Ana içeriğe atla

Avatarcı Geldi Hanım

Avatarcı Geldi, Hanım!
Merak etmeyin James Cameron'un yönetmenliğini yaptığı serileşen ve ikincisi gösterimde olan (yoksa dijital olarak yaratılan mı desek?) sinema filminden bahsetmeyeceğim. Ya da Emy ödüllü üç - dört sezonluk ve 61 bölümlük eski çocuk çizgi film serisinden de bahsetmeyeceğim. Ya da onun filme aktarılan The Last Airbender - Son Havabükücü filmi de konumuz değil bu yazıda. Bunların hiç biri değil konumuz. Biraz daha derin - sosyal medya versiyonuna değinmek istiyorum aslında burada - işin yapay zeka ile üretilen bireysel selfie versiyonu ile ilgili kısmı ilgimi çekiyor şu aralar yaşanan zincir etki sonucu (İngilizce de "bandwagon effect" dedikleri viral olma etkisi...)    

"Avatar" sözcüğü yeni bir kelime değil aslında.  Hint felsefesine dayanan bir geçmişi var. Köken olarak araştırınca; Sanskritçede ava; aşağı ve tar: iniş anlamına gelen sözcüklerin birleşiminden oluşturulmuş olup bilgi anlamına gelen Veda'nın gökyüzünden yeryüzüne; havadan, ateşten, sudan veya topraktan olana inmesi ve ona dahil olması anlamındadır. Bizim 'cemre" dediğimiz şeyin Hint versiyonu sanki ilk anlamı. Çizgi dizide aşama aşama tüm bu bükme - dört elemente hâkim olma çabası anlatılıyordu - bir tür mesih - kurtarıcı - kayıp son mesih - apokaliptik kurtarıcı kisvesindeki ana kahramanı fenomeninin bir tür içsel yolculuğu idi aslında anlatılan...

Yeni digital dünyada avatar biraz daha farklı olarak ifade ediliyor- özellikle de yeni bir sosyal içerikli web forumlarında ve sitelerinde profil resmi oluştururken karşımıza çıkan şeylere avatar deniliyor.  Kelime şöyle anlatılmış: ’Avatar', sanal dünyada sizin profilinizi temsil eden ve sizi diğer kullanıcılardan ayırt edilebilir kılmaya yardımcı olan profil resimleridir. Avatar kullanımı ilk olarak web forumlarının yaygın hale gelmesiyle birlikte başlamıştır. 

Şu aralar bir son kullanıcı (end-user) olarak, yapay zeka sitesinde çok ciddi bir vakit geçirdim açıkçası; yapay zekanın nasıl çalıştığını anlamaya çalışıyorum bir taraftan ve pek çok şeyin artık çok değişeceğini de sadece hissetmekle kalmadım - bizzat gözlemlemeye de başladım - ve bu çok acı maalesef. Aranızda "deepfake" kavramını duymuş olanlarınız vardır muhakkak. Konuya uzak olanlar için kısa bir açıklama vermiş olayım: Teknolojinin gelişmesiyle birlikte gerçeklik algısını derinden etkileyen deepfake, herhangi bir kişiyi aslında bulunmadığı video ya da fotoğraflara eklemeye denir. Yani hiç yapmadığınız bir konuşmayı - açıklamayı - sanki siz söylemişsiniz gibi video ile 3D yaptırmak. 

Şu aralar - kadın veya erkek - pek çok kişinin; bir kaç yapay zeka tabanlı çizim programı vasıtasıyla kendilerini - farklı saç rengi ve stili, yüz mimikleri, tarihi dönem, farklı kıyafetler tasarlayarak çok derin çözünürlük kalitesi desteği ile resimlerini paylaştıklarını görüyorum. Oldukça gerçekçi birer Rembrandt ya da Caravaggio tablosunu andıran çizimler görüyorum. Bu alandaki yeni terim hyperrealism ve bu arada ressam Leng Jun'a bakmanızı tavsiye ederim! (Bir zamanlar Bilkent Üniversitesinde çalışırken Sanat Fakültesi için ortak yazarlı "English for Arts" Ders kitabı hazırlayan bir İngilizce hocası olarak yazıyorum bu arada...)

Dawn AI, Lensa, Remini, Voi gibi programlar ya da benzerleri çok var piyasada. Büyük bir kısmı da ücretli ve kısmen deneyeceğiniz Dall-e 2 gibi veya farklı deepfake programları gibi alternatif aplikasyonlar var. Sonuçta ücretli veya ücretsiz - ürünün bizzat kendisi biziz burada ve neden bunu seviyoruz sorusunu soruyorum kendime? Game of Thrones'un asi ve güçlü kızı Arya Stark'ın bir tapınakta mücadele ettiği bir yüz-süz adam karakteri vardı - oradaki felsefe çok derindi aslında. Sürekli yüz çalarak sonsuzluğu yakalama çabası ve bir tür genç kalma ve ölümsüzlük sendromu. Ruh çalmaya çalışmak gizli ve derinden... Ya da başka yüzlere bürünme ve kendini başka çağ, dönem, ve stiller ile iade etme çabası gerçeğe çok yakın olarak üstelik... 

