Ana içeriğe atla

Retroseksüel

Retroseksüel


Yıllar önce şu meşhur kadın dergilerinin geliştirdiği bir kavram verdi. Metroseksuel kelimesi en az yirmi yıl kadar önce (şimdi kontrol ettim 1994 yılında uydurulmuş bu sözcük) oldukça popüler bir sözcüktü, belirli çevrelerin yoğun biçimde iyi giyinen, bakımlı, görünümüne dikkat eden karşı cinse çekici gelen büyük şehir - metropol erkeğini tasvir ederdi. Cosmopolitan ve Elle gibi dergilerde bu erkeklere dair bir şablon çizilir ve oldukça profesyonel fotoğraflar eşliğinde özellikle zevk sahibi, yemeyi içmeyi bilen, vahşi biçimde tüketen ve kıyafet ve şıklık odaklı yakışıklı adamların resimleri ile bir idolleştirme yapılırdı kadın gözüyle. 


Sonra yeni bir kavram daha çıktı aynı son ek ile biten: sapyoseksukel. Bu daha çok zekası, sözleri, entelektüel birikimi ile dikkat çeken - mal varlığı, arabası ve kıyafetleri veya harcama biçiminden daha çok kıvrak zekası, ince espri yeteneği ile öne çıkan, temelde yakışıklı değil ama zekaca karizmatik adam (ve bir kerteye kadar kadınları) cazip bulanlar için kullanılan bir kelime oldu... 


Kendi başına ayakta duran, kendi geliri ve yaşam standardı oturmuş akıllı kadınlar, artık erkekte boş bir mal varlığı, araba, futbol, yat kat muhabbeti yerine, güzel konuşan, kendini düzgün ifade eden, yeme içme kafe kültürü olan, kitap ve şiirlerden alıntılar yapabilen erkekleri çekici bulmaya başladılar. 


Sapyoseksüel, aslında bileşik bir kelime ve Latince akıllı ve zeki sözcüğü "sapien" (herkesin kesinlikle okuması gereken kitap bakınız Homo Sapiens - Yuval Harari) ile "sexualis" kelimelerinin birleşmesinden meydana geliyor imiş. Akıllı erkek bir şekilde cazibeli ve seksi erkek kategorisine giriyor ve beyne aşık kadınları daha çok cezbediyor bu kategoride olan erkekler. Muhtemelen yaş grubu olarak 40 yaş üstü adamlar burada geziyor tür olarak....


Geçenlerde yakın bir (kadın) arkadaşımla görüşmüştüm. O dönem çok mutluydu. Entelektüel ve karizmatik ve kariyeri olan bir arkadaşı vardı ve her anlamda ruh eşini bulduğunu düşünüyordu. Oldukça yüksek bir entelektüel birikimi olan bu kişi pek çok alanda uzun sohbetler de yapabildiği için arkadaşım çok daha mutlu ve olumlu ve coşkun bir ruh haline bürünmüştü. Kısmet işte - bence çok anlamsız ve yersiz bir sebeple - hiç beklenmedik bir şekilde pat diye ayrıldılar. Doğal olarak arkadaşım bundan fazlasıyla olumsuz etkilendi - üstelik geleceğe dair pek çok planı yaptıkları günlerde gerçekleşti bu ani ayrılık. 


İster istemez bu konu tekrar gündeme geldi ve aramızda konuşuldu - arkadaşım benim ağzımdan hemcinsinin tutumunu rasyonalize etmek ve görüş almak istiyordu. Bence öne sürülen ayrılık sebebinin en ufak bir makul tarafı yoktu - takınılan tutum ise tamamen mesnetsiz ve anlamsızdı. Hala konuyu mantıklı bir çerçeveye oturtmak isteyen arkadaşıma başka ne buna neden olabilir diye sorunca: retro etkisi dedi!


Oldum olası bu retro işini mantıksız buluyorum. Üzgünüm kızlar bu hala aklımda mantıklı bir yere bir türlü oturmuyor. Burçlar, astroloji, yıldız haritaları, doğum haritaları, ay ve yıldızların pozisyonları konusunda uzmanlaşmış çok kadın var çevremde. Doğum saatimi sorarak yükselen burcumu merak edenler (Bu yıl üstelik de ta 54 yaşında - bir iki ay önce öğrendim yükselen  burcumun akrep burcu olduğunu 🫣) İlk doğum gününü 24 yaşında kutlamış birisi olarak çok da geç sayılmam 12 Aralık doğumlu bir "yay burcu" olarak... 


Merkür retrosunun etkisi ile ayrıldık dedi arkadaşım. Bu ay bir sürü kişi de ayrıldı ve mutsuz dedi. Sadece gülümsedim. Retroseksüel bir durum yani dedim. Bu yeni kelime  Retro etkisiyle ilişki birdenbire cazibesini yitirdi. Pat diye bıçak kesilir gibi kesildi yani? 


