Ana içeriğe atla

Seçme Özgürlüğü

Seçme Özgürlüğü 

Pazar Yazıları No: 055


Bu pazar sabahı uzun zamandır uykusuz ve yoğun geçen haftalara inat güzel bir uyku çekerek merhaba dedim...


Güzel bir günaydınlaşmanın ardından gece yarısı saat bir gibi gelmiş bir mesaja takıldı gözüm. Eski bir öğrencimden (tahminimce 25 yıl önce lisans öğrencisi iken ders almışlardı benden) gelmiş bir cümle. Kendisi bir felsefeci akademisyen ve alanında oldukça çok yazısı ve kitabı olan bir profesör. Ontoloji alanında yazıları ve kitapları var. 


Gönderdiği cümle bilme ve seçme ile ilgili idi. Mutluluk ile ilgili geçen haftaki yazıma atfen gönderilmiş bir cümle idi...


Oldukça uzun bir karşılıklı ve doyurucu bir yazışma oldu - uykusuzlukdan muzdarip iki insomniyak okurun entelektüel sohbeti diyelim bu sürece. Teolojiden girip edebiyata; oradan ontolojik sorulardan bilgi felsefesinden dalıp; kuantumda seçme özgürlüğüne; ve bununla ilintili bilinç konusuna girip - maddenin canlı veya cansız olmasının taksonomik olarak mümkünsüzlüğüne uzanan yazışma sonrasında da edebiyata doğru kaydı. 


Benim elimde altı yıldır atıl bekleyen yeni bir edebi tür olabilecek roman projemden - Kirliyan Fotoğrafçılığına uzanan ve karşılıklı kitap tavsiyeleri ile biten bir sanal diyalog gelişti bu pazar sabahı... Ben ona Dan Brown'ın son kitabının (Secret of Secrets) nasıl bir üst akıl projesinin ürünü olduğunu (tıpkı bir önceki Origin kitabı gibi...) o da bana bu minvalde CIA'e danışmanlık yapan Frederick Stark'ın Kayıp Aydınlanma kitabını önerdi... Bizde de benzer misyon ile çok üst düzeyde akıl hocalığı yapan "bazı" sosyal bilimciler olduğunu söyledim.  


Kısaca konu seçme ve seçilme üzerinden farklı interdisipliner mecralarda mekik dokudu. Ben konuyu gündelik ve bireysel hayatımıza indirgemek istiyorum. Neyi yaşamayı seçeriz, kimi seçeriz hayatta veya seçiliriz veya seçilmeyiz ve reddediliriz birileri tarafından? Kimleri seçeriz ve alırız hayatımıza ve kimleri ne sebepler ile dışarıda bırakırız? 


İki evlilik (biri çok uzun diğeri de çok kısa!) yapmış ve farklı düzlemlerde yoğun duygusal birliktelikler yaşamış ve bu konuda nispeten tecrübeli bir birey olarak bu soruları da düşündüm ister istemez. Öncelikle kendi adıma ve sonrasında da birlikte olduğum insanlar adına... 


Özünde insan seçme hürriyeti sahip bir yaratılmış diye öğretildi bize derslerde... Ta Adem'in yasak meyveyi yeme tercihini kullandığı güne kadar uzuyor bu mitik hikaye... Sonra da o süreç başlıyor: tercihin sonuçları... Bir sürgün yeri olarak dünya hayatı başlıyor insan denen stereotipik bir tür olarak bu canlının... Bu gezegende bize biçilen ömür dediğimiz süreçte (kendi hayatına son verme kararı almadıkça; bakınız Al Alvarez: Savage God adlı kitabı..) her gün binlerce minik seçim yapıyoruz farkında bile olmadan. 


Ailemizi, kardeşlerimizi, doğduğumuz evi, akrabalarımızı, milliyetimizi ve doğduğumuz coğrafyayı (kader mi bu?) seçememekle birlikte; arkadaşlarımızı, hayat arkadaşlarımızı, dostlarımızı seçebiliyor ve bunların arasında istemediklerimizi hayatımıza almamayı tercih ederek ilerliyoruz kimilerini geride bırakarak... 


Ne ilginçtir ki bazen de hayatımızda olmasını çok istediğiniz kişiler öyle ya da böyle bir sebeple hayatımızda olmamayı tercih ediyor ve bu bağlamda olmaktan imtina edebiliyorlar.  


Ama bazı önemli seçimlerimiz (eş ve iş başta olmak üzere) tüm hayatımızı derinden etkiliyor ve sonuçları da sarsıcı oluyor. Bazen bu seçimlerimiz neredeyse tüm hayatımızı alt üst ediyor; darma duman oluyoruz psikolojik olarak ve uzun süreli travmatik yıpranmalar yaşıyoruz... 


