Ana içeriğe atla

Dar Gelirli Olmak

Dar Gelirli Olmak 


Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati'yi seviyorum. Ekonomik olarak çok ciddi bir çöküş yaşadığımız bu günlerde, ne zamandır ülkenin ihtiyaç duyduğu gülme eksikliğini kapatıyor tek başına yaptığı açıklamalar ile... Türk siyasi tarihine mal olacak sözleriyle unutulmazlar arasında yer alacak. "Gözlerimdeki ışıltıya bak" gibi ülke bağlamından çok kopuk sözleriyle şimdiden literatüre geçti bile. Bunda elbette soyadının ve mimiklerinin büyük bir etkisi var. Biomorfolojik olarak zaten mütebessim göründüğü için pek bir şey yapmasına da gerek yok, ekranlarda eline tutuşturulan metni okuması bile yetiyor bazen.

Daha önce, bakanın okuduğu çok felsefî ekonomik açıklama ile ilgili kısa bir yazı yazmıştım. Kimseyle ilgili siyasi bir yorum yapmaktan haz etmiyorum asla. Siyasi tahlil en son yapmak isteyeceğim bir şey. Zaten siyasetten uzak durmak için de çok ciddi çaba sarf ediyorum kendimi bildim bileli en az kırk yıldır. Ancak ve maalesef bakanın kendini komik duruma düşüren hatası ise; sorumlu olduğu alana rağmen konudan çok bi-haber açıklamalar yaparak ve müsebbibi başka yerlerde arayarak gaf yapmasından kaynaklanıyor.

Dürüst olmak gerekirse, bu ekonomik koşullarda asla onun yerinde ve böyle bir görevde olmayı isteyecek bir ekonomistin olacağını zannetmiyorum... Ana muhalefet bile bu topa asla girmez... Başkalarının yol açtığı devasa bütçe açığının ve oluşan finansal çöküşün ardından aslında eli kolu bağlı olduğu halde böyle bir görevi kabul etmiş olmak bile ayrı bir saflık ve üzücü ve boş bir sadakat örneği açıkçası...

Enflasyon gibi ekonomik olguların - özellikle de üçüncü dünya ülkesi zihniyeti vizyonerliği ile yönetilen ve de ekonomik olarak yarı bağımsız ülkelerde - iktisadi değil siyasi bir karar olduğunu düşündüm hep. Enerji açısından büyük oranda dışa bağımlı; ağır sanayisi güçlü olmayan, teknolojik ve dijital devrime ayak uydurmakta zorlanan, yeraltı ve yerüstü kaynaklarını verimli kullanamayan, ulusların en önemli erki olan insan gücü kaynağını nepotizme kurban eden; kadın ve çocuk haklarının ve kendi öz halkının refahının istismarına göz yuman, tipik liberal kapitalist zihniyetle sadece belirli çevrelerin zenginleşmesine peşkeş çeken ve de ekonomik geliri adaletli biçimde doğru paylaştırmayan tüm ülkelerde yüksek enflasyon ve fakirleşme siyasi bir tercihtir. Bilerek halka rağmen yapılan bir becereksizliktir.

Siyasi tandans ve tamahtan arınmış teknokrat ve bürokratlar eşliğinde, meritokratik yapılanma ve ombudsman geleneği ile çerçevelendirilmiş bir strüktür üzerine kurulu uzun vadeli ekonomik politikalar ve dünyanın ilerlediği yöne bakılarak yapılan teknolojik yatırımlar, eldeki insan profiline uygun ara istihdamlar yaratılarak yeni ve güçlü atılımlar yapmak mümkün her ülke için. Tüketim, inşaat ve hantal merkeziyetçi devlet yapısı üzerine oturtulmuş, sadece halkın gelirleri üstüne bindirilmiş ve sürekli yüksek vergilendirme ile kurgulanan ekonomik bir yapının ne iktisadi; ne içtimai, ne de siyasi olarak sürdürülebilir olması mümkün değildir. Böyle bir yapının yeryüzü tarihinde uzun ömürlü olmasını beklemek bile gayr-ı aklidir...  

Türkiye'ye dönecek olursak, Hazine ve Maliye Bakanı Nebati, asgari ücret ile ilgili açıklamasında "Asgari ücretin enflasyonu fazla tetiklemesine yol açacak bir adım da atılmasa iyi olur. Asgari ücretliye de, memura da, emekliye de ne verilse haklarıdır. Dar gelirliye, fakir fukaraya vermek bereket getirir" demiş. (Haber kaynağı: Vahap Munyar, ekonomim.com) Bereket - fakir fukara gibi ajitasyon içeren ve dini konatasyonları olan ifadeler bilimsel ve ekonomik literatürde yer almazlar. Tamamen kişisel iyi niyet gösterisinden ibaret - o tür bir koltukta oturan birinden bekleyeceğiniz türde açıklamalar değildir asla... Cümlenin ilk kısmı totolojiden ibaret zaten.

