Ana içeriğe atla

Kayıtlar

2025 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Vuslat

Vuslat  Koca bir okyanusum ben; Gövdem engin denizlerden. Kanatlarım yayılır yeryüzüne  Gökyüzünde masmavi gölgem. Nehirler, ırmak ve dereler  Hepsi de kavuşmak ister; Bu bir vuslat ve yok olmadır  Tek bir bedende birleşen. Dağlardan ve vadilerden, Nice köy ve kentlerden Pek çok dere ve göllerden Birleşir damlalar ve zerreler...   Sonra buhar olup yükselir   Bulutlarda hemhal olur ve Dönerler yeniden karlı dağlara;  O metruk ve ıssız yamaçlara... Ama orada: gizli bir yarda  Tatlı bir pınar bulunur. Cam gibi berrak suyu Usulca dökülür gözesinden. Karışmadan toprağa;  Taşlara ve ovalara, Akar ve yolunu bulur  Ulaşmak için ummana. Çiçek kokan tatlı suyu Karışır tuzlu okyanusa. Vuslat zamanıdır şimdi; Beklenen an bu, değil mi? Birleşir pınarın suyu; Ve okyanusun tuzu Yekvücut olup,  Yükselir sonsuzluğa...  Tüm zerreleri karışır Birbirine ve eriyip Tek bir ruh olur ve Yok olur tayy-ı zamânda... Binerler bulutların k...

Kasıma Veda Ederken

Kasıma Veda Ederken Pazar Yazıları No: 057 Bugün son baharın son ayı olan Kasım’ın son günü; üstelik de Pazar… 30 Kasım Pazar. Yılın son ayına Aralık ayına - benim de doğduğum aya - giriyoruz. Yani Gregoryan takvimi kullanan bu coğrafyadaki bizler bir yılı daha devirmekteyiz miladi takvim yapraklarından. İngilizlerin dediği gibi: "Time flies". Zaman hızla akmakta...  Sabah erkenden oğlumu dershaneye bıraktım. Ankara'nın bir ucundan diğerine gittim ve geldim. Arabanın üzerine sarı ve kahve tonlarda bir sürü yaprak dökülmüş. Güzel bir görüntü idi soğuk bir Ankara kışı için... Eve dönüp kahvaltı hazırladım kendime. Bir espresso yaptım sonra kendime sert ve az aromalı olanlardan. Masada uzun zamandır benim yapmamı bekleyen yaklaşık 900 parçalı Tehnic serisinden bir Lego var... Dışarıda serin ama güzel bir hava var. Çiçeklerimi dün sulamıştım. Mutluyum galiba. Yeni bir içsel dinginlik yaşıyorum kendi halimde: sükunet ve dinginlik ve huzur sanki birbiriyle karışmış ...

Öğretmenler Gününde Küçük Prens'e Dair

Küçük Prens'e Dair Pazar Yazıları No: 056 Küçük Prens, zannederim beni hayatımda en çok etkileyen üç dört öykü/romandan birisi. Bulduğum her fırsatta tekrar tekrar okuduğum ve her okuduğumda da yeniden kendimi, çocukluğumu ve hayata bakışımı sorgulatan eserlerden birisi. Boyutuna ve resimli bir çocuk kitabı gibi görünmesine rağmen Latince tabir ile tam bir magnum opus.  Bu kitabı zannederim ilk kez otuzlu yaşlarımın ortasında okudum. Tarancı'nın da tam dediği gibi Dante gibi ortasındayız ömrün dediği dönemde. Benim için hayata dair pek çok önemli kararı alma  arefesinde olduğum yaşlarda.  Bazı çok önemli kararlarımı ancak Küçük Prens'i bir kez daha okuduktan sonra almıştım. Bana o dönem bir öğretmen gibi yol göstermiş ve bir ışık tutmuştu. Fark ettiyseniz ismi bile yok küçük prensin? İşin ilginç tarafı da aslında İkinci Dünya Savaşında bir savaş pilotu olan ve savaşta uçağı vurulan ve cesedi hiç bulunamayan ve ölümü de tuhaf biçimde gerçekleşen Antoine de Sain...

