Ana içeriğe atla

Algıda Geçicilik

Algıda Geçicilik


Çok yüce yerlerden yeni bir açıklama gelmiş. Enflasyonun psikolojik olduğuna dair. Açıkçası hiç yadırgamadım. Tam tersine anında kabullendim. Bir gerçeği daha öğrenmiş oldum. Sebep sonuç ilişkisi dahilinde eşyanın tabiatına aykırı da olsa, faizin ekonomi ile ilgili olmadığını zaten öğrenmiştik. Algı ve hislerim de zaten beni hiç yanıltmadı. 


Her bir yeni zammı duyunca (artık duyacak ve takip edecek kadar vakit kalmıyor sanki?) bir rahatlama duygusu bedenimi sarıyor. Vücudumun "belirli bazı bölgelerine" dokunan "devletsel sertliği" de pek yadırgamıyorum artık. Amaaan bize olan oldu diyorum. Zevk almaya çalışıyorum kaçınılmazı bildiğim için. Özellikle son beş altı yıldır - zaten gevşek olan algılarım - sanki lancet ve neşterlerle ince ince alınmış gibi. (Dil kullanımım için özür diliyorum bazı hassas ve çok edepli arkadaşlarımdan - beni bilirler hiç ayıpçı kelimeler kullanmam 😌) 


Algı ilginç bir özelliğimiz. Beş duyu organımız var ama sayıca çok daha fazla algımız olduğu söyleniyor. Kimilerinde bahsedilmiş sıradışı ve olağanüstü algılar da var, İngilizce ESP olarak (Extra Sensory Perception) kısaltılan. Buna örnek olarak normal ötesi görme, işitme, tat ve koku alma, tensel hissetme, vb sıradışı özellikler örnek verilebilir. Gözleriyle kaşık büken Uri Geller, bir gecede onlarca ıslak kıyafeti vücut ısısı ile kuratabilen Tibet rahipleri, suyun altında 7-8 dakika kalan nefes ustaları (bizzat şahit oldum!) vücudunu ve hislerini kontrol edebilen normal dışı insanlara birer örnek. Çok fazla okuduğum vakıa var aslında...


Scarlett Johansson'un (kendisini Charlize Theron gibi - hayranlikla izliyorum 🫣) baş rol oynadığı "Lucy" adlı kült film zekamızı sonuna kadar kullanırsak ne olur sorusuna cevap arıyordu Morgan Freeman eşliğinde. Kimi bilim adamları beyinde kullanılmamış bir alan olmadığını söylüyorlar - kafaya takılan alıcılar, sensörler ve CAT MR taramaları bunu gösteriyor deniliyor. Yine de bence beyin hala çok büyük bir muamma... Gelecekte beyin ile teleportation gibi sıradışı çok şey yapılacak - sağ kalırsak göreceğiz. 


NLP (Neuro Linguistic Programming) camiası ise çok farklı süzgeç ve filtrelerden bahsediyor bir şeyleri algılar ve anlamaya çalışırken. Deniliyor ki bir saniyede göze girdi olarak alınan diyelim ki 2000 kadar resimden sadece 3-4 tanesini işe yarar kabul edip diğerlerini ayıklıyoruz ve tasnif dışı bırakıyoruz. Şayet çok fazla görüntüsel ve işitsel ve belki de tensel bilgi girdisini aşırı yüklenerek süzmeden beyne gönderir isek, beynimiz iflas edip hata verebilir. Açıkçası bir teori olarak hep göz teması kurmakta zorlanan otistik çocukların görüntü filtreleme işlevinin sınırlı olduğunu, bunu baskılayan ilaçlar üretildiğinde bu soruna bir çözüm olacağını umuyorum. Bunu da zaman gösterecek - az kaldı bence...


Algıda seçicilik (benim başlığım Algıda Geçicilik!) - umarım yanlış yazdığımı düşünmediniz - psikolojide selective perception olarak geçiyor. Daha önce hamileleri fark etmeyen bir kadının hamile kaldığında sokaktaki tüm hamile kadınları fark etmesi olarak örneklendirilmiş. Belki size komik gelebilir ama ben de ne zaman evden çıkıp sakız çiğneyerek yürüsem yolda - tüm sakız çiğneyen insanları olağandışı biçimde fark ediyorum. O yüzden artık sakız çiğnemiyorum sokakta çok dikkatim dağılıyor 🫣. 


Enflasyonun psikolojik olduğu açıklaması sonrası Jung, Adler ve Freud'un öte taraftan biz neden bunu daha önce düşünmedik ki diyerek hayıflandıklarını duyar gibi oluyorum. Daha önceki ısrarlı faiz sebeptir açıklaması sonucu Adam Smith, Fischer ve Keynes'in kemikleri sızlamış, tabutlarında ters dönmüşlerdi. Bu arada muhteşem mimarisi olan Glasgow Üniversitesi'nde ahlak felsefesi profesörü olan Adam Smith'in odasını görmüştüm ekonomi bölümünü gezerken... Algıda seçicilik böyle bir şey. 


