Ana içeriğe atla

Big Mac Endeksi

Big Mac Endeksi 
Neden Fakirleşiyoruz? sorusunun en önemli cevaplarından birisi zannederim enflasyon. Şu aralar hepimiz ciddi olarak bu canavarın alev püsküren nefesini hayatımızın her alanında hissediyoruz... Yiyecek, ulaşım, kira, vs... Çok da yakıcı bir biçimde üstelik. Çok eski - mevta bir siyasinin tabirle ifade edecek olursak; "mutfakta yangın var", tıpkı cebimizde eriyen paranın değerinde içinde yaşadığımız realitede olduğu gibi; hızla eriyor alım gücümüz (bkz. purchasing power)...

Yaklaşık altı yıl belki de yedi yıl önce keşfettiğim ve sonrasında da bir ritüel gibi yemeye alıştığım keyifli bir menü vardı Kızılay'a yolum düştüğünde. Basit ve acil bir şeyler atıştırıp yemeğe kadar olan vakti geçirmek istediğimde - ayda bir kaç kez - tekrar ettiğim bir kaçamaktı bu. Masumane. Dürüm çiğ köfte (etsiz) ve ayrandan oluşan - tabiki simit ayran ikilisinin rakibi - olabilecek en sade (ve en ucuz) menü. Doymak için değil sadece keyif için aldığım aperatif bir tat da diyebiliriz bu ucuz ikiliye. Bu ikili çok bilindik her yerde gözünüze çarpan çiğ köfte zincirlerinin yavan ve uyduruk çiğ köfte tadı gibi de değil asla... Bağımlılık yapacak kadar iyi ve sürekli müdavimleri olan bir çiğ köfteci... Uzun bir süre ara vermiştim yolum oralara düşmediği için ...

Altı yıl önce bu çok sevdiğim lezzetli dürüm/ayran ikilisinin fiyatı 6.50 TL idi... Yazıyla altı lira elli kuruş yani. Dün yine aklıma esip girdim aynı çiğ köfteciye... Fiyat sormadım hiç girerken - zaten menü falan da yok dükkanda. Çünkü satılan tek ürün bu. Alabileceğiniz başka yan veya ikinci bir ürün de yok dükkanda zaten. Tek ürün; çiğ köfte dürüm normal veya fantazi ürün olarak çiğ köfteyi tabakta yiyebilirsiniz - o kadar ... Eskiden şubeleri de yoktu zaten...  

Dürümü ve ayranı - yeni neslin argo tabiri ile "gömdükten" sonra, kasaya gittim. "Borcunuz 38 TL abi", dedi, yıllardır kasada duran aynı çalışan. Anlık afallama ve şaşkınlığımı fark edince de, kısa bir maliyetler aldı başını gitti muhabbeti geçti aramızda - sanki bu durumun müsebbibi oymuş da ben onu suçluyormuşum gibi kendince durumu anlatmaya çabalarken... Dediklerini dinlemedim bile... Önemi de yoktu zaten. Sadece ellerim ceplerimde; soğumaya yüz tutan havada, biraz ısındığını hissettim bedenimin - dedim kendi kendime; "acıyı daha az koy deseydim, keşke!"

Enflasyon hesaplamalarında kullanılan TÜİK'e alternatif olarak kabul edebileceğiniz "Big Mac Endeksi" diye küresel bir kavram var. Ekonomik analizlerde kullanılan orijinal İngilizce tabir aslında"Big Mac Index" diye geçiyor. Wikipedia şöyle çevirmiş Türkçesini:

Big Mac endeksi, farklı para birimlerinin satın alma gücünü farklı ülkelerdeki bir Big Mac'in fiyatlarıyla karşılaştıran bir göstergedir. 1986 yılında haftalık İngiliz dergisi The Economist tarafından satın alma gücü paritelerine dayalı anlaşılması kolay bir para birimi karşılaştırılmasını sağlamak ile bireysel para birimlerinin aşırı ve düşük değerini göstermek için icat edilmiştir. 