Seçme Özgürlüğü

Seçme Özgürlüğü  Pazar Yazıları No: 055 Bu pazar sabahı uzun zamandır uykusuz ve yoğun geçen haftalara inat güzel bir uyku çekerek merhaba dedim... Güzel bir günaydınlaşmanın ardından gece yarısı saat bir gibi gelmiş bir mesaja takıldı gözüm. Eski bir öğrencimden (tahminimce 25 yıl önce lisans öğrencisi iken ders almışlardı benden) gelmiş bir cümle. Kendisi bir felsefeci akademisyen ve alanında oldukça çok yazısı ve kitabı olan bir profesör. Ontoloji alanında yazıları ve kitapları var.  Gönderdiği cümle bilme ve seçme ile ilgili idi. Mutluluk ile ilgili geçen haftaki yazıma atfen gönderilmiş bir cümle idi... Oldukça uzun bir karşılıklı ve doyurucu bir yazışma oldu - uykusuzlukdan muzdarip iki insomniyak okurun entelektüel sohbeti diyelim bu sürece. Teolojiden girip edebiyata; oradan ontolojik sorulardan bilgi felsefesinden dalıp; kuantumda seçme özgürlüğüne; ve bununla ilintili bilinç konusuna girip - maddenin canlı veya cansız olmasının taksonomik olarak mümkünsüz...

Mutluluk Üzerine

Mutluluk Üzerine  Pazar Yazıları No: 054 Bugün tersten gideyim. Ters kavram kullanarak anlatmak bazen konuyu netleştirebiliyor..  İnsanoğlu neden mutsuz sorusu uzun zamandır hele de doyumsuzluk ve tatminsizlik çeken ve hayattan gerçek beklentisini bilmeyenler için sürekli kendini gerçekleştirecek kısır döngüsel bir kehanet gibi karşımıza çıkıp duracak... Bu soruya üç başlık ile cevap bulmak mümkün sanki... Bir Felsefi ve Varoluşsal Deneme  İnsanoğlu tarihin hiçbir döneminde bugünkü kadar çok şeye sahip olmadı; ama belki de hiçbir dönemde bu kadar mutsuz da olmadı. Gökdelenler yükseliyor, ekranlar ışıldıyor, her şey elimizin altında… ama içimizde derin bir boşluk yankılanıyor. Neden? Bu soru hem bireysel hem toplumsal hem de varoluşsal bir arayışın merkezinde duruyor. 1. Bireysel Boşluk: Anlamın Yitimi Modern insanın en temel sıkıntısı, Viktor Frankl’ın deyimiyle, *“anlamsızlık boşluğu”*dur. Geçmiş çağlarda din, doğa ya da topluluk, insana yaşamı için bir yön d...

Kalbin Anahtarı

Kalbin Anahtarı  Kilitledim kalbimi Tek anahtarı elimde... Açıldım bir tekneyle  Dalgalı engin denizlere... İlerledim pupa yelken Köpüklü dalgalar peşimde;  Bir koy aradım önce  Yakamozlar eşliğinde  Durdum bir adanın Kuytuluk gölgesinde. Tan vaktiydi zaman: Hayat yeni güne gebe...   Ustarmaçada çırpıntı sesleri  Minik balıklar sabah gezmesinde... Çapayı bıraktım derine; sakince. Kaloma mesafesince gitti en dibe... Sustu zincir şakırtıları  Ellerim küpeştede  Kemereye dokundum Sıcacıktı anahtar elimde... Son kez baktım  Kalbimin kilidine Ve fırlattım anahtarını Alabildiğince ötelere... Süzüldü havada önce... Suda halkalar oluştu  Peş peşe ve sonra Kayboldu anahtar  Sonsuz mavilikte... Durdu zaman Duruldu mekan Hemhal oldu  Ezel ve ebed İşte o an... Süzülen bir martı kadar Özgürdü artık yüreğim  Yok bir bekleyenim; Ne de beklediğim.. Gönlüm dingin  Gönlüm müebbette  Huzur içindeyim Kalbim emin ell...

