Ana içeriğe atla

Cinsel İstismar, Pedofili ve Tarikat

Cinsel İstismar, Pedofili ve Tarikat 
Türkiye yine çocuk istismarının söz konusu olduğu insanlık dışı bir tarikat vakası faciası ile karşı karşıya. Üstelik de mağdur küçük bir kız çocuğu. İddialar mağdurenin altı yaşındaki gelinlikli fotoğrafının da paylaşılması ile daha da mide bulandırıcı bir hale geldi. Bu ülkede kadın olmanın, üstelik de hem kadın hem de çocuk olmanın maalesef ne kadar zor olduğunu görmüş olduk bir kez daha... 

Öte taraftan, bu meş'um iddia, mağdurun 21-22 yaşlarında (ve hala evli olmayan) büyük kız kardeşleri tarafından bir Youtube video kanalında reddedilmiş. Gelinlikli çocuk fotoğrafının "başka bir etkinlik" için çekildiği ileri sürülmüş. Haberi biraz daha detaylı okuyunca mağdurun 13 yaşında nişan ve 14 yaşında iken de düğün ile evlendirildiği ve cemaati korumak için başka birini muayeneye sokarak sahte kemik yaşı tespit edilerek insanlık dışı bu zulmün legalize edilmeye çalışıldığı iddiaları ortaya çıkıyor. 

Daha önceki bir yazımda hayvanlara zulm eden ama eşref-i mahlukât addedilen insanoğlunun nasıl esfel-i safilin - yani aşağıların en aşağısı - bir mahlukât hâline gelebildiğini ve ne kadar vahşileşebileceğini yazmıştım. İğrenç detayları olan bu konuyu farklı açılardan mercek altına almamız gerektiğini düşünüyorum. İnternette önüme çıkan bir haber sitesinden kopyala yapıştır yaparak alıntı yapıyorum - haber medyada şu şekilde yer almış: 

"İsmailağa Cemaati'ne bağlı Hiranur Vakfı'nın kurucusu Yusuf Ziya Gümüşel'in kızı H.K.G., 6 yaşında imam nikahıyla evlendirildiği ve cinsel istismara maruz kaldığı iddiasıyla dava açtı. İstanbul Anadolu Başsavcılığı tarafından iddianame hazırlanırken, 3 sanık için 27'şer yıl hapis cezası istendi. H.K.G.'nin evlendirildiği K.İ. için cinsel saldırı suçundan ceza istendi. Baba Baba Yusuf Ziya Gümüşel, anne Fatma Gümüşel ve evlendirildiği K.İ. tutuksuz yargılanıyor."

Görüldüğü kadarıyla haberin gün yüzüne çıkması istismara uğrayan kişinin şikayetçi olması üzerine gerçekleşiyor. Yani mağdur genç kız - cesaret edip - küçük yaşta cinsel istismara uğradığını açıklamamış ve hukukî yolla başvurmamış olsa; kendisine sözde oyun gibi sunulan bu korkunç travma ve ruhsal tahribat - kızı gelin olarak veren ebeveynlerinin rızası ile - maalesef uzun süre daha yaşanmaya devam edecekti. 

Tiksindirici çocuk istismarının yanısıra, konunun rahatsız edici ikinci boyutu ise mağdurun medyatik bir tarikata bağlı bir vakfın üst düzeydeki kurucusunun icazeti ile yani bizzat öz babası tarafından gelin edilmesi... Yani işin içine bir de din - tarikat - İslam - DİB'nın 9 yaş fetvası - sarıklı cübbeli adamlar - kara çarşaflı kadınlar girince daha da huzursuz edici bir hal kazanıyor. 

Çocuk istismarının, pedofilinin ve küçük yaştaki bireylere yönelik cinsel sapıklık ve sapkınlığın  dünyanın hiç bir yerinde kabul edilebilir bir tarafı yok. Çok ciddi hukukî yaptırım ve müeyyide ve cezalar uygulanıyor hemen her yerde. Zira burada yok edilen savunmasız ve masum bir insan evladının hakları... Kimse kusura bakmasın kullanacağım ağır dil için ama suçun kesinleşmesi ve ispatlanması durumunda (verilen ifadeler ve alınan tıbbi raporlar doğrultusunda) sadece bunu yapan mütecavizlerin değil aynı zamanda da buna cevaz, onay ve fetva veren tüm mercilerin kendi zihinlerinin merkezi haline getirdikleri organlarından kesilerek ayrılmaları ve çok ama çok ciddi ağır hapis cezası ve hatta infaz edilmeleri gerektiğini düşünüyorum. 

Şayet insanoğlu denen bu varlık; toplum, hukuk, medeniyet, yasa ve hapishane inşaa edecek melekeler ile donatılmış ise, devlet denen mekanizmanın suçluları en ağır biçimde cezalandırılması gereklidir, ki hiç kimse böyle iğrenç eğilimlere tekrar tevessül etmesin. Gerçek hukuk ve adaletin bunu önce tel'in,  sonra da tesis ve temin etmesi gerekir. Bu tip adi suçların - aynı adilik ve acımasızlık düzeyinde mütekabiliyet esası ile cezalandırılması insanlığın sulh içinde huzurla yaşaması için kesinlikle elzemdir. 

