Ana içeriğe atla

Nokta ve Çizgi

Nokta ve Çizgi
Bugün Paul Klee' ye ait bir söze denk geldim bir yayınevinin sosyal medya paylaşımında kitap tanıtımı için yaptığı görselde, yazı ve kitap kapağı çok hoşuma gitti ve ifadenin espri düzeyi dozunda yüksekti: 

"Çizgi, yürüyüşe çıkmış bir noktadır!"

Kısaca bilgi vermek gerekirse Paul Klee, Alman kökenli İsviçreli bir ressam ve kendisine özgü tarzı ile dışavurumculuk, kübizm, gerçeküstücülük gibi pek çok akımda etkili olmuş. Klee ve Rus ressam arkadaşı Wassily Kandinsky, Bauhaus okulunda eğitmenlik yapmalarıyla da ünlü bir ikili. 

Bu ressamı görünce çok ilginç bir anı canlandı gözümde. Bir dönem Bilkent Üniversitesi Sanat Fakültesinde ders verdim. Üç arkadaş birlikte English for Arts diye bir ders kitabı derledik ve yazdık (FADA 101) fakülte öğrencileri için. Yazarlardan biri şimdi İngiliz Dili Edebiyat Hocası profesör olma yolunda bir karikatürist. Diğeri muhtemelen ülkesine dönmüş bir yabancı hocamız idi. O dönem Bilkent'te fakülteye özgü (content-based) tarzı ders kitabı yazılıyordu (ESP)... 

Sonrasında Başkent üniversitesinde çalışırken benzer mantıkla mühendislik, tıp fakültesi ve akademik yazma dersleri için benzer tarzda içerikler ürettik. Bir sürü kitap yazdık. Tüm bu farklı birikimler kişisel gelişim açısından bana çok faydalı oldu...

Yöneticilik yaptığım dönemde iş başvuruları yapanlarla mülakatlar yaptım... Aralarında native speakers denen İngiliz, Amerikalı, Avustralyalı adaylar vardı- farklı alanlarda okumuş ama İngilizce okutmanlığı yapmak isteyenler... 

Hiç unutmadığım bir başvuru oldu. Çok uzun boylu sarışın mavi gözlü Amerikan Deniz kuvvetlerinde görev almış Aikido Master yakın dövüş savaşçısı ve yaşı da benden epeyce büyük, lisansını da ABD'de psikoloji eğitimi olarak yapmış Yahudi kökenli bir Amerikalı başvurdu iş için. Eşi nedeniyle burada idi ve karısı bir Türk hekimi profesör idi. Sonra beraber çalışınca gördük ki kişilik olarak inanılmaz zor ve burnu büyük, snob ve iletişimi ciddi problemli ve sıkıntılı bir çalışan oldu bizim için...  Ancak inanılmaz prensipli, iş ahlaklı ve işini çok düzgün yapan bir editör oldu...Severek çalıştık...  

Yaz ayları idi ve iş başvurusu sırasında tanıma amaçlı warm-up soruları sorarken, tüm kolunda boydan boya yapılmış dövmeye takıldı gözüm... "İş your tattoo Miro or Kandinsky?" diye sordum... Zannederim bu soru onu inanılmaz şaşırttı. Baştaki alaycı ve üstenci üslubu ve tavrı birden değişti. Yelkenleri suya indi ve şaşkınlıkla, how come? diyebildi... Sıradan üçüncü dünya mensubu bir Türk ingilizce hocasının bunu bilmesine anlam veremedi... Kolundaki dövme Kandinsky'nin bir tablosundan bir detay parça idi... Uzun bir sanat sohbeti yaptık üstüne aday Scott ile... 

Bu arada mülakatta Joan Miro ve Wassily Kandinsky'nin tarzını ve farklı çizgi anlayışını konuştuk biraz ve devamında Marc Chagal'dan bahsettik. Üçü de sevdiğim tarzda eserler yapmış ekol olarak benzer sanatçılar denebilir... Özünde sanat gerçekten güzeldir ve ruha iyi gelir...

Nokta ve çizgi konusuna gelince... Aslında içinde yaşadığımız üç boyutlu evrende (şimdilik üç boyutlu! uzaylılar artık UFOları ile cirit atmaya başladı artık boyut sayısı da artabilir 😱) aslında nokta ve çizgi denen kavramlar gerçeklikte asla var değiller. 

Soyut bağlamda nokta, geometride boyutsuz olarak ifade edilen; eni, boyu ve derinliği olmayan bir terim aslında ve bir noktadan sonsuz sayıda doğru geçebiliyor. Çizgi ise genel olarak "hareket eden bir noktanın bıraktığı iz" diye tanımlanır. Eski Yunan matematikçısı Öklid çizgiyi "genişliği olmayan uzunluk" diye tarif etmiş!...

Aslında nokta ve çizgi üç boyutlu evreni ve evrenin içindeki cisim ve nesneleri iki boyutlu düzlemde ifade etmek için kullandığımız birer çizim araçları sadece. Yani gerçekte nokta ve çizgi diye bir şey yok... Matematik, resim sanatı ve mimari mecburen dikte ediyor biz beyin kapasitesi sınırlı insanoğlunun şekilleri ve evreni anlaması için. Ufuk çizginin olmaması gibi bir şey bu durum aslında 😶. 

Üçgen, kare, piramit, küp, küre heptagon vb şekilleri gösterebilmek için noktalardan oluşan çizgiye ve çizgilere ihtiyacınız var. Uzay geometrisini anlamak için bunları kullanmak zorundasınız... Klee'nin dediği gibi aslında bir çiçek çizmek için kaleminiz gezinmek zorunda... Şimdi yeni bir sanat akımı var "one-line drawing" diye... Örneğini yukarıda resimde gösterdim... Tam bu işi yapıyor...