Ne Kadar Seviyorsun Beni?

Ne Kadar Seviyorsun Beni?  Oturuyorlardı kanepede... Kadının omzu dokundu önce  Sonra başını koydu göğsüne. Saçları uçuştu adamın yüzünde... Baktı adamın yüzüne  Sevgiyle ve şefkatle... Gülümseyerek sordu, Işıldayan gözleriyle: Beni ne kadar seviyorsun? Adam bir an duraksadı önce.  Derin bir nefes aldı sonra  Gözleri daldı derinlere. Ve başladı sözlerine: Zannederim tuz kadar,  Dedi önce kendinden gayet emin Ve üstelik de sakin bir biçimde: Tuz kadar dedi yine - tebessüm ile: Kadın baktı gözünün ucuyla  Nasıl yani - bu kadar mı dercesine? Yemeğe atılmamış ekmeğe katılmamış  Tuz taneleri kadar seviyorum ben seni... Bazen de kuytu bir korulukta  Akan dingin bir dere şırıltısı gibi Sakin, sessiz ama o ormana  Bir hayat bahşedercesine...  Kimi zaman da bir bulut kadar Seviyorum seni; bembeyaz pamuk gibi Yazın beni serinleten bir kurtarıcı  Mesih gibi; gölgeni üstüme serince... Bazen de hafif esen bir rüzgar gibi Seviyor...

İlişkilerde Çift Mavi Tıklı Karabatak Sendromu

İlişkilerde Çift Mavi Tıklı Karabatak Sendromu Yeni teknolojilerle birlikte ilişki biçimlerimiz, ilişki algımız ve ilişki modlarını tasnifleme biçimimiz de şekil değiştirmeye ve evrilmeye başladı.  Üniversitede çalışmamdan mütevellit, yeni Z neslinin jargonu sık sık kulağıma çalınıyor aralarda: "Beğendiğim çocuk beni aradı; görüldü atıp bir saat sonra döndüm..." (Süründürme Modu Activated 😉) Veya "Ghost moduna geçtim benim aktif olduğum zamanı görmesin diye..." (Dolap Çevirme veya Merak Ettirme Modu Aktive Edildi) Ya da; "Çift tık oldu, üç dakika boyunca bana bir emoji cevap bile yazmadı..." (Hesap Sorma Modu Geliyorrrr .... In Progresssss....) vs vs vs... Bizim neslin jargonu ile uygun olan arar, seven döner, en kötü kısa da olsa bilgi verir (Total 20 saniye)...  Bizden bir üst neslin lisan-ı haliyle terennüm ettiğimizde ise; ucu yanık asker mektubu için üç ay beklenir imiş... Daha üst bir nesil için ise üç bazen dört yıl sonra şark cephesind...

Neden Sen?

Neden Sen? Neden sen?  Diye sordu adam... Merak içinde; Kendi kendine  Nedir beni sende  Bu kadar çeken?  Beni - seninle eriten Ve varlığıyla keyif veren? Nedir acaba? Diye tekrar sordu kendine: Sende kaybolup gitmeme Sebep olan bunca neden? Gözlerim mi? Diye sordu kadın, Belki de tenim? Hoştur kokum benim... Saçlarımı da güzeldir; Ellerimi de beğenirim... Üstelik yakışır bana Giydiğim her kıyafetim... Belki de en çok Ten rengimdir sevdiğin? Bir tapınak gibidir  Benim bedenim... Ya da buldum galiba!  Öpmeye doyamadığın En mahrem yerlerim? Cevabın bu, zannederim? Çok üzgünüm güzelim,  Hepsi doğru; ama bilemedin!  F şıkkı aslında seni sevme nedenim... Yani hem hepsi; hem de hiç biri, derim... İnan; çok - ama çok - güzelsin... İçten tatlı gülüşün, dişlerin ve ellerin Hele kokun; bir de üstüne sarhoş edici tenin... Galiba benim cevabım bunlardan çok daha derin: Huzur aradım ben:   Sadece sükunet idi istediğim;  Belki de saki...

