Ana içeriğe atla

De-Learning

De-Learning 
Uzun süredir eğitim sektöründe aktif olarak öğrenciler ile çalışan ve sürekli öğrenmeye inanan birisi olarak öğrenmenin nasıl gerçekleştiği konusunda hala bazı süreçlerin nasıl işlediğini ve öğrenme denen zihinsel sürecin nasıl meydana geldiğini tam olarak çözebilmiş değilim. 

Kimileri çok çabuk öğrenebilirken bazılarının öğrenme zorluğu çekmesi (eski tabirle kafasının almaması) ve bir türlü o konuyu kavrayamamış olmasının arkasında, bireysel özellikler, ortam, geçmiş, travmalar, dikkat dağınıklığı, odaklanma problemi, zihinsel sıkıntılar, öğrenmeyi öğrenme becerisinin olmaması vb muhtemelen çok yönlü ve kişiye bağlı değişkenler ve pek çok saik var. 

Ancak, bunu anlama çabası içinde yıllar yıllar önce, bir gün birlikte yürüyüşler yaparak bolca sohbet ettiğimiz benim de bilgisi ve derinliği karşısında saygıyla eğildiğim dilci ve edebiyatçı bir hocamız ile Bilkent Üniversitesinde çalıştığım dönemde bunun sohbetini yapmıştık. Abim diyebileceğim, ABD de çok iyi bir üniversitede de post-doc eğitimi almış bu hocamız da orada bulunduğu dönemde tıpkı benim gibi merak edip - dünyanın en önde gelen eğitimbilimcisine bizzat aynı soruyu sorduğunu söylemişti. 

O çok ünlü eğitimbilimci öğrenmenin konular arasında ilişki kurmaktan ibaret olduğunu söylemiş. "Intercorrelation" denebilir. Öğrenmenin gerçekleşmesi konusunda "🪝/🌌 hook/space theory" denilen ve bu konuyla da bağlantılı bir sav mevcut aslında. Çengel teorisi denilebilecek bu iddiaya göre bir bilgiyi başka bir bilgiye iliştirmez ya da bilgileri birbiriyle ilintilendirmez iseniz o bilginin sizde durma süresi çok kısa olacaktır (retention period). 

Normal kapasitede diyelim dil eğitimi alan üniversite düzeyinde bir öğrenicinin beyni günde maruz kaldığı 100 kelimeden ancak 20sini hatırlayabiliyor ertesi gün. Yüzde 80inini unutuyor ve bu çok normal ve doğal bir yüzde! Bunu tersine çevirmenin yolu ise bir takım hafıza teknikleri kullanarak mümkün. Dileyenler bakabilir: learner types yazdıktan sonra mnemonic devices, free association yazarak, ya da çoklu zeka teoremini araştırarak konuyu inceleyebilir. Gardner (Multiple İntelligence Theory) 

Başlıkta geçen kelimeye dönecek olursak. De- aslında Yunanca bir önek (prefix) kelimelere olumsuzluk anlamı katıyor. Decrease, decline, deforestation, devaluation, deformation, detached vb sözcüklerde olduğu gibi... 

İyi bir öğrenmenin gerçekleşmesi için bazen önceki bilgileri unutmamız iyi olabilir. Tabula Rasa denilebilecek noktaya gelmek öğrenmeyi hızlandıracaktır. Bizim camiada Hazırlık okullarında A1 başlangıç düzeyindeki öğrencileri biz iki kategoride ele alıyoruz. Zero beginners ve False beginners. Yani gerçekten hiç dil bilmeyenler ile dil bildiğini zanneden ama aslında hiç bir bilginin oturmuş ve ayağı yere basar bilgi olmadığı yeni öğreniciler. 

ODTÜ de hazırlık okuluna giderken (1987 yılı)  kendimi hatırlıyorum. Lisede yabancı dilim Almanca olduğu için sürekli Alman Dili grameri ve kelimeleri geliyordu aklıma ilk haftalarda. Bu İngilizce öğrenmeme ket vurmaya başlamıştı. (interference denen şey - hatlar karışmaya başlamıştı yani)... Ben de Almanca'yı unutmaya karar verdim. Elbette karşılaştırma yapıyordum öğrenirken ama gerçekten Almanca'yı unutmayı başardım. Bu başarım hala aktif biçimde devam ediyor. Zıfır denecek bir Almancam var uzun zamandır. 

Gündelik hayat için de tasviyem de-learning sürecine girmeniz. İlişkilerinizde bazı şeyler sizi yeni ilişki oluşturma ve sağlıklı yürütme konusunda engelliyor ise; unutmayı ve geride bırakmayı öğrenmeyi deneyin. Eskileri sadece tecrübe ve bir yol ışığı ve bir rehber olarak kabul edin ve geriye bakmayın. 

