Ana içeriğe atla

Beş Kişinin Ortalaması Olmak

Beş Kişinin Ortalaması Olmak 
Kitaplarında mutluluk, motivasyon, bireysel disiplin, hayat felsefesi, başarı gibi kavramları irdeleyen Amerikalı (kişisel gelişim uzmanı) bir yazar olan Jim Rohn'a atfedilen - muhtemelen şu aralar sizin de sosyal medyada sıkça karşılaştığı bir sözü var. Bu söz üzerine çok düşündüm son zamanlarda. Aslında bu ortalamanın nasıl oluştuğu ve ortalamaya dahil edilen insanların nasıl seçildiği ve ifadede geçen sayının neye göre tespit edildiğine dair bir takım çekincelerim ve soru işaretlerim var, ancak buna rağmen konuyu irdelemeye çalışmakta fayda var bir kaç kategorik boyut üzerinden. İfade şu:

“İnsan, en çok vakit geçirdiği beş kişinin ortalamasıdır.”

İlk bakışta çok muhteşem bir tespit gibi duruyor. Gavurca tabirle; bir tür "vow effect" oluyor. Vay anasına diyorsunuz. Ben bunu düşündüydüm. Ya da keşke ben söyleseydim böyle havalı tespitleri. Arkadaş ortamı dost meclislerinde prim yapar bu laf. Ne bilgiymiş ama diyorsunuz. Ben bunu satarım. Hem havam olur, hem felsefi görünürüm hem de düşünür izlenimi veririm karşı tarafa. Eskiden "Blöfçünün Rehberi" diye kitapçıklar vardı. Sizi ortamda cool gösterecek bilgiler diye sunulan aslında Guinness Rekorlar Kitabındaki bilgilere benzer alıntılar ile dolu ansiklopedik detaylar. Şimdi üç beş özlü söz paylaşan herkes birer guru ve yaşam koçu olmuş başkasının çakrasını açıyor - 'muladhara' (=kaba Türkçe çevirisi 'kıçımın kenarı' demek) uzmanı olmuş camia 😉...

Elbette Jim Rohn'un bu sonuca ve sayıya hangi bilimsel kriterleri kullanarak vardığından emin değilim. Bu ortalamayı hesaplamak zaten mümkün değil. Ortada somut ve sayısal bir karakter değeri zaten yok. Ancak Türkçe'de "bana arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim" deyimi bunun bir farklı versiyonu. 

İngilizce de "birds of a feather flock together" deyimi var, benzer bir anlama yakın, ama yine de aynı durumdan tam olarak bahsetmeyen. Benzer insanların birbirini bulması gibi... Bir nebze de olsa; "tencere yuvarlanmış kapağını bulmuş", bağlamı da var burada. Ancak bu bilerek seçtiğiniz entelektüel bir ortam ya da ortalama da değil öte yandan... Bunlar benzer ilgi alanları olanların birbirini bulması ve dost olmasıyla alakalı sözler veya deyimler daha çok...

Bu başlığı görünce eminim siz de düşündüğünüz; "hayatımda en sık görüştüğüm ve birlikte en çok vakit geçirdiğim o beş kişi kimlet diye?" Şayet aile fertlerini listeye koyarsak; anne baba eş çoluk çocuk girecek ilk beşin en az iki veya üçüne... O durum sizi biraz farklı bir ortalamaya taşıyacak ister istemez. Zannederim sizi siz yapan beş kişinin ortalaması bu olmuyor... Ailenizdeki (anne baba evlat ve kardeş) bireyler sizin hayatınıza - sizin dahliniz olmadan - bahşedilen insanlar.  Bence doğru ortalama tutturmak için buradan bir kişiyi listeye koymak daha sağlıklı sonuç verebilir. Tüm hayatınız aileniz ise; çok yapacak bir şey de yok. Eşiniz, partneriniz ve sevgilinizi de bu kategoriye koyabilirsiniz. Galiba listedeki iki sabit kişiyi bulduk...

İşyerine veya okula yönelecek olursak; benzer işler yaptığımız meslektaşlarımız, veya sınıf - okul arkadaşlarımız ve ofisteki kişiler girecek listeye, hem de kalabalık bir güruh halinde, zira günümüzün en az 7-8 saati aynı ortamda geçiyor mecburen modern toplumunun çağdaş köleleri olduğumuza göre; diğer köleler ile olan zorunlu bağımız önemli bir zamanımızı çalıyor.  Emekli olanlar için durum ister istemez birlikte takıldıkları diğer emekli ekip olabilir. Okey, pişti ve kahvehane arkadaşları...Buradan da en az bir veya iki kişiyi alabiliriz listeye. Etti dört. 

Önemli olan beşinci kişi kim olacak sorusu? Bu kişi - evliler ve birlikte ömür geçirmeye söz vermiş kişiler için - en büyük zaman paydaşınız karınız / kocanız veya hayat arkadaşı yoldaşınız mıdır? Oturup uzun uzun sohbet edebildiğiniz eş bu hayatta karşılaşacağınız en büyük şans zannederim. Ya aşıklar için sevgili mi en büyük zamansal alanı kaplayanlar? Yoksa birlikte sohbet etmekten keyif aldığınız ama o kadar da sıklıkla görüşmediğiniz eski dostlarınız mı olmalı bu listede? Ama onlar sıklık kriterini karşılamıyor. Sadece arkadaş onlar... Ya da entelektüel ortalamayı yükseltecek birilerini mi sokmak önemli listeye; aslında yine bu kategoriler arasında yer almayan? 