Bu endeks bazen emtia fiyatları ile paralel gidebilir - gitmeye-debilir. Ülkelere göre çok değişkenlik gösteriyor ve artık çok önemli bilimsel bir veri olarak gerçek - reel bir alım gücü göstergesi addediliyor dünyada...

Bu arada - bazı takipçiler ve arkadaşlarım bu tür garip bilgileri neden bildiğimi soruyor. Bir İngilizce öğretmenin böyle şeyleri bilmesi çok garip demişti ders esnasında ünlü bir köşe yazarı olan eski bir öğrencim... Mecburen aslında. Öğrencilerimden öğreniyorum çoğu şeyi. Farklı meslek erbabına ileri düzeyde (TOEFL, IELTS vb) ingilizce dersler verince... 

Uzun yıllar Maliye Bakanlığı'nda ders verdim bakan danışmanlarına. Onlarla (mecburen İngilizce) sohbet ederken duyduğum kavramlar çoğu. Hatta şu anda çok çok önemli bir üst düzey görevde olan teknokrat eski bir öğrencim benzer bir endeksi Hosta Döner et menü ile karşılaştırmak istemişti Türkiye'deki gerçek enflasyonunu hesaplamak için ABD masterı dönüşünde Türkiye'deki enflasyonu görüp şok olunca... 

Burada yanıltıcı olan Türkiye'deki et fiyatlarındaki volatilite olabilir. O konu ayrı. 2016'da Big Mac fiyatı 3.41 dolar imiş: Bugün ABD de Big Mac fiyatı 5.15$. Dolar ise 2.9-3.56 TL arasında gezinmiş o yıl. Yani Big Mac 11 - 12 TL arasında satılmış. Bugün tek Big Mac 47 TL imiş. Hiç yediğim bir ürün değil açıkçası... Yani %390 enflasyon olmuş altı yılda... Bu endekse göre tabi. Ama ABD fiyatları ile karşılaştırınca Türkiye'deki satışının şu anda bu enflasyon oranı ile yaklaşık 96TL olması gerekiyor. Bu aradaki tam yüzde yüzlük fark gerçekte bizim TL kaybını ne kadar sert yaşadığımızı gösteriyor aslında. Zira bugün dolar 18.64 civarı. 

Bizim Türk usulü etsiz çiğ köfte fiyatına geri dönecek olursak: altı yılda %580 zam görmüş aynı ürün... Yani yine arada standart enflasyon haricinde ekstra yüzde 200lük gizli bir erime var alım gücümüzde son altı yıl içinde... Soru elbette bu fark kimin cebine akmış gitmiş sorunsalı. Hepimizin bildiği gibi bunun sebebi elbette dış mihraklar. 'Neoklasik ekonomi düşüncesinden epistemolojik bir kopuşu temsil eden heterodoks yaklaşım' yüzünden olma ihtimalini de göz önüne almayı unutmadım elbette. Ama bu ihtimal çok açık ve net bir açıklamaya dayandığı için bizim daha karmaşık bir cevap bulmamız gerekecek bu soruna. Enflasyon netice, faiz sebep de olabilir. Ama benim zaten olmayan ekonomi bilgim burada tamamen dumura uğruyor. Enflasyonu da benden öğrenecek değilsiniz neticede...

Dünyanın en iyi niyetli ve temiz kalpli insanlarından birisi olabilecek 83 yaşındaki babamın bir market dönüşü ifadesi ile alıntı yapayım: "Her şeyin fiyatı ne kadar çok artmış? Bu yaşıma kadar hiç bu kadar artış görmemiştim... Sonumuz hayır olsun..." , demişti. Gerçekten sonumuz hayır olsun...