Daha iyi öğrenmenin yolu ders almak veya öğrenilmiş hatalar üzerine sünger çekip yeniden öğrenmek olmalı. Kesinlikle daha iyi ve daha mutlu hissedeceksiniz kendinizi. Biraz "Eternal Sunshine of Spotless Mind" filmine gönderme gibi oldu ama... Unutmak en büyük güç olabiliyor bazen... Sıfırdan öğrenmenin tadını çıkarmanız temennisiyle... 

Bu blogdaki popüler yayınlar

"Aile" Kavramı Üzerine

"Aile" Kavramı Üzerine Yıllar yıllar önce Bilkent Üniversitesi Edebiyat Fakültesine bağlı olarak, (Faculty of Humanities and Letters), bölüm öğrencilerine "Eleştirel Okuma ve Etkili Sunum" dersleri vermekteydim.  Öğrencilere bir konuyu inceler ve irdelerken, "Socratic Questioning" (ard arda sorular sorarak konunun farklı yönlerini derinleşme denebilir bu kavrama...) denen yöntem ile onları verilen konuyu algılamaya ve farklı cihetlerden ve perspektiflerden konunun "olası farklı yönlerine" bakmaya ve "farklılıkların farkında olmalarını kavratmaya" çalışıyorduk kendi çapımızda.  Bu ders daha sonraki akademik, mesleki ve yöneticilik hayatımda çok ama çok işime yaradı. Yazı yazarken de faydasını gördüm. Özetle öğrendiğim şey basitçe şu oldu: "Her konunun farklı yüzleri ve boyutları olabilir; tek bir cihetten konuya bakmak sığlıktır; zira hayat böyle akmaz, empati de yapmak gerekir..." Ülkenin durumunun farkındasınız. C...

Masal

Masal ... Neden olsun isteriz, Masallardaki aşklar gerçek? Mutlu gülüşler sonsuz, Birliktelikler, sorunsuz? ... Niye çok isteriz hep? O da beni - benim kadar, Ve hatta benden de çok... Daha da çok sevsin diye? ... Nedir karşılıksız aşkları; Bu kadar değerli ve unutulmaz, Kavuşulan aşkları ise sıradan yapan? Nedir aşkı, maşuktan bile kopartan? ... Niye bekleriz hep, tutkuyla sevip de, Karşılık bulamadığımız aşklar; Önümüzde serpilip büyüsün diye, Bilerek ve beyhude bir çırpınış ile? ... Neden çok sevilen anlamaz, Sevildiğini ve değer verildiğini? Bu güzel masalın her harfinin Bizzat kendisi için; yazılıp, çizildiğini?  ... Neden küçümsenir ki sevenin sevgisi? Niye görülmez bülbüle yâr olan gül bahçesi? Niçin hep bir inat, hep bir tafra yüceltir, Ve daha değerli kılar, yarım bırakılan sevgiyi? ... Karşılık almadan sevebilmek, Ne kadar da ilahi ve yücedir, halbuki... Kim, neden heba eder ki aşığının sevgisini? Ve rehberi yapar boş yere kendi ümitsizliğini? ... Sen de biliy...

Bir Pazar Kahvaltısı

Bir Pazar Kahvaltısı  Pazar Yazıları No: 027 Bugün güzel pırıl pırıl ama kasvetli bir Pazar sabahı Ankara'da. Hava açacak birazdan biliyorum. Yeni başlayacak olan yoğun bir haftanın habercisi bugün.  Tatilin son günü. Sabahın erken saatlerinde üniversite sınavına hazırlık koşturmacasına başlayan oğlumu dershanesine bıraktım ve bir U dönüşü ile hemen eve geri döndüm.  Balkonumdan kızıllı morlu yapraklı rengarenk ağaçların kümelendiği yemyeşil koruluğa şöyle bir baktım. Önümde uzanan suni uydukentin yüksek binalarının arasında, karşımdaki tepede göğe yükselen mimari harikası şadırvanlı ve dört minareli cami külliyesine selam verdim uzaktan...  Sonra bir gün önceki sağanak yağmur sonrası gelen tertemiz havayı ciğerlerime çektim. Balkondaki raflarda rengarenk saksılara dizilmiş bitap düşmüş çiçeklerime baktım. Yeniden canlanmaya ihtiyaçları vardı. "Benim gibiler..." diye geçirdim içimden. Kaderdaşlarım benim... Soğuk ve karlı bir Ankara Mart'ında bilmem kaçın...