Ana içeriğe atla

İnkişaf ve İnşirah Yılı

İnkişaf ve İnşirah Yılı. Yeni Kararlar 
Batı'da özellikle Ingilizce konuşulan ülkelerde yeni yıl ile birlikte her yeni yıla özel (Krismıs hediyeleşmesi haricinde) kararlar manifestosu vardır. Yeni yıla giriş bir tür yeni kararlar alma arefesidir. "New Year's Resolution" denilen ve Ingilizce öğretmenleri - özellikle gelecek zamanı (will & shall) öğretirken ya da daha kesin ve planlanmış gelecek zaman (going to) konusunu anlatırken bir tür anlatım konusu olarak kullanılan: "Bu yıl kilo vereceğim. Yeni bir dil öğrenmeye başlayacağım. Gitar kursuna gideceğim gibi"... 

Zaman kavramı beni büyülüyor. Zaman değerlendirilmesi çok zor, harcanması çok kolay bir taraftan gündelik hayatımızda saniyesini ve yılını bir somut varlık olarak hissettiğimiz hem de soyut olarak göreli tükettiğimiz akışkan bir imgelem - muahayyile - sanki. Hayat ya da ömür dediğimiz şey ise zamansal olarak varlığını bilmediğimiz doğum öncesi ve ölüm sonrası iki sonsuzluk arasındaki bir kapı - belki de bir aralık sanki... İnsanoğlu denen akıllı varlık ise bu aralığı planlama ve değerlendirme adına saat, gün, hafta, ay ve yıl denilen daha küçük dilimlere ayırmış. Biz de bunları çılgınca tüketiyoruz - asla doymak bilmeyen muhteris 'canlılar' olarak...

2023'e ve yeni yaşıma doğru yaklaşırken ve arada (yolculuk yaparken özellikle) fırsat bulup hayat muhasebesi yapıp - kendimce tefekkür ederken bir takım kararlar almak istiyor içim. Bazılarını asla tutamayacağımı bile bile - bir tür öz-güdüleme (self-motivation) çabası ile... 

Öte taraftan, toplumsal ölçekte, siyasi konjektürden tamamen bağımsız olarak düşününce, yaşadığım topraklar kurduğu yeni siyasi yapılanmanın yüzüncü yaşını kutlayacak ve buna şahitlik edecek pek çoğumuz. Tüm canlılar gibi her insan yapımı soyut toplumsal kavramların (devlet, imparatorluk, cumhuriyet, siyasi parti, toplumsal hareket, vs vs) birer ömrü var - uzun ya da kısa... Ama beni cezbeden kısım, toplumsal döngü haricinde - benim kişisel zaman algımı yönetebilme kapasitesine sahip olma irade ve hürriyetim...  

Ben Arapça bilmiyorum. Hiç bir formal dini eğitim almadım. Ortaokul ve lisedeki Din ve Ahlak Bilgisi haricinde. Onların da Trafik dersinden farklı öğretildiğini de düşünmüyorum. Arapça harfleri de okuyamıyorum maalesef. Ama kelime zenginliği ve gücü açısından kelimelerin büyüsüne inanıyorum. Hangi dilden geldiğinin bir önemi yok, Hausaca da olabilir, Danca da... 

Kelimeler birer sihir bence... Bir kelimenin zihnimde oluşturduğu tahayyül ve yaratıcı zincir etki muazzam geliyor bana. Başlıkta yer alan iki yabancı kelimeyi de çok seviyorum. İnkişaf açılma demek. Bir tür kendini keşfetme. Kendini külünden yaratma tıpkı Zümrüdüanka mitinde olduğu gibi bir tür yenilenme misali. İnşirah ise gönül açıklığı, iç rahatlığı ve içinizin genişlemesi demek. 'Exposure' ve 'elation' denilmiş sırasıyla bu kelimelere İngilizce sözlükte. Asla aynı şeyler değil çevirileri ama bunlarda çok güzel kelimeler.  

Bu yılın kendi adıma hem inkişaf hem de inşirah getirmesini diliyorum. Bu isteğimi yerine getirmek için çaba sarf etmem ve irade göstermem gerektiğinin elbette farkındayım. En azından bu yaşta 🫣. İnkişaf için daha çok okumak, daha çok düşünmek ve kendime kariyer olarak seçtiğim bu yeni alanda daha çok kişisel gelişim yatırımı yapmak durumundayım. Para ödeyip aldığım eğitimleri ve biriken kitapları değerlendirmek durumdayım. İnşirah için ise daha çok olumlu düşünmek, daha huzurlu ve ferah hissetmem gerekiyor kendimi ve öz benliğimi. 