 

Bu blogdaki popüler yayınlar

"Aile" Kavramı Üzerine

"Aile" Kavramı Üzerine Yıllar yıllar önce Bilkent Üniversitesi Edebiyat Fakültesine bağlı olarak, (Faculty of Humanities and Letters), bölüm öğrencilerine "Eleştirel Okuma ve Etkili Sunum" dersleri vermekteydim.  Öğrencilere bir konuyu inceler ve irdelerken, "Socratic Questioning" (ard arda sorular sorarak konunun farklı yönlerini derinleşme denebilir bu kavrama...) denen yöntem ile onları verilen konuyu algılamaya ve farklı cihetlerden ve perspektiflerden konunun "olası farklı yönlerine" bakmaya ve "farklılıkların farkında olmalarını kavratmaya" çalışıyorduk kendi çapımızda.  Bu ders daha sonraki akademik, mesleki ve yöneticilik hayatımda çok ama çok işime yaradı. Yazı yazarken de faydasını gördüm. Özetle öğrendiğim şey basitçe şu oldu: "Her konunun farklı yüzleri ve boyutları olabilir; tek bir cihetten konuya bakmak sığlıktır; zira hayat böyle akmaz, empati de yapmak gerekir..." Ülkenin durumunun farkındasınız. C...

Masal

Masal ... Neden olsun isteriz, Masallardaki aşklar gerçek? Mutlu gülüşler sonsuz, Birliktelikler, sorunsuz? ... Niye çok isteriz hep? O da beni - benim kadar, Ve hatta benden de çok... Daha da çok sevsin diye? ... Nedir karşılıksız aşkları; Bu kadar değerli ve unutulmaz, Kavuşulan aşkları ise sıradan yapan? Nedir aşkı, maşuktan bile kopartan? ... Niye bekleriz hep, tutkuyla sevip de, Karşılık bulamadığımız aşklar; Önümüzde serpilip büyüsün diye, Bilerek ve beyhude bir çırpınış ile? ... Neden çok sevilen anlamaz, Sevildiğini ve değer verildiğini? Bu güzel masalın her harfinin Bizzat kendisi için; yazılıp, çizildiğini?  ... Neden küçümsenir ki sevenin sevgisi? Niye görülmez bülbüle yâr olan gül bahçesi? Niçin hep bir inat, hep bir tafra yüceltir, Ve daha değerli kılar, yarım bırakılan sevgiyi? ... Karşılık almadan sevebilmek, Ne kadar da ilahi ve yücedir, halbuki... Kim, neden heba eder ki aşığının sevgisini? Ve rehberi yapar boş yere kendi ümitsizliğini? ... Sen de biliy...

Bir Pazar Kahvaltısı

Bir Pazar Kahvaltısı  Pazar Yazıları No: 027 Bugün güzel pırıl pırıl ama kasvetli bir Pazar sabahı Ankara'da. Hava açacak birazdan biliyorum. Yeni başlayacak olan yoğun bir haftanın habercisi bugün.  Tatilin son günü. Sabahın erken saatlerinde üniversite sınavına hazırlık koşturmacasına başlayan oğlumu dershanesine bıraktım ve bir U dönüşü ile hemen eve geri döndüm.  Balkonumdan kızıllı morlu yapraklı rengarenk ağaçların kümelendiği yemyeşil koruluğa şöyle bir baktım. Önümde uzanan suni uydukentin yüksek binalarının arasında, karşımdaki tepede göğe yükselen mimari harikası şadırvanlı ve dört minareli cami külliyesine selam verdim uzaktan...  Sonra bir gün önceki sağanak yağmur sonrası gelen tertemiz havayı ciğerlerime çektim. Balkondaki raflarda rengarenk saksılara dizilmiş bitap düşmüş çiçeklerime baktım. Yeniden canlanmaya ihtiyaçları vardı. "Benim gibiler..." diye geçirdim içimden. Kaderdaşlarım benim... Soğuk ve karlı bir Ankara Mart'ında bilmem kaçın...