Vatikan da Papa'nın bile kabullendiği Katolik (veya diğer mezheplere ait) Kiliselere bağlı dini okullarda ve manastırlarda yaşanan erkek çocuklara yönelik tecavüzlerin, medeni ve batılı (70-80 yaşlarındaki özellikle Alman, İngiliz, ABDli ve Kuzey Avrupalı) yaşlı beyaz erkek sapıkların 7-8 yaşındaki Taylandlı, Filipinli kız ve erkek çocuklara yönelik seks turizminin, Belçika gibi muasır medeniyet örneklerinde yaşanan yaygın çocuk pornosu vakalarının, dark web denen mecralarda seks kölesi olarak alınıp satılan çocukların, Dubai, Katar gibi zengin finans merkezlerindeki doğu Avrupa kökenli genç beyaz kızların seks işçisi olarak satılmasının, geyşalığın vatanı Japonya ve benzer komşu coğrafyalarda yaşanan uç türde fantezi, fetiş ve cinsel sapkınlıkların, hayvanların bile kullanıldığı erişime açık pornoların, toplu seks ve uç cinsel tecrübelerin anlatıldığı Kama Sutra metinlerinin beşiği Hindistan'ın - ensest ilişkilerin sıradanlaştırıldığı Roma medeniyetin bizdeki sabah programlarına konuk olarak çıkan sapkın ailelerden ve bu yazıya konu olan tarikatlarda yaşanan insanlık dışı dramlardan hiç bir farkı yok aslında. Karşı tarafın rızası ve bilinçli hali dışında yapılan her tür cinsel girişim ve ilişki bir tür tecavüzdür ve her tecavüz vakası da suçtur ve cezai işlem gerektirir.

Ha Takkeli Camuş Hoca, ha  Pelerinli Papaz John... Hepsi aynı sapkınlıkların ürünü mütecavizler...  Hiç bir din, düşünce ve inancın bunlara cevaz vermesi düşünülemez. Şayet veriyorsa da hiç bir akıl ve vicdan sahibi kimseden o inanca intisap ve itaat etmesi beklenemez. İnsana zulmü reva gören hiç bir inanç tanrı kullanılarak meşrulaştırılamaz... En ağır hukuki yaptırımlar ve beddualarımız bu sapıkların üzerine olsun...   

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kaybolan Nesil için Ağıt

Pazar Yazıları No: 062 Kaybolan Nesil için Ağıt ​"A Requiem for a Lost Generation" Uzun süredir yazı yazmaktan imtina ediyordum. Aslında her hafta konular hazırdı aklımda. Pek çok güzel konu ve şiirler uçuşuyordu zihnimde. Nedense hep son anda vaz geçip yazmadım haftalarca.  Hatta bir ara 'Eat, Pray and Love' romanında geçen bir cümle vardı Italyan hayat felsefesini yansıtan "dolce far niente" (the sweetness of doing nothing") yani özetle: Hayatın koşturmacasından uzaklaşıp çabasızca zaman geçirmenin keyfini sürme konusu aklımda idi. "Ignorance is bliss" tadında idi vaz geçtim... Hayalim ise: bir sahil kasabasında kumsala bakıp dalgaları izlemek veya bir parkta öylesine oturmak ve boş hayallere dalmak gibi amaçsız işler peşinde koşmaktı ve üstelik niyetim de bunu yeni aldığım Moka Pot'umda yaptığım filtre kahve eşliğinde yapmanın tadından bahsetmek idi internetten İngilizlerin 'picturesque' (tablo gibi) dedikleri Amalfi...

Aşk mı yoksa Limerans mı?

Aşk mı yoksa Limerans mı? Uzun süredir anlamaya ve tanımlamamaya çalıştığım bir kavram Aşk (baş harfi her daim büyük harfle!). Üzerine milyonlara sayfa yazı, yüzbinlerce şiir yazılmış, binlerce şarkı ve film yapılmış, pek çok insanı da psikolojik yıpranmaya sürüklemiṣ karmaşık bir duygu durumu.  Peki ne kadar gerçek aşk dediğimiz duygu? Bazen bir sanrı, belki de bir yanılsama mı? Bir geçici delilik veya sarhoşluk hali mi? Meczupluk mu aşk? Kendinden vaz geçmek mi? Yoksa kendi narında eriyip yok olmak ve küllerinden yeniden doğmak mı Aşk?  Bu konuların pîrî, üstat Alain de Botton şöyle diyor:  "We end up lonely because we have a wrong theory of love." Yani (yazının hepsini okuduğum için şerh düşerek) aşk hakkında zihnimizde toplumun dayattığı, idealize edilmiş, romantik ve mitleştirilmiş bir hayali beklenti oluştuğu için (kısaca özünde) yanlış bir aşk kuramı ile beklentiye sürüklendiğimiz için eninde sonunda yalnızlık ve hayal kırıklığı ile sonuçlanıyor ilişkil...

Masal

Masal ... Neden olsun isteriz, Masallardaki aşklar gerçek? Mutlu gülüşler sonsuz, Birliktelikler, sorunsuz? ... Niye çok isteriz hep? O da beni - benim kadar, Ve hatta benden de çok... Daha da çok sevsin diye? ... Nedir karşılıksız aşkları; Bu kadar değerli ve unutulmaz, Kavuşulan aşkları ise sıradan yapan? Nedir aşkı, maşuktan bile kopartan? ... Niye bekleriz hep, tutkuyla sevip de, Karşılık bulamadığımız aşklar; Önümüzde serpilip büyüsün diye, Bilerek ve beyhude bir çırpınış ile? ... Neden çok sevilen anlamaz, Sevildiğini ve değer verildiğini? Bu güzel masalın her harfinin Bizzat kendisi için; yazılıp, çizildiğini?  ... Neden küçümsenir ki sevenin sevgisi? Niye görülmez bülbüle yâr olan gül bahçesi? Niçin hep bir inat, hep bir tafra yüceltir, Ve daha değerli kılar, yarım bırakılan sevgiyi? ... Karşılık almadan sevebilmek, Ne kadar da ilahi ve yücedir, halbuki... Kim, neden heba eder ki aşığının sevgisini? Ve rehberi yapar boş yere kendi ümitsizliğini? ... Sen de biliy...