Bir ülkede görülen fakirleşmenin pek çok iktisadi, coğrafi ve demografik sebebi olabilir. Ancak ve nispeten ekonomik açıdan zengin ve güçlü ülkelerin halkının fakirleşmesinin ve gelir adaletsizliği ve uçurumunun büyümesinin en önemli ve en büyük nedeni her zaman ortada duran pastadan bazılarının hak ettiğinden çok daha büyük dilimler alması - bazen de tabiri caizse - hem pastayı hem de kremasını yalayıp, "pandiklemesinden" kaynaklandığı aşikardır. Pasta nispeten aynı pasta iken, birileri daha diğer hak sahibi insanlar sofraya bile oturmadan sadece kendi yakın çevresindeki dostları ile o pastayı mideye indiriyorsa burada toplumsal adaletin ve topyekûn kalkınmanın söz konusu olmadığı ortadadır. 

Hal böyle iken, tamahla kirletilmiş zemini temizlemek - davul başkasında tokmak başkasında iken - Nebati gibi adamların yapabileceği bir şey değildir. Gözlerinizdeki ışıltılıyla fakirin sobasının yanmayacağı da aşikar zaten... Umarım çok güzel bir 2023 yılı olur diyerek; ışıltılı gözlerimle öpüyorum bilimum yerlerinizden, artık kategorik olarak "dar gelirli" bir birey olarak... 😵‍💫

Bu blogdaki popüler yayınlar

"Aile" Kavramı Üzerine

"Aile" Kavramı Üzerine Yıllar yıllar önce Bilkent Üniversitesi Edebiyat Fakültesine bağlı olarak, (Faculty of Humanities and Letters), bölüm öğrencilerine "Eleştirel Okuma ve Etkili Sunum" dersleri vermekteydim.  Öğrencilere bir konuyu inceler ve irdelerken, "Socratic Questioning" (ard arda sorular sorarak konunun farklı yönlerini derinleşme denebilir bu kavrama...) denen yöntem ile onları verilen konuyu algılamaya ve farklı cihetlerden ve perspektiflerden konunun "olası farklı yönlerine" bakmaya ve "farklılıkların farkında olmalarını kavratmaya" çalışıyorduk kendi çapımızda.  Bu ders daha sonraki akademik, mesleki ve yöneticilik hayatımda çok ama çok işime yaradı. Yazı yazarken de faydasını gördüm. Özetle öğrendiğim şey basitçe şu oldu: "Her konunun farklı yüzleri ve boyutları olabilir; tek bir cihetten konuya bakmak sığlıktır; zira hayat böyle akmaz, empati de yapmak gerekir..." Ülkenin durumunun farkındasınız. C...

Kaybolan Nesil için Ağıt

Pazar Yazıları No: 062 Kaybolan Nesil için Ağıt ​"A Requiem for a Lost Generation" Uzun süredir yazı yazmaktan imtina ediyordum. Aslında her hafta konular hazırdı aklımda. Pek çok güzel konu ve şiirler uçuşuyordu zihnimde. Nedense hep son anda vaz geçip yazmadım haftalarca.  Hatta bir ara 'Eat, Pray and Love' romanında geçen bir cümle vardı Italyan hayat felsefesini yansıtan "dolce far niente" (the sweetness of doing nothing") yani özetle: Hayatın koşturmacasından uzaklaşıp çabasızca zaman geçirmenin keyfini sürme konusu aklımda idi. "Ignorance is bliss" tadında idi vaz geçtim... Hayalim ise: bir sahil kasabasında kumsala bakıp dalgaları izlemek veya bir parkta öylesine oturmak ve boş hayallere dalmak gibi amaçsız işler peşinde koşmaktı ve üstelik niyetim de bunu yeni aldığım Moka Pot'umda yaptığım filtre kahve eşliğinde yapmanın tadından bahsetmek idi internetten İngilizlerin 'picturesque' (tablo gibi) dedikleri Amalfi...

Kalbin Anahtarı

Kalbin Anahtarı  Kilitledim kalbimi Tek anahtarı elimde... Açıldım bir tekneyle  Dalgalı engin denizlere... İlerledim pupa yelken Köpüklü dalgalar peşimde;  Bir koy aradım önce  Yakamozlar eşliğinde  Durdum bir adanın Kuytuluk gölgesinde. Tan vaktiydi zaman: Hayat yeni güne gebe...   Ustarmaçada çırpıntı sesleri  Minik balıklar sabah gezmesinde... Çapayı bıraktım derine; sakince. Kaloma mesafesince gitti en dibe... Sustu zincir şakırtıları  Ellerim küpeştede  Kemereye dokundum Sıcacıktı anahtar elimde... Son kez baktım  Kalbimin kilidine Ve fırlattım anahtarını Alabildiğince ötelere... Süzüldü havada önce... Suda halkalar oluştu  Peş peşe ve sonra Kayboldu anahtar  Sonsuz mavilikte... Durdu zaman Duruldu mekan Hemhal oldu  Ezel ve ebed İşte o an... Süzülen bir martı kadar Özgürdü artık yüreğim  Yok bir bekleyenim; Ne de beklediğim.. Gönlüm dingin  Gönlüm müebbette  Huzur içindeyim Kalbim emin ell...