İlişkide Uyum

Pazar Yazıları No: 050 İlişkide Uyum İlişkilerde uyum veya uyumlu olmak, öncelikle ilişkinin varlığı ve sonrasında da ilişkinin sağlıklı biçimde devamı için galiba en önemli katalizör.  Aşk ve/veya sevgi ile başlayan ilişkiler; uyum ile perçinlenmedikçe devam edemiyor galiba. Bu arada; uyumlu olmayı, hep kendinden ödün verme ve kendinden vaz geçme ile de karıştırmamak lazım. Karşı taraf mutlu olsun diye kendi haklarından feraget etme de olmamalı uyum dediğimiz süreç. Bu teknik tabirle bir tür "self-sabotaging"; yani kendi öz varlığını ve kişisel haklarını baltalamak olacaktır.   Bugün bunu birlikte uyum konusunu anlamaya ve algılamaya çalışalım... Kişisel tecrübelerimden hareketle gözlemlediğim bir kaç noktayı da paylaşmak isterim uyumlu olma adını... Nişanyan Sözlük uymak ve uyum kelimelerini Eski Türkçedeki *ud- “ardından gitmek, izlemek, uymak” sözcüğünden evrilmiştir diye açıklamış. Ben bunu bugünkü kadın erkek paylaşımı babında kullanım olarak çok da doğr...

Zaman Hırsızı

Zaman Hırsızı    Zaman Hırsızı'dır  Mahalledeki adım.  İşim gücüm belli: Vaktinizden çalmaktır...  Gününüzden dakikaları,  Bazen haftalar, bazen ayları Kimi zaman da yılları çalar  Hayatınızla oynarım.... Bazen uykudur Benim göbek adım.  Miskinlik yakın arkadaşım.  Tembelliktir kısaca lakabım... Bazen bir film; bazen de dizi olurum;  Gündem neyse ona dalar Tüm sezonu izler, öyle yatarım  Bütün hafta susmaz; kritiğini yaparım... Saatlerce ekran başında  Bazen uykusuz kalır; Bazen de gündüz masada Çakılıp kalır ve sızarım... Kimi zaman boş sohbettir adım.  Siyasete takılır, devlet kurarım; Kıçımdan duman çıkartır  Ağzımdan alevler saçarım... Bazen kafede, bazen parkta  Kimi zaman da orada burada Hem soluksuz gıybet; hem de Dedikodunun feriştahını yaparım.  Elimde bir akıllı telefon;  Oradan oraya cirit atarım.  Sosyal medyada taklalar atar, Videolardan halkalı şeker yaparım.  Günde d...

İnsan Neden Özler

İnsan Neden Özler  Pazar Yazıları No: 049 Dün akşam (aslında dün gece) uzun süredir oğlumla birlikte beraberce yapmadığımız bir şeyi yeniden yaptık. Elbette anı biriktirme babında; birlikte okul çıkışı akşam bir yerlere yemeğe gidiyoruz, beraber kahvaltı yapıyoruz, dizi ve komedi filmleri izliyoruz, sinemaya ve tatile de gidiyoruz ama ne zamandır üzerinde konuşup bazı kritik sahneleri hakkında yorum yapabileceğimiz ve bizim için hassas konuların da ele alındığı duygusal ve dramatik bir filmi ne zamandır beraberce izlememiştik.  Bu vesileyle bu tür duygusal paylaşımları yaşamayı çok özlediğimi fark ettim dün gece hem de geç saatlerde... Baş rollerini bu film ile en iyi yardımcı erkek oyuncu Oscar ödülünü kazanan Robin Williams ve genç Matt Damon'un paylaştıkları 1997 yapımı Good Will Hunting (Can Dostum) isimli bu film; psikoloji, eğitim, travmalarımız ve sevgi üzerine oldukça güzel bir yapım idi.  Ben bu güzel filmi daha önce farklı dönemlerde defalarca izlemi...