Algıda Geçicilik ise ne olursa olsun boş ver modu. Bu modu ben uydurdum. Artık marketlerde rakamları anlayamaz oldum. Örneğin küçük su için 3 TL de görüp şaşırmıyorum, hesapta 15 TL yazıldığında da... Algım kendinden geçmiş durumda. Pahalılık nedir sorusunu beynim artık algılamaktan vaz geçti. Vergi işini zaten 15-20 yıl kadar önce anlamayı bıraktım - ki o dönem ülkenin en üst düzeydeki vergi müfettişlerine özel İngilizce TOEFL dersi veriyordum. Vergiden kaçınma ve vergi kaçırma farkını hiç bir şey anlamadan ilk ağızdan keyifle dinlerken...


Galiba ekonomik algılarım sıfırlandı dünkü açıklamayı duyunca... Keşke daha önce birileri enflasyonun psikolojik bir şey olduğunu söyleseler di bugün psikolojim bu kadar bozuk olmazdı. Zaten otobüsün kliması da çarptı fena halde. Sesim de gitti. Zaten psikolojik olarak yarı kapalı olan ekonomik (veya artık psikolojik mi demeliyim?) algım bugün iyice kayboldu. Gidip 85 TL ye bir tall boy bir latte içip kendime geleyim, kaçınılmaz ise zevk al düsturu ile yeni zamları bilumum her yerimde hissedeyim... Hadi ben kaçtım, byee... 

 

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kaybolan Nesil için Ağıt

Pazar Yazıları No: 062 Kaybolan Nesil için Ağıt ​"A Requiem for a Lost Generation" Uzun süredir yazı yazmaktan imtina ediyordum. Aslında her hafta konular hazırdı aklımda. Pek çok güzel konu ve şiirler uçuşuyordu zihnimde. Nedense hep son anda vaz geçip yazmadım haftalarca.  Hatta bir ara 'Eat, Pray and Love' romanında geçen bir cümle vardı Italyan hayat felsefesini yansıtan "dolce far niente" (the sweetness of doing nothing") yani özetle: Hayatın koşturmacasından uzaklaşıp çabasızca zaman geçirmenin keyfini sürme konusu aklımda idi. "Ignorance is bliss" tadında idi vaz geçtim... Hayalim ise: bir sahil kasabasında kumsala bakıp dalgaları izlemek veya bir parkta öylesine oturmak ve boş hayallere dalmak gibi amaçsız işler peşinde koşmaktı ve üstelik niyetim de bunu yeni aldığım Moka Pot'umda yaptığım filtre kahve eşliğinde yapmanın tadından bahsetmek idi internetten İngilizlerin 'picturesque' (tablo gibi) dedikleri Amalfi...

Aşk mı yoksa Limerans mı?

Aşk mı yoksa Limerans mı? Uzun süredir anlamaya ve tanımlamamaya çalıştığım bir kavram Aşk (baş harfi her daim büyük harfle!). Üzerine milyonlara sayfa yazı, yüzbinlerce şiir yazılmış, binlerce şarkı ve film yapılmış, pek çok insanı da psikolojik yıpranmaya sürüklemiṣ karmaşık bir duygu durumu.  Peki ne kadar gerçek aşk dediğimiz duygu? Bazen bir sanrı, belki de bir yanılsama mı? Bir geçici delilik veya sarhoşluk hali mi? Meczupluk mu aşk? Kendinden vaz geçmek mi? Yoksa kendi narında eriyip yok olmak ve küllerinden yeniden doğmak mı Aşk?  Bu konuların pîrî, üstat Alain de Botton şöyle diyor:  "We end up lonely because we have a wrong theory of love." Yani (yazının hepsini okuduğum için şerh düşerek) aşk hakkında zihnimizde toplumun dayattığı, idealize edilmiş, romantik ve mitleştirilmiş bir hayali beklenti oluştuğu için (kısaca özünde) yanlış bir aşk kuramı ile beklentiye sürüklendiğimiz için eninde sonunda yalnızlık ve hayal kırıklığı ile sonuçlanıyor ilişkil...

Masal

Masal ... Neden olsun isteriz, Masallardaki aşklar gerçek? Mutlu gülüşler sonsuz, Birliktelikler, sorunsuz? ... Niye çok isteriz hep? O da beni - benim kadar, Ve hatta benden de çok... Daha da çok sevsin diye? ... Nedir karşılıksız aşkları; Bu kadar değerli ve unutulmaz, Kavuşulan aşkları ise sıradan yapan? Nedir aşkı, maşuktan bile kopartan? ... Niye bekleriz hep, tutkuyla sevip de, Karşılık bulamadığımız aşklar; Önümüzde serpilip büyüsün diye, Bilerek ve beyhude bir çırpınış ile? ... Neden çok sevilen anlamaz, Sevildiğini ve değer verildiğini? Bu güzel masalın her harfinin Bizzat kendisi için; yazılıp, çizildiğini?  ... Neden küçümsenir ki sevenin sevgisi? Niye görülmez bülbüle yâr olan gül bahçesi? Niçin hep bir inat, hep bir tafra yüceltir, Ve daha değerli kılar, yarım bırakılan sevgiyi? ... Karşılık almadan sevebilmek, Ne kadar da ilahi ve yücedir, halbuki... Kim, neden heba eder ki aşığının sevgisini? Ve rehberi yapar boş yere kendi ümitsizliğini? ... Sen de biliy...