Kavgasız ve gürültüsüz bir bireysel içsel açılım ve iç huzur zamanı diliyorum kendime. 🙏 Amin. 

Bu blogdaki popüler yayınlar

"Aile" Kavramı Üzerine

"Aile" Kavramı Üzerine Yıllar yıllar önce Bilkent Üniversitesi Edebiyat Fakültesine bağlı olarak, (Faculty of Humanities and Letters), bölüm öğrencilerine "Eleştirel Okuma ve Etkili Sunum" dersleri vermekteydim.  Öğrencilere bir konuyu inceler ve irdelerken, "Socratic Questioning" (ard arda sorular sorarak konunun farklı yönlerini derinleşme denebilir bu kavrama...) denen yöntem ile onları verilen konuyu algılamaya ve farklı cihetlerden ve perspektiflerden konunun "olası farklı yönlerine" bakmaya ve "farklılıkların farkında olmalarını kavratmaya" çalışıyorduk kendi çapımızda.  Bu ders daha sonraki akademik, mesleki ve yöneticilik hayatımda çok ama çok işime yaradı. Yazı yazarken de faydasını gördüm. Özetle öğrendiğim şey basitçe şu oldu: "Her konunun farklı yüzleri ve boyutları olabilir; tek bir cihetten konuya bakmak sığlıktır; zira hayat böyle akmaz, empati de yapmak gerekir..." Ülkenin durumunun farkındasınız. C...

Masal

Masal ... Neden olsun isteriz, Masallardaki aşklar gerçek? Mutlu gülüşler sonsuz, Birliktelikler, sorunsuz? ... Niye çok isteriz hep? O da beni - benim kadar, Ve hatta benden de çok... Daha da çok sevsin diye? ... Nedir karşılıksız aşkları; Bu kadar değerli ve unutulmaz, Kavuşulan aşkları ise sıradan yapan? Nedir aşkı, maşuktan bile kopartan? ... Niye bekleriz hep, tutkuyla sevip de, Karşılık bulamadığımız aşklar; Önümüzde serpilip büyüsün diye, Bilerek ve beyhude bir çırpınış ile? ... Neden çok sevilen anlamaz, Sevildiğini ve değer verildiğini? Bu güzel masalın her harfinin Bizzat kendisi için; yazılıp, çizildiğini?  ... Neden küçümsenir ki sevenin sevgisi? Niye görülmez bülbüle yâr olan gül bahçesi? Niçin hep bir inat, hep bir tafra yüceltir, Ve daha değerli kılar, yarım bırakılan sevgiyi? ... Karşılık almadan sevebilmek, Ne kadar da ilahi ve yücedir, halbuki... Kim, neden heba eder ki aşığının sevgisini? Ve rehberi yapar boş yere kendi ümitsizliğini? ... Sen de biliy...

Bir Pazar Kahvaltısı

Bir Pazar Kahvaltısı  Pazar Yazıları No: 027 Bugün güzel pırıl pırıl ama kasvetli bir Pazar sabahı Ankara'da. Hava açacak birazdan biliyorum. Yeni başlayacak olan yoğun bir haftanın habercisi bugün.  Tatilin son günü. Sabahın erken saatlerinde üniversite sınavına hazırlık koşturmacasına başlayan oğlumu dershanesine bıraktım ve bir U dönüşü ile hemen eve geri döndüm.  Balkonumdan kızıllı morlu yapraklı rengarenk ağaçların kümelendiği yemyeşil koruluğa şöyle bir baktım. Önümde uzanan suni uydukentin yüksek binalarının arasında, karşımdaki tepede göğe yükselen mimari harikası şadırvanlı ve dört minareli cami külliyesine selam verdim uzaktan...  Sonra bir gün önceki sağanak yağmur sonrası gelen tertemiz havayı ciğerlerime çektim. Balkondaki raflarda rengarenk saksılara dizilmiş bitap düşmüş çiçeklerime baktım. Yeniden canlanmaya ihtiyaçları vardı. "Benim gibiler..." diye geçirdim içimden. Kaderdaşlarım benim... Soğuk ve karlı bir Ankara Mart'ında bilmem kaçın...