Wabi Sabi: Kusurlarla Eşsizleşen Mutluluk

Wabi Sabi: Kusurlarla Eşsizleşen Mutluluk Tam üç yıl önce nasıl bir ruh halimle yazdım hatırlayamıyorum ama insanın kırılması ve üzülmesine ve kendini bir Zümrüd-ü-Anka gibi küllerinden yeniden inşaa etmesine dair bir yazı yazmışım. Bunu da Japonların tabak, çanak, fincan ve kase gibi kırılmış porselen eşyaları altın gibi çok daha değerli madenlerle yeniden birleştirme ve eski halinden daha değerli hale getirme sanatı olan "kintsugi"ye atıfta bulunarak kaleme almışım. Şimdi de benzer bir pazar yazısı yazmak istedim.  Önceki konuyu merak edenler için blogspot sayfamdaki linki: http://nevfelbaytar.blogspot.com/2022/10/kintsugi-krlmaya-dair.html Karşıma geçenlerde bir şeyler okurken Zen Budizminden doğmuş çok benzer bir kavram daha çıktı. Kadim Japon kültürü sadelik ve şatafattan uzak, basitlikte zenginlik arayan bir uzak doğu felsefesi ile yoğrulmuş bir medeniyet. Japon imparatorlarının oldukça sade ve basit çalışma ofisini gördüyseniz (bkz. Feng Shui) ne demek iste...

Ikili İlişkilerde Mutluluk Çıtası

İkili İlişkilerde Mutluluk Çıtası  Pazar Yazıları No: 047 Nedenini tam olarak çözememekle birlikte, yıllar içerisinde mutluluğu anlama konusunda ciddi bir çaba sarf ettiğimi fark ettim - Rodin'in Düşünen Adam tasvirindeki bronz heykeli kadar olmasa da konuyu epeyce düşündüm hem de uzun uzun...  Bireysel anlamda kısa veya görece uzun soluklu mutluluk için 7-8 başlık saymak elbette mümkün. Hızlı (ama muhtemelen geçici olan türdeki) mutluluk için bazen pazar sabahı yudumlanan bir bardak demli çay, en sevdiğiniz yazardan okuduğunuz bir cümle, yeni giyilen sabun kokan bir kıyafet, yeniden seyredilen romantik bir film sahnesi, size özel gelen minik de olsa bir hediye belki de bir söz bir mesaj bir not; karşınızdaki kişinin gözlerinin gülerek size tebessüm etmesi, sıradan bir başarı öyküsünün sevinçle paylaşılması bile yeterli olacaktır. Çocukların mutlu olduğu şeyleri düşünün örneğin; ne kadar naif değil mi? Gelelim uzun soluklu ve mutlu ilişkilerin olmazsa olmazlarına:...

Neden Sezen Şarkıları

Neden Sezen Şarkıları?  Pazar Yazıları No: 046 Ben 12.12.1969 doğumlu bir adamım. 56 yıldır (yurt dışı tatiller ve kısa bir yurt dışı öğretim görevliliğim hariç) bu ülkede yaşıyor ve bu ülkedeki dili kullanarak kendimce, okuyup yazmaya çalışıyorum. İşim gereği çoğu zaman kitapları İngilizce okuyup, akademik editörlük işlerini İngilizce yazıyorum, Türkçe'den İngilizce'ye akademik bazen de edebi çeviriler yapıyorum (yapay zekaya rağmen) ama genelde de bunları yaparken bile arka fonda Türk pop müziğini dinlemeyi seviyorum. Yeni nesilden özür dileyerek rap ve gürültülü müzikleri sevmedim ve sevemiyorum... Çeyrek asır önce yeni millenyuma girerken (01. 01. 2000) bir Türk pop müzik kanalı son yüzyılın en iyi 100 şarkısını seçmiş ve sırayla çalıyordu o gün boyu ve tarihler 31 Aralık 1999u gösteriyordu Ankara'da...  Ne ilginçtir ki o gün çalan şarkıların neredeyse yüzde 40ı Sezen Aksu'ya aitti onun dışındaki yirmi kadar şarkı da aslında Sezen Aksu'nun olup başka...