Bu konu neden mi önemli? Soyut düşünmenin somutlaştırılmasının yolu nokta ve çizgiden geçiyor. Hala sırları çözülemeyen ve Orion takımyıldızının yeryüzündeki izdüşümü olan piramitlerin şeklini hayal edin. Hani Simyacı romanındaki Santiago'nun varacağı hedefi olan dev taş mezarlar... 

Piramitler beş yüzeyli ve üç boyutlu şekiller. Önce taban bir kare. Dört kenar çizgisi var. Yan yüzeyleri dört adet eşkenar üçgen (eşkenar denebilir 😉) Uç kısmı ise dört eşkenar üçgenin birleştiği bir tepe noktası. Yani ucu bir nokta. Sonsuz çizginin birleşme yeri... 

Bir piramit çizmek için çizgi ve noktayı bilmemiz gerekiyor. Bir piramit inşaa etmek için ise önce hayal etmeniz gerekiyor. Sonra çok iyi bir mimari bilgi ile taş ve malzeme bilgisi, ileri düzeyde matematik, açı ve geometri bilmeniz lazım. Giza havzasına bunu yapmak için ise Orion takım yıldızının izdüşümü olması için ise, astronomi ve yıllarca gökyüzünü izlemeniz ve bunu kağıt kalem ile nota aktarmanız gerekir. 

Kısaca medeniyetler inşaa etmek için nokta ve çizgiyi anlamak zorundayız. Telefonun atası olan Mors Alfabesi bile nokta ve çizgilerden oluşan sesler ile iletişimi sağlıyor...

Çizgiyi aşmadan burada nokta diyorum. Güzel bir hafta olsun...




 

 

Bu blogdaki popüler yayınlar

"Aile" Kavramı Üzerine

"Aile" Kavramı Üzerine Yıllar yıllar önce Bilkent Üniversitesi Edebiyat Fakültesine bağlı olarak, (Faculty of Humanities and Letters), bölüm öğrencilerine "Eleştirel Okuma ve Etkili Sunum" dersleri vermekteydim.  Öğrencilere bir konuyu inceler ve irdelerken, "Socratic Questioning" (ard arda sorular sorarak konunun farklı yönlerini derinleşme denebilir bu kavrama...) denen yöntem ile onları verilen konuyu algılamaya ve farklı cihetlerden ve perspektiflerden konunun "olası farklı yönlerine" bakmaya ve "farklılıkların farkında olmalarını kavratmaya" çalışıyorduk kendi çapımızda.  Bu ders daha sonraki akademik, mesleki ve yöneticilik hayatımda çok ama çok işime yaradı. Yazı yazarken de faydasını gördüm. Özetle öğrendiğim şey basitçe şu oldu: "Her konunun farklı yüzleri ve boyutları olabilir; tek bir cihetten konuya bakmak sığlıktır; zira hayat böyle akmaz, empati de yapmak gerekir..." Ülkenin durumunun farkındasınız. C...

Masal

Masal ... Neden olsun isteriz, Masallardaki aşklar gerçek? Mutlu gülüşler sonsuz, Birliktelikler, sorunsuz? ... Niye çok isteriz hep? O da beni - benim kadar, Ve hatta benden de çok... Daha da çok sevsin diye? ... Nedir karşılıksız aşkları; Bu kadar değerli ve unutulmaz, Kavuşulan aşkları ise sıradan yapan? Nedir aşkı, maşuktan bile kopartan? ... Niye bekleriz hep, tutkuyla sevip de, Karşılık bulamadığımız aşklar; Önümüzde serpilip büyüsün diye, Bilerek ve beyhude bir çırpınış ile? ... Neden çok sevilen anlamaz, Sevildiğini ve değer verildiğini? Bu güzel masalın her harfinin Bizzat kendisi için; yazılıp, çizildiğini?  ... Neden küçümsenir ki sevenin sevgisi? Niye görülmez bülbüle yâr olan gül bahçesi? Niçin hep bir inat, hep bir tafra yüceltir, Ve daha değerli kılar, yarım bırakılan sevgiyi? ... Karşılık almadan sevebilmek, Ne kadar da ilahi ve yücedir, halbuki... Kim, neden heba eder ki aşığının sevgisini? Ve rehberi yapar boş yere kendi ümitsizliğini? ... Sen de biliy...

Bir Pazar Kahvaltısı

Bir Pazar Kahvaltısı  Pazar Yazıları No: 027 Bugün güzel pırıl pırıl ama kasvetli bir Pazar sabahı Ankara'da. Hava açacak birazdan biliyorum. Yeni başlayacak olan yoğun bir haftanın habercisi bugün.  Tatilin son günü. Sabahın erken saatlerinde üniversite sınavına hazırlık koşturmacasına başlayan oğlumu dershanesine bıraktım ve bir U dönüşü ile hemen eve geri döndüm.  Balkonumdan kızıllı morlu yapraklı rengarenk ağaçların kümelendiği yemyeşil koruluğa şöyle bir baktım. Önümde uzanan suni uydukentin yüksek binalarının arasında, karşımdaki tepede göğe yükselen mimari harikası şadırvanlı ve dört minareli cami külliyesine selam verdim uzaktan...  Sonra bir gün önceki sağanak yağmur sonrası gelen tertemiz havayı ciğerlerime çektim. Balkondaki raflarda rengarenk saksılara dizilmiş bitap düşmüş çiçeklerime baktım. Yeniden canlanmaya ihtiyaçları vardı. "Benim gibiler..." diye geçirdim içimden. Kaderdaşlarım benim... Soğuk ve karlı bir Ankara Mart'ında bilmem kaçın...