Ana içeriğe atla

Sinofobi

Sinofobi
Sinofobi, sonu -fobi (Yunanca korku anlamına gelen phobos >> -phobia sözcüğünün son ek olarak kullanılmasıyla üretilen ve genelde de irrasyonel (mantıklı bir sebebi olmayan - kimi zaman da mesnetsiz) kabul edilen korku türlerini ifade eden devşirme bir sözcük ve (cyno ön-eki) köpeklerden aşırı derecede korkmayı ifade ediyor... Yazılışı nedeniyle Çinlilerden korkma anlamında geliyor Türkçe'de ancak bu iki kelimenin İngilizce yazılışları ve telafuzları farklı (Cynophobia ve Sinophobia). 

Normal bir tepki olarak çoğumuz köpekler hırladığında veya anlık sert tepki verince, korkarız; onun haricinde pek çok insan köpeklerden pek korkmaz; ancak sinofobikler sürekli olarak köpeklerden korkan ve uzak duran insanlar. İnsanlarda %7 ila 9 oranında bu korkunun var olduğu tahmin edilmekte imiş. Son günlerde hayvan barınaklarından medyaya yansıyan görüntü ve haberlere bakınca, Türkiye ve Çin'deki köpeklerde de ileri düzeyde bir antrofobi (insan türünden korkma) gelişmiş olmalı 😞. 

Sinofobi; örümcek (Araknafobi - Ata Demirer'in muhteşem şarkısıdır - muhakkak YouTube'dan izleyin bu arada 😉), böcek ve yılan fobisinden sonra en sık rastlanan fobilerin arasında imiş. Sinofobinin belirtileri ise; köpeklerin oldukları yerlere girememe, köpeklere yaklaşamama, köpekler yaklaşınca aşırı korku davranışları sergileme, hatta onlardan korunmak için abartılı yöntemlere başvurmak gibi tepkileri olabiliyormuş. Zannederim bu sabah alacakaranlıkta oğlumla metroya doğru ilerlerken bir anda karşımıza çıkan iri bir sokak köpeğinin bize doğru yönelmesi ile baba - oğul olarak istemsizce gösterdiğimiz tepki ve yaşadığımız anlık adrenalinin nedeni bu gizli korkuydu... 

Kendimi bildim bileli (irili ufaklı) köpeklerden hep korktum. Bir ara bunun genetik bir sorun olduğunu düşünüyordum açıkçası. Neredeyse tüm (erkek) yakın akrabalarımda gördüğüm (belki de görerek öğrendiğim) irrasyonel bir korku bu... Amcalarım ve babam hariç, dayılarım, dayı oğullarım ve abimde de farklı oranlarda var bu korku. Şimdi de benden oğluma sirayet eden bir tür monarşik fobi 🫣 gibi... Muhtemelen ortaokulda uğradığım bir köpek saldırısı ile daha da pekişti bu korkum. 

Aslında çok daha küçükken; köyümüzde dedemin beslediği Sarı adında kirli sarı renkte, güzel yüzlü ve ıslak burunlu ve muhteşem akıllı, sadık ve dost canlısı iri kangal kırması bir köpeğimiz vardı. Kocaman. Heidi çizgi filmindeki kadar iri. Sevgiyle onunla boğuştuğumu, sırtına bindiğimi ve beni gezdirdiğini hatırlıyorum. Yıllar sonra misafirliğe gittiğimiz başka bir köyde futbol oynarken, koca sahada seçilmiş tek kurban olarak - boyunlarında çivili kurt tasması olan - iki devasa kangal çoban köpeğinin saldırısına uğrayınca, köpeklere bu kadar yaklaşmak artık pek yapmayı düşünebildiğim bir şey değil. 

Bu korkumu bilen bir kaç arkadaşım bir tür terapi olacağını düşünerek beni barınaklara götürmek istedi ama zamanlama nedeniyle gidemedik. Özel ders verdiğim bir öğrencimin evinde ufak tefek bir Scottish Terrieri vardı. Orço. Birbirimizi pek sevmiyorduk. Yersiz tedirginliğimi bildiği için geldiğimde onu diğer odada tutuyordu ders bitene kadar... 

Tıpkı 'felis' familyasından olan (Felidae) kediler gibi, 'canis' familyasından olan (Canidae) köpekler uzun zamandır insanoğlunun yoldaşı vedostu. Birlikte yaşamaya çalışan türler denebilir. Ama yine de dilbilimde "derogatory term" denilen küçültücü ifadeler için de kullanıyoruz bu hayvanları. Bizim dilimizde köpek genelde - sadakati dışında - aşağılama ifadesi olarak kullanılıyor, 'it' sözcüğü seçilerek; çok yoğun çalışmayı tanımlarken; "it gibi çalışmak", ilişkilerde özellikle de kadın ve erkek ilişkisinde karşı tarafı süründürmek için yapılan stratejik hamleleri anlatırken "it muamelesi çekmek" ya da yeni neslin jargonuyla ifade edecek olursak; "köpek çekmek" ve son olarak kızdığınız kişiler için sarf ettiğimiz - özür dileyerek kullanıyorum - "it oğlu it", bunlardan sadece bir kaçı... 