Sefine Manifestosu

Sefine Manifestosu Pazar Yazıları No: 045 Çok uzun yıllar önce, ölümünün son zamanlarına doğru 80li yaşlarındaki (inanılmaz güzel bir Balkan göçmeni kadını olan - akça pakça pamuk gibi beyaz tenli, masmavi cam gibi gözleri olan) anneannem, onu memlekete gidip ziyaret ettiğimde bana hiç aklımdan çıkmayan bir öğüt vermişti hatıralarını anlatırken sohbet arasında: "Ömür dediğimiz şey göz açıp kapayıncaya kadar geçip gidiyor. Halime bak, seksen yıl bitti, ne anladım bu hayattan, her yerim buruşuk, ne kaldı bizden geriye? Vaktinizin kıymetini bilin..." Hiç unutmuyorum o gün ninem çocukluk anılarını anlatmıştı bana; 1915-18'lerde köyümüze gelen Yunan askerlerinin bisikletleri olduğundan bahsederek - "şeytan arabasına" biniyordu bazı gavur askerleri diye, hatta bazı meraklı Türk köy çocuklarını bu bisikletlerin selelerine ve gidonlarına bile bindirdiler diyerek ... Gülümseyerek hatırlıyorum şimdi bunları... Zannederim ben o dönemde, bir yandan ODTÜ'de D...

Özletme Çok Kendini

Özletme Çok Kendini  Özletme çok kendini; Çıkıp çıkıp gel de yanıma. Ben de koşarak geleyim sana. Özledim seni deyip - beni her aradığında...  Ey güzel! Seviyorum seni - fazlasıyla... Bu biçare meftun oldu sana - anlasana...  Bir adam vuruldu kalbinden hem de yanı başında... Seviyor işte seni! Her mekanda ve her zamanda Aklı sende kaldı - kalbi zaten ziyanlarda. Artık pejmûrde geziyor sensiz bu sokaklarda... Gönlü yanık - bir kor gibi... Alevler alazlanıyor tam ortasında.  Deli oluyor sana - işte bu güzel kadına;  Seviyor seni hem divane hem de fütursuzca... Şiirler yazdırıyorsun bu adama; Şarkılar söylüyorum tek başıma odalarda...  Her yerde hayalin yansıyor camlara ve aynalara Sevişmelerimiz ve öpüşmelerimiz geliyor arada aklıma... Rüzgarla bir çiçek kokusu esiyor Sen geliveriyorsun sokakta o an aklıma  Teninin kokusu tütüyor ta uzaktan burnumda Gülümseyen dudakların buseler konduruyor boynuma.  Bu kalp vuruldu sana;  Seviyor se...

Seni Hep Sevmek

Seni Hep Sevmek  Seni hep sevmek. Öylece sevmek. Sendeki seni... Seni sen gibi sevmek... Derinden sevmek seni... Ve hep daha çok sevmek... Tanımak yeniden Yeni baştan... Ve seni keşfetmek;  Sendeki beni. Bendeki seni... Ve bizi... Ve ikimizi... Seni sevmek; Bir başka sevmek.  Güzel bir adam gibi sevmek. Sağlam sevmek ve  Hep seni düşlemek, Hep seni özlemek... İçimdeki O tatlı "seni" Sütlü karamelimi  Delice sevmek... Tekrar tekrar sevmek... Bakarken sevmek. Dolu dolu sevmek, Seni senle sevmek; Bir film izlerken  Aslında seni izlemek... Kollarımın arasında sevmek Ve omzumda uyurken sevmek... Seni çok sevmek; Olmadığı kadar. Hiç var olmamış gibi Gözlerinde kaybolup  Tutkuyla sevmek... Peki, seni sevmek  Ne demek? Yeniden şiirler yazabilmek. Şiirlerle hep seni sevmek; Seni şiir gibi sevmek... Seni sevmek Ne güzel şeymiş.  Narin bir kır çiçeğini  Sever gibi; Bir begonvili  Sende sevmekmiş. Seni sevmek  Belki de... Yumuş...