Bence burada aslolan kriter birlikte vakit geçirmeyi seçtiğiniz kişilerde düğümleniyor. Kontrol alanınız dışında birlikte yaşamak durumunda kaldığınız kişiler - anne, baba, kardeş, evlat, akraba ve de zorunlu olarak aynı iş ortamını paylaştığınız meslektaş ve iş arkadaşı - hariç tutulduğunda "birlikte vakit geçirmeyi en çok sevdiğiniz insanlar" olmalı sizi siz yapanlar... O yedi kişi - üç kişi belki de sadece iki kişi sizin ortalamanızı belirleyecek aslında... Bir arada olmaktan hiç haz etmediğiniz halde tüm mesainizi beraber harcadığınız kişiler sizin ortalamanız içinde olmamalı...

O sebeple, Jim Rohn'un iddiasını tam olarak doğru bulmuyorum. Zaten internette her yazılı olana inanmakta sıkıntılı... Resimde gördüğünüz ünlü Türk büyüğü William Shakespeare'in geçen yıl bir fake sosyal medya hesabında ya da ne bileyim benzer bir yerlerde bir şekilde dediği gibi; "İnternette her okuduğunuza inanmayın!" Doğru değil mi? 





Bu blogdaki popüler yayınlar

"Aile" Kavramı Üzerine

"Aile" Kavramı Üzerine Yıllar yıllar önce Bilkent Üniversitesi Edebiyat Fakültesine bağlı olarak, (Faculty of Humanities and Letters), bölüm öğrencilerine "Eleştirel Okuma ve Etkili Sunum" dersleri vermekteydim.  Öğrencilere bir konuyu inceler ve irdelerken, "Socratic Questioning" (ard arda sorular sorarak konunun farklı yönlerini derinleşme denebilir bu kavrama...) denen yöntem ile onları verilen konuyu algılamaya ve farklı cihetlerden ve perspektiflerden konunun "olası farklı yönlerine" bakmaya ve "farklılıkların farkında olmalarını kavratmaya" çalışıyorduk kendi çapımızda.  Bu ders daha sonraki akademik, mesleki ve yöneticilik hayatımda çok ama çok işime yaradı. Yazı yazarken de faydasını gördüm. Özetle öğrendiğim şey basitçe şu oldu: "Her konunun farklı yüzleri ve boyutları olabilir; tek bir cihetten konuya bakmak sığlıktır; zira hayat böyle akmaz, empati de yapmak gerekir..." Ülkenin durumunun farkındasınız. C...

Masal

Masal ... Neden olsun isteriz, Masallardaki aşklar gerçek? Mutlu gülüşler sonsuz, Birliktelikler, sorunsuz? ... Niye çok isteriz hep? O da beni - benim kadar, Ve hatta benden de çok... Daha da çok sevsin diye? ... Nedir karşılıksız aşkları; Bu kadar değerli ve unutulmaz, Kavuşulan aşkları ise sıradan yapan? Nedir aşkı, maşuktan bile kopartan? ... Niye bekleriz hep, tutkuyla sevip de, Karşılık bulamadığımız aşklar; Önümüzde serpilip büyüsün diye, Bilerek ve beyhude bir çırpınış ile? ... Neden çok sevilen anlamaz, Sevildiğini ve değer verildiğini? Bu güzel masalın her harfinin Bizzat kendisi için; yazılıp, çizildiğini?  ... Neden küçümsenir ki sevenin sevgisi? Niye görülmez bülbüle yâr olan gül bahçesi? Niçin hep bir inat, hep bir tafra yüceltir, Ve daha değerli kılar, yarım bırakılan sevgiyi? ... Karşılık almadan sevebilmek, Ne kadar da ilahi ve yücedir, halbuki... Kim, neden heba eder ki aşığının sevgisini? Ve rehberi yapar boş yere kendi ümitsizliğini? ... Sen de biliy...

Bir Pazar Kahvaltısı

Bir Pazar Kahvaltısı  Pazar Yazıları No: 027 Bugün güzel pırıl pırıl ama kasvetli bir Pazar sabahı Ankara'da. Hava açacak birazdan biliyorum. Yeni başlayacak olan yoğun bir haftanın habercisi bugün.  Tatilin son günü. Sabahın erken saatlerinde üniversite sınavına hazırlık koşturmacasına başlayan oğlumu dershanesine bıraktım ve bir U dönüşü ile hemen eve geri döndüm.  Balkonumdan kızıllı morlu yapraklı rengarenk ağaçların kümelendiği yemyeşil koruluğa şöyle bir baktım. Önümde uzanan suni uydukentin yüksek binalarının arasında, karşımdaki tepede göğe yükselen mimari harikası şadırvanlı ve dört minareli cami külliyesine selam verdim uzaktan...  Sonra bir gün önceki sağanak yağmur sonrası gelen tertemiz havayı ciğerlerime çektim. Balkondaki raflarda rengarenk saksılara dizilmiş bitap düşmüş çiçeklerime baktım. Yeniden canlanmaya ihtiyaçları vardı. "Benim gibiler..." diye geçirdim içimden. Kaderdaşlarım benim... Soğuk ve karlı bir Ankara Mart'ında bilmem kaçın...