İncelediğim bir aplikasyon yüzdeki porları/gözenekleri bile vermeye çalışmış yakın plandan bakınca. Üstelik üç boyutlu ve yağlı boya tablo gibi çizilmiş resimler sunduğu için program çok tutulmuş durumda. Ben bunu neden sevdiğiniz kısmıyla ilgileniyorum. Kendimizi neden olduğumuzun dışında farklı hayal ediyoruz sorusu benim için asıl kafa kurcalayıcı kısım. Kimi kullanıcılar o sanal olarak üretilmiş kendilerine benzeyen ama aslında benzemeyen tablomsu resimleri kendi profil resmi yapmış gördüğüm kadarıyla. Zaten filtreler - tonlamalar - yüz burun kaş göz düzelten Photoshop benzeri filtre programları ile zaten olmayan sanal makyaj ile distort edilmiş yüzler ile uzun süredir karşı karşıyayız... Makyaj hilelerinin de ötesinde bir level başlangıcının eşiğinde bekliyoruz... 

Zannımca bu konu bugün karşılaştığım bir paylaşımın insani izdüşümü galiba: söyle diyordu beni çok yaralayan o anonim alıntıdaki yazı: "Yaşadığı yeri terketme arzusundaki insan mutsuz insandır". Ya bu tür yapay zeka selfie çizim programların kendilerine çizdiği sanal yüzleri kendi yüzleri olarak birer avatar veya birer yeni yüzleri olarak kullananlar çok derinlerde ve altlarda nasıl bir bireysel mutsuzluk yaşıyor acaba? Aslında öze kadar - ruha kadar inip samimiyetle irdelenmesi gereken yeni psikolojik tahlillere gebe bir 21. yüzyıl bizi bekliyor... VR destekli 3D hologram çağı henüz tam olarak başlamamışken üstelik de. Hadi bakalım hayırlısı 🤔. 

Bu blogdaki popüler yayınlar

"Aile" Kavramı Üzerine

"Aile" Kavramı Üzerine Yıllar yıllar önce Bilkent Üniversitesi Edebiyat Fakültesine bağlı olarak, (Faculty of Humanities and Letters), bölüm öğrencilerine "Eleştirel Okuma ve Etkili Sunum" dersleri vermekteydim.  Öğrencilere bir konuyu inceler ve irdelerken, "Socratic Questioning" (ard arda sorular sorarak konunun farklı yönlerini derinleşme denebilir bu kavrama...) denen yöntem ile onları verilen konuyu algılamaya ve farklı cihetlerden ve perspektiflerden konunun "olası farklı yönlerine" bakmaya ve "farklılıkların farkında olmalarını kavratmaya" çalışıyorduk kendi çapımızda.  Bu ders daha sonraki akademik, mesleki ve yöneticilik hayatımda çok ama çok işime yaradı. Yazı yazarken de faydasını gördüm. Özetle öğrendiğim şey basitçe şu oldu: "Her konunun farklı yüzleri ve boyutları olabilir; tek bir cihetten konuya bakmak sığlıktır; zira hayat böyle akmaz, empati de yapmak gerekir..." Ülkenin durumunun farkındasınız. C...

Masal

Masal ... Neden olsun isteriz, Masallardaki aşklar gerçek? Mutlu gülüşler sonsuz, Birliktelikler, sorunsuz? ... Niye çok isteriz hep? O da beni - benim kadar, Ve hatta benden de çok... Daha da çok sevsin diye? ... Nedir karşılıksız aşkları; Bu kadar değerli ve unutulmaz, Kavuşulan aşkları ise sıradan yapan? Nedir aşkı, maşuktan bile kopartan? ... Niye bekleriz hep, tutkuyla sevip de, Karşılık bulamadığımız aşklar; Önümüzde serpilip büyüsün diye, Bilerek ve beyhude bir çırpınış ile? ... Neden çok sevilen anlamaz, Sevildiğini ve değer verildiğini? Bu güzel masalın her harfinin Bizzat kendisi için; yazılıp, çizildiğini?  ... Neden küçümsenir ki sevenin sevgisi? Niye görülmez bülbüle yâr olan gül bahçesi? Niçin hep bir inat, hep bir tafra yüceltir, Ve daha değerli kılar, yarım bırakılan sevgiyi? ... Karşılık almadan sevebilmek, Ne kadar da ilahi ve yücedir, halbuki... Kim, neden heba eder ki aşığının sevgisini? Ve rehberi yapar boş yere kendi ümitsizliğini? ... Sen de biliy...

Bir Pazar Kahvaltısı

Bir Pazar Kahvaltısı  Pazar Yazıları No: 027 Bugün güzel pırıl pırıl ama kasvetli bir Pazar sabahı Ankara'da. Hava açacak birazdan biliyorum. Yeni başlayacak olan yoğun bir haftanın habercisi bugün.  Tatilin son günü. Sabahın erken saatlerinde üniversite sınavına hazırlık koşturmacasına başlayan oğlumu dershanesine bıraktım ve bir U dönüşü ile hemen eve geri döndüm.  Balkonumdan kızıllı morlu yapraklı rengarenk ağaçların kümelendiği yemyeşil koruluğa şöyle bir baktım. Önümde uzanan suni uydukentin yüksek binalarının arasında, karşımdaki tepede göğe yükselen mimari harikası şadırvanlı ve dört minareli cami külliyesine selam verdim uzaktan...  Sonra bir gün önceki sağanak yağmur sonrası gelen tertemiz havayı ciğerlerime çektim. Balkondaki raflarda rengarenk saksılara dizilmiş bitap düşmüş çiçeklerime baktım. Yeniden canlanmaya ihtiyaçları vardı. "Benim gibiler..." diye geçirdim içimden. Kaderdaşlarım benim... Soğuk ve karlı bir Ankara Mart'ında bilmem kaçın...