Ana içeriğe atla

Aşk ve Şeytan

Aşk ve Şeytan
Bugün çok keyifli bir gündü. Bol bol sohbet ettim bir arkadaşım ile... Uzun zaman oldu ben de çok özlemişim bu tür dingin sohbetleri. 

Sonra mecburen "mutat" olduğu üzere eve döndüm. Ardından, sohbetinden inanılmaz keyif aldığım başka bir yakın arkadaşım (yeryüzünde bulunma süremiz bir iki saat farkla aynı olduğu için "doğumdaşım" diyoruz artık birbirimize) bir şey paylaşmış sosyal medya ortamında. Kendisi ve eşi Ankara bürokrasisinde çok çok üst düzey teknokratlar ve bu nedenle başka detay veremeyeceğim. Ancak çok belirgin biçimde bilgi ve görgüleri ile mevcut tipik Ankara konjektürdeki bürokrasi mozaiğinin çok üstünde kalibresi olan insanlar... 

Her neyse. Çok ilginç bir cümle paylaşmış. Bende dayanamayıp aradım. Dedim bu cümle kime ait? "Bilmiyorum" dedi önce müstehzi biçimde, sosyal medyada bir arkadaşın paylaşımında gördüm ve ben de paylaştım. Çok önemli benim için dedim bu cümlenin yazarını öğrenmek isterim. Çünkü sözün sahibine atıfta bulunmak gerekiyor intihal olmaması için. Dedim bunun üstüne kesinlikle kafa yorulup yazı yazılması gerekir. Dehşet bir şey bu her kim dediyse. 

Güldü. Yazarını söyleyemem. Çok ünlü biri değil. Dedim ben bulurum. Boelean Search yöntemi kullanarak googleladım.  Bir şey çıkmadı... Arkadaşım ser verip sır vermeyenler grubundan ve tipik bir yay burcu... Çok güzel bir söz ama iki açıdan tutarsız dedim... Bence çok tutarlı diye itiraz etti; çünkü şeytan da bir melekti dedi... Söz sana mı ait dedim... Sadece gülümsedi. Bir tanıdık dedi sadece... Ünlü değil. Bulamazsın arama... Ama sen mutluluk üstüne çok yazı yazdın. Bunun için de yaz... İşte buradayım ben de.. Yazıyorum...

 Söz gerçekten ilginç: 

"Aşk iki insanın şeytanlarının anlaşmasıdır!"

İki açıdan yanlış dedim ısrarla. Dan Brown'un Melekler ve Şeytanlar ve de Da Vinci'nin  Last Supper tablosunun meşhur öyküsüne gönderme yapar gibi: Şeytan da bir melekti başta dedi tekrar... Tabiatları gereği şeytanlar uzlaşma ve anlaşmaya yatkın yaratıklar değiller dedim. Çok teolojik bakıyorsun dedi. Adem'in yaratılışı ve muhtemelen de öncesinde zaten şeytan uzlaşma yanlısı bir yaratılmış değildi ki dedim. O yaradana isyan etti... Uzlaşacak olsa idi Tanrı ile uzlaşır ve itaat ederdi dedim. Bize anlatılan hikâye bu çünkü... 

İşin doğrusunu itiraf etmek gerekirse bu öykü çok fantastik bir kurguya dayalı geldi bana ta küçüklüğümden beri ve tektanrıcı dinlerdeki metinlerde veya mitolojik öyküde taşlar bir türlü yerine oturmadı bende. Merak edenler Kur'an'ın iki numaralı suresine bakabilirler detay için. 

Ademoğlu topraktan diye boyun eğmeye itiraz eder ve kendisi dumansız ateşten yaratılmış olduğu savını ileri sürer... Aslında iblis bir tür cin. Ve onlar aslında yeryüzünün ilk ve eski sahipleri... Problem bence duman ateş ve toprak değil... Özetle bu kadar uzlaşma göstermeyen bir asi yaratık aşk için uzlaşmaz! Bazı kaynaklarda Adem'in ilk eşi diye anlatılan Lilith'i öykü dışında tutacak olursak Adem ve Havva'nın ayağını da kaydıran aynı şeytan değil miydi zaten? İncil tabiriyle: "Descend my heaven!" Ve buradayız...

Gelelim ikinci konuya. Arkadaşım şeytan aşık olamaz mı peki diye sordu? Dedim fıtratı gereği olamaz, çünkü o bir narsist. Kendine aşık... Başka birini sevemez. Günümüzün narsist manipülasyoncu karakterleri gibi ancak insanın aklıyla oynarlar ama aşık olmazlar. 

Özünde şeytan sevmek için bir misyon üstlenmemiş bu hayatta... Tam tersine, onun işi sevgili gibi görünmek ve aldatmak... Bunu son toplanma gününe kadar bıkmadan usanmadan yapmak için ant içip izin alıyor değil mi, mühlet istiyor yüce yaradan dan ve o da izin veriyor? Neden izin veriyor? Kimse bunu neden sorgulamıyor? Dualist bir felsefe var burada ve Kadiri mutlak ve omnipotent bir halkk edici için bunun cevabı bence hala hiç de doyurucu değil...