Kuraklık Üzerine

Kuraklık Üzerine  Pazar Yazıları No: 044 1987 yılında liseden mezun oldum ve ODTÜ'de mühendislik okumak üzere Ankara'ya geldim. İlkokulu Gemlik'te sonrasında neredeyse tüm öğrenim hayatım küçük bir Ege kasabasında (Muğla Yatağan) geçti.  O kasaba lisesinde zorunlu yabancı dil olarak Almanca dersi aldık. Bu nedenle de sıfır İngilizce ile o yılın Eylül ayında C grubunda (hiç İngilizce bilmeyen bir Anadolu çocuğu olarak 🫣) hazırlık okuluna başladım hem de berbat bir karasal iklimi ve kirliliği ile meşhur gri ve çorak bir şehir olan Ankara'da... Bizim dönemimizde hazırlık okulu üç düzeyden (üst düzey A, orta düzey B ve ezikler C) ve de hazırlık müfredatı da iki kategoriden (Mühendislik ve Beşeri Bilimler içerikleri) oluşuyordu. Biz ister istemez ESP (English for Specific Purposes) denilen özel amaçlı İngilizce dersleri almaya başladık. Edebiyatçı olmak isteyen bir genç olarak dersler inanılmaz sıkıcı idi. Bizden sonra bu müfredatı bıraktı ODTÜ. Son denekler biz...

Aşkın ABC'si

Aşkın ABC'si Bir gün  O hep beklediğin Aşk  Çıkıverir aniden karşına  Değişir her şey o an; Unutursun tüm bildiklerini: Aşk'a dair sarf edilmiş  Klişe sözleri ve replikleri... İçi boş şatafatlı kelimeleri Sevdiğini zannettiğin  O sıradan Aşk namelerini... Ve silersin Aşk'a dair  Ne var ne yok  Tüm zihnindekileri... Ve yeniden öğrenirsin Sil baştan her şeyi; Aşk'la delice sevmeyi; Yüreğindeki yitik Aşk'ı  Onunla bas başa keşfetmeyi...  Silersin aklından tek tek Bir zamanlar kaybolduğun tenleri Ve zihninde yok olur tek tek bedenleri... Bir çocuk olursun onunla  Yüreğin bir başka atar yanında  Çıkacak gibi olur kalbin yerinden; Onunla değişmiştir artık tüm evren... Aşık olmayı öğrenirsin - sıfırdan;  Sevilmenin tadını keşfedersin sonra  Parmaklarını hissedersin  Eli gezinirken sırtında ve boynunda Buseler bir iner bir konar omzuna...   Ve Aşk gerçek anlamına ulaşır Değişir sıradan dünyan,  Yeniden d...

Aşk'ta Nepotizm

Aşk'ta Nepotizm Nepotizm aslında siyaset bilimine ait bir kavram. Bu uygulama maalesef evrensel bir kötüye kullanım şeklinde tezahür etmekte ve genellikle de “ailesinden ya da yakın çevresinden olan kişilere karşı haksızca avantaj sağlama” anlamına gelmekte.  Demokrasiyi içsellestirmiş, rüşvet yemeyen ve nadiren adam kayıran bir kaç kuzey Avrupa ülkesi siyasetçisi dışında her toplumda nepotizm maalesef oldukça yaygın. Tamah ve özsaygı ile ilgili bir durum aslında. Terbiye, hak ve edep başlığı altındaki bir konu kayırmacılık yapmamak. Kaderimiz olan coğrafya da bu ahlak anlayışının şekillenmesinde nispeten etkili bir unsur.   Ülkemizde bu adam "bizden" demek; aslında bizim tekkeden, bizim eteğini öptüğümüz şeyhimizin tarikatinden, bizim cafédeki okey batak dörtlüsünden, konken grubundan, eski derebeyliği mahallesinden, kısaca bizim siyasi görüşten, en çok da çıkar sakladığımız suyun başını tutmuş olanlara ve yüzdelik ile komisyonculuk yapıp hak yemeye yakın ola...