Şafiler keskin biçimde köpeği necis addediyorlar. O nedenle İran'da köpek beslemek pek makbul değildir! Hanefî ve Malikiler ise tam olarak öyle bakmıyor köpeğe. Lisede edebiyat dersinden harfi harfine ezberimde kalan bir iki şiirden birisi de Malikî olan Nefî'nin kendisine hakaret eden Tahir Efendiye yazdığı meşhur dörtlüğü ile kaleme aldığı müthiş bir kelime oyunu üzerine kurulu akıl dolu hicvi: 

Tahir Efendi bana kelb demiş
İltifâtı bu sözde zâhirdir
Mâlikîdir mezhebim zîrâ
İ'tîkâdımca kelb tâhirdir.

Dünyaya, canlılara ve kendi türümüze yönelik korkularımızı ve önyargılarımızı kenara koymayı başardığımız ideal bir dünya özlemi ve insan olarak kalmayı başarmak ümidiyle 🙏. 


Bu blogdaki popüler yayınlar

"Aile" Kavramı Üzerine

"Aile" Kavramı Üzerine Yıllar yıllar önce Bilkent Üniversitesi Edebiyat Fakültesine bağlı olarak, (Faculty of Humanities and Letters), bölüm öğrencilerine "Eleştirel Okuma ve Etkili Sunum" dersleri vermekteydim.  Öğrencilere bir konuyu inceler ve irdelerken, "Socratic Questioning" (ard arda sorular sorarak konunun farklı yönlerini derinleşme denebilir bu kavrama...) denen yöntem ile onları verilen konuyu algılamaya ve farklı cihetlerden ve perspektiflerden konunun "olası farklı yönlerine" bakmaya ve "farklılıkların farkında olmalarını kavratmaya" çalışıyorduk kendi çapımızda.  Bu ders daha sonraki akademik, mesleki ve yöneticilik hayatımda çok ama çok işime yaradı. Yazı yazarken de faydasını gördüm. Özetle öğrendiğim şey basitçe şu oldu: "Her konunun farklı yüzleri ve boyutları olabilir; tek bir cihetten konuya bakmak sığlıktır; zira hayat böyle akmaz, empati de yapmak gerekir..." Ülkenin durumunun farkındasınız. C...

Masal

Masal ... Neden olsun isteriz, Masallardaki aşklar gerçek? Mutlu gülüşler sonsuz, Birliktelikler, sorunsuz? ... Niye çok isteriz hep? O da beni - benim kadar, Ve hatta benden de çok... Daha da çok sevsin diye? ... Nedir karşılıksız aşkları; Bu kadar değerli ve unutulmaz, Kavuşulan aşkları ise sıradan yapan? Nedir aşkı, maşuktan bile kopartan? ... Niye bekleriz hep, tutkuyla sevip de, Karşılık bulamadığımız aşklar; Önümüzde serpilip büyüsün diye, Bilerek ve beyhude bir çırpınış ile? ... Neden çok sevilen anlamaz, Sevildiğini ve değer verildiğini? Bu güzel masalın her harfinin Bizzat kendisi için; yazılıp, çizildiğini?  ... Neden küçümsenir ki sevenin sevgisi? Niye görülmez bülbüle yâr olan gül bahçesi? Niçin hep bir inat, hep bir tafra yüceltir, Ve daha değerli kılar, yarım bırakılan sevgiyi? ... Karşılık almadan sevebilmek, Ne kadar da ilahi ve yücedir, halbuki... Kim, neden heba eder ki aşığının sevgisini? Ve rehberi yapar boş yere kendi ümitsizliğini? ... Sen de biliy...

Bir Pazar Kahvaltısı

Bir Pazar Kahvaltısı  Pazar Yazıları No: 027 Bugün güzel pırıl pırıl ama kasvetli bir Pazar sabahı Ankara'da. Hava açacak birazdan biliyorum. Yeni başlayacak olan yoğun bir haftanın habercisi bugün.  Tatilin son günü. Sabahın erken saatlerinde üniversite sınavına hazırlık koşturmacasına başlayan oğlumu dershanesine bıraktım ve bir U dönüşü ile hemen eve geri döndüm.  Balkonumdan kızıllı morlu yapraklı rengarenk ağaçların kümelendiği yemyeşil koruluğa şöyle bir baktım. Önümde uzanan suni uydukentin yüksek binalarının arasında, karşımdaki tepede göğe yükselen mimari harikası şadırvanlı ve dört minareli cami külliyesine selam verdim uzaktan...  Sonra bir gün önceki sağanak yağmur sonrası gelen tertemiz havayı ciğerlerime çektim. Balkondaki raflarda rengarenk saksılara dizilmiş bitap düşmüş çiçeklerime baktım. Yeniden canlanmaya ihtiyaçları vardı. "Benim gibiler..." diye geçirdim içimden. Kaderdaşlarım benim... Soğuk ve karlı bir Ankara Mart'ında bilmem kaçın...