Ben bu tip şeylere inanmakta hala çok zorlanan birisiyim. Elbette dünyaya yakın bazı gezegenlerin yakınlaşması sonucu çekim etkisiyle insanların vücut sıvılarında farklı bir hareketlenme olması mümkün. Bu bir ölçüde mantıklı, ayın gelgit etkisi yaratması gibi. "Lunar effect" denen etki - ay etkisinin - ürettiği bir takım sözcükler var ingilizcede, "lunatic" gibi. Lunatic akıl hastanesine kapatılacak düzeyde aklî dengesini yitirmiş - ayın (Luna) çekim etkisindeki kişiler için kullanılıyor. Mad ve crazy sözcüklerinden çok daha ağır akıl sağlığı bozukluğu için kullanılıyor. O nedenle belki Merkür retrosunun olumsuz etkisi var olabilir. 


Ben insan iradesinin bunlardan daha güçlü olduğuna inanıyorum. Gerçek aşkın çok daha güçlü olması gerektiğine de... O nedenle - biliyorum - astroloji ile çok yakından ilgilenen bir kaç arkadaşım - bu sözlerimi pek secneyecekler ama - gökyüzünde dolanan bir takım cisimlerin sizin aşk hayatınızı etkilemesi mümkün değil - bunlar sadece bir duygu durumu değişikliği sonucu gerçekleşmiş kararlar. 


Unutmadan retroseksüel diye bir kelime yok. O gün ben uydurdum... Çok anlamsız biçimde sevdiğini iddia ettiği kişiye olan ilgisini kaybeden kişi olarak not alalım. Belki ileride kabul görür. Çok da şaapmamak lazım...


Bu blogdaki popüler yayınlar

Kaybolan Nesil için Ağıt

Pazar Yazıları No: 062 Kaybolan Nesil için Ağıt ​"A Requiem for a Lost Generation" Uzun süredir yazı yazmaktan imtina ediyordum. Aslında her hafta konular hazırdı aklımda. Pek çok güzel konu ve şiirler uçuşuyordu zihnimde. Nedense hep son anda vaz geçip yazmadım haftalarca.  Hatta bir ara 'Eat, Pray and Love' romanında geçen bir cümle vardı Italyan hayat felsefesini yansıtan "dolce far niente" (the sweetness of doing nothing") yani özetle: Hayatın koşturmacasından uzaklaşıp çabasızca zaman geçirmenin keyfini sürme konusu aklımda idi. "Ignorance is bliss" tadında idi vaz geçtim... Hayalim ise: bir sahil kasabasında kumsala bakıp dalgaları izlemek veya bir parkta öylesine oturmak ve boş hayallere dalmak gibi amaçsız işler peşinde koşmaktı ve üstelik niyetim de bunu yeni aldığım Moka Pot'umda yaptığım filtre kahve eşliğinde yapmanın tadından bahsetmek idi internetten İngilizlerin 'picturesque' (tablo gibi) dedikleri Amalfi...

Aşk mı yoksa Limerans mı?

Aşk mı yoksa Limerans mı? Uzun süredir anlamaya ve tanımlamamaya çalıştığım bir kavram Aşk (baş harfi her daim büyük harfle!). Üzerine milyonlara sayfa yazı, yüzbinlerce şiir yazılmış, binlerce şarkı ve film yapılmış, pek çok insanı da psikolojik yıpranmaya sürüklemiṣ karmaşık bir duygu durumu.  Peki ne kadar gerçek aşk dediğimiz duygu? Bazen bir sanrı, belki de bir yanılsama mı? Bir geçici delilik veya sarhoşluk hali mi? Meczupluk mu aşk? Kendinden vaz geçmek mi? Yoksa kendi narında eriyip yok olmak ve küllerinden yeniden doğmak mı Aşk?  Bu konuların pîrî, üstat Alain de Botton şöyle diyor:  "We end up lonely because we have a wrong theory of love." Yani (yazının hepsini okuduğum için şerh düşerek) aşk hakkında zihnimizde toplumun dayattığı, idealize edilmiş, romantik ve mitleştirilmiş bir hayali beklenti oluştuğu için (kısaca özünde) yanlış bir aşk kuramı ile beklentiye sürüklendiğimiz için eninde sonunda yalnızlık ve hayal kırıklığı ile sonuçlanıyor ilişkil...

Masal

Masal ... Neden olsun isteriz, Masallardaki aşklar gerçek? Mutlu gülüşler sonsuz, Birliktelikler, sorunsuz? ... Niye çok isteriz hep? O da beni - benim kadar, Ve hatta benden de çok... Daha da çok sevsin diye? ... Nedir karşılıksız aşkları; Bu kadar değerli ve unutulmaz, Kavuşulan aşkları ise sıradan yapan? Nedir aşkı, maşuktan bile kopartan? ... Niye bekleriz hep, tutkuyla sevip de, Karşılık bulamadığımız aşklar; Önümüzde serpilip büyüsün diye, Bilerek ve beyhude bir çırpınış ile? ... Neden çok sevilen anlamaz, Sevildiğini ve değer verildiğini? Bu güzel masalın her harfinin Bizzat kendisi için; yazılıp, çizildiğini?  ... Neden küçümsenir ki sevenin sevgisi? Niye görülmez bülbüle yâr olan gül bahçesi? Niçin hep bir inat, hep bir tafra yüceltir, Ve daha değerli kılar, yarım bırakılan sevgiyi? ... Karşılık almadan sevebilmek, Ne kadar da ilahi ve yücedir, halbuki... Kim, neden heba eder ki aşığının sevgisini? Ve rehberi yapar boş yere kendi ümitsizliğini? ... Sen de biliy...