara'da. Hava açacak birazdan biliyorum. Yeni başlayacak olan yoğun bir haftanın habercisi bugün.  Tatilin son günü. Sabahın erken saatlerinde üniversite sınavına hazırlık koşturmacasına başlayan oğlumu dershanesine bıraktım ve bir U dönüşü ile hemen eve geri döndüm.  Balkonumdan kızıllı morlu yapraklı rengarenk ağaçların kümelendiği yemyeşil koruluğa şöyle bir baktım. Önümde uzanan suni uydukentin yüksek binalarının arasında, karşımdaki tepede göğe yükselen mimari harikası şadırvanlı ve dört minareli cami külliyesine selam verdim uzaktan...  Sonra bir gün önceki sağanak yağmur sonrası gelen tertemiz havayı ciğerlerime çektim. Balkondaki raflarda rengarenk saksılara dizilmiş bitap düşmüş çiçeklerime baktım. Yeniden canlanmaya ihtiyaçları vardı. "Benim gibiler..." diye geçirdim içimden. Kaderdaşlarım benim... Soğuk ve karlı bir Ankara Mart'ında bilmem kaçın...