Ben yine de hala şiddetle ve nedense bu sözün hala çok büyük ve altının doldurulması gereken bir söz olduğunu düşünüyorum içinde iki derin çelişki barındırmasına rağmen: 

"Aşk iki insanın şeytanlarının anlaşmasıdır!" 

Ateş ve tutku açısından evet... Doğru... Aşk kırmızı - tıpkı ateş gibi... Tıpkı Rapheal tarzı ressamların kırmızı tasvir ettikleri gibi şeytan rengi alev nedeniyle kırmızı... Şehvet ve şarap etkisi var ... Sarhoşluk. Çok sevip aşık olduğunuz birine baktığınızda içmeden hissedilen o baş dönmesi duygusu. Tıpkı, An Gelir şiirindeki, Ahmet Kaya tonlaması eşliğindeki Atilla İlhan dizesi gibi: "Şarabın gazabından kork, 
Çünkü fena kırmızıdır"... 

Ne olursa olsun aşk bir anlaşma özünde... Bunu kirletmek veya temiz tutmak o iki insana kalmış... Aşkla kalın! 

 

Bu blogdaki popüler yayınlar

"Aile" Kavramı Üzerine

"Aile" Kavramı Üzerine Yıllar yıllar önce Bilkent Üniversitesi Edebiyat Fakültesine bağlı olarak, (Faculty of Humanities and Letters), bölüm öğrencilerine "Eleştirel Okuma ve Etkili Sunum" dersleri vermekteydim.  Öğrencilere bir konuyu inceler ve irdelerken, "Socratic Questioning" (ard arda sorular sorarak konunun farklı yönlerini derinleşme denebilir bu kavrama...) denen yöntem ile onları verilen konuyu algılamaya ve farklı cihetlerden ve perspektiflerden konunun "olası farklı yönlerine" bakmaya ve "farklılıkların farkında olmalarını kavratmaya" çalışıyorduk kendi çapımızda.  Bu ders daha sonraki akademik, mesleki ve yöneticilik hayatımda çok ama çok işime yaradı. Yazı yazarken de faydasını gördüm. Özetle öğrendiğim şey basitçe şu oldu: "Her konunun farklı yüzleri ve boyutları olabilir; tek bir cihetten konuya bakmak sığlıktır; zira hayat böyle akmaz, empati de yapmak gerekir..." Ülkenin durumunun farkındasınız. C...

Masal

Masal ... Neden olsun isteriz, Masallardaki aşklar gerçek? Mutlu gülüşler sonsuz, Birliktelikler, sorunsuz? ... Niye çok isteriz hep? O da beni - benim kadar, Ve hatta benden de çok... Daha da çok sevsin diye? ... Nedir karşılıksız aşkları; Bu kadar değerli ve unutulmaz, Kavuşulan aşkları ise sıradan yapan? Nedir aşkı, maşuktan bile kopartan? ... Niye bekleriz hep, tutkuyla sevip de, Karşılık bulamadığımız aşklar; Önümüzde serpilip büyüsün diye, Bilerek ve beyhude bir çırpınış ile? ... Neden çok sevilen anlamaz, Sevildiğini ve değer verildiğini? Bu güzel masalın her harfinin Bizzat kendisi için; yazılıp, çizildiğini?  ... Neden küçümsenir ki sevenin sevgisi? Niye görülmez bülbüle yâr olan gül bahçesi? Niçin hep bir inat, hep bir tafra yüceltir, Ve daha değerli kılar, yarım bırakılan sevgiyi? ... Karşılık almadan sevebilmek, Ne kadar da ilahi ve yücedir, halbuki... Kim, neden heba eder ki aşığının sevgisini? Ve rehberi yapar boş yere kendi ümitsizliğini? ... Sen de biliy...

Bir Pazar Kahvaltısı

Bir Pazar Kahvaltısı  Pazar Yazıları No: 027 Bugün güzel pırıl pırıl ama kasvetli bir Pazar sabahı Ankara'da. Hava açacak birazdan biliyorum. Yeni başlayacak olan yoğun bir haftanın habercisi bugün.  Tatilin son günü. Sabahın erken saatlerinde üniversite sınavına hazırlık koşturmacasına başlayan oğlumu dershanesine bıraktım ve bir U dönüşü ile hemen eve geri döndüm.  Balkonumdan kızıllı morlu yapraklı rengarenk ağaçların kümelendiği yemyeşil koruluğa şöyle bir baktım. Önümde uzanan suni uydukentin yüksek binalarının arasında, karşımdaki tepede göğe yükselen mimari harikası şadırvanlı ve dört minareli cami külliyesine selam verdim uzaktan...  Sonra bir gün önceki sağanak yağmur sonrası gelen tertemiz havayı ciğerlerime çektim. Balkondaki raflarda rengarenk saksılara dizilmiş bitap düşmüş çiçeklerime baktım. Yeniden canlanmaya ihtiyaçları vardı. "Benim gibiler..." diye geçirdim içimden. Kaderdaşlarım benim... Soğuk ve karlı bir Ankara Mart'ında bilmem kaçın...