Bazen de seçimimiz bizi mutlu ediyor. Kimi zaman hayatımıza - kısa veya uzun süreli - giren insanlar bize çok sağlam dersler verip çekip gidiyorlar. Bazen de biz o kişileri hayatımıza aldığımız için büyük pişmanlıklar yaşıyoruz. Bazen de geç kalmış seçimlerimiz bizi buluyor ve bize huzur getiriyor. 


Geçen hafta düzey bitirme sınavı öncesi derslerin son haftası idi. Ders kitabının son üniteleri gelecek zamana ayrılmış. Predictions about Future... Benim yeni nesil ile konuşmayı çok sevdiğim bir konu bu. Bundan 5, 10 ve 20 yıl hatta 40 yıl sonra sonra ne yapıyor olacaksınız? 


Çoğu öğrenci (18-22 yaş aralığı genelde) evlilik istemediğini söyledi.  Bunun gündemlerinde olmadığını söylediler. Ben de bu kararı kendilerinin veremeyeceğini söyledim onlara. Birden kendinizi bir ilişkinin içinde buluverirsiniz. Bu sizin seçiminiz değildir. Çoğu seçim gibi görünen şey aslında seçim bile olmayabilir... 


Felsefeci arkadaşımın dediği gibi: biz seçimli varlıklarız. Tanrının seçtiği. Bu hayattan öğrenecek daha çok şeyimiz var. Zaman bize alternatifler sunacak ve biz o seçimlerimizin sonuçlarını tecrübe edeceğiz. Engel olamadığımız cüzi irade denen kısım burası... Bazı şeyleri reddetme şansımız olduğu gibi reddedilme olasılığımız da bizim yolumuzu çiziyor. 


Siz tercihinizi yapın bakalım zamanın efendisi nasıl bir hayat biçmiş bize yaşayıp görelim...


Güzel ve mutlu bir gün geçirmeyi tercih etmeniz umuduyla iyi pazarlar diliyorum...

Bu blogdaki popüler yayınlar

"Aile" Kavramı Üzerine

"Aile" Kavramı Üzerine Yıllar yıllar önce Bilkent Üniversitesi Edebiyat Fakültesine bağlı olarak, (Faculty of Humanities and Letters), bölüm öğrencilerine "Eleştirel Okuma ve Etkili Sunum" dersleri vermekteydim.  Öğrencilere bir konuyu inceler ve irdelerken, "Socratic Questioning" (ard arda sorular sorarak konunun farklı yönlerini derinleşme denebilir bu kavrama...) denen yöntem ile onları verilen konuyu algılamaya ve farklı cihetlerden ve perspektiflerden konunun "olası farklı yönlerine" bakmaya ve "farklılıkların farkında olmalarını kavratmaya" çalışıyorduk kendi çapımızda.  Bu ders daha sonraki akademik, mesleki ve yöneticilik hayatımda çok ama çok işime yaradı. Yazı yazarken de faydasını gördüm. Özetle öğrendiğim şey basitçe şu oldu: "Her konunun farklı yüzleri ve boyutları olabilir; tek bir cihetten konuya bakmak sığlıktır; zira hayat böyle akmaz, empati de yapmak gerekir..." Ülkenin durumunun farkındasınız. C...

Masal

Masal ... Neden olsun isteriz, Masallardaki aşklar gerçek? Mutlu gülüşler sonsuz, Birliktelikler, sorunsuz? ... Niye çok isteriz hep? O da beni - benim kadar, Ve hatta benden de çok... Daha da çok sevsin diye? ... Nedir karşılıksız aşkları; Bu kadar değerli ve unutulmaz, Kavuşulan aşkları ise sıradan yapan? Nedir aşkı, maşuktan bile kopartan? ... Niye bekleriz hep, tutkuyla sevip de, Karşılık bulamadığımız aşklar; Önümüzde serpilip büyüsün diye, Bilerek ve beyhude bir çırpınış ile? ... Neden çok sevilen anlamaz, Sevildiğini ve değer verildiğini? Bu güzel masalın her harfinin Bizzat kendisi için; yazılıp, çizildiğini?  ... Neden küçümsenir ki sevenin sevgisi? Niye görülmez bülbüle yâr olan gül bahçesi? Niçin hep bir inat, hep bir tafra yüceltir, Ve daha değerli kılar, yarım bırakılan sevgiyi? ... Karşılık almadan sevebilmek, Ne kadar da ilahi ve yücedir, halbuki... Kim, neden heba eder ki aşığının sevgisini? Ve rehberi yapar boş yere kendi ümitsizliğini? ... Sen de biliy...

Bir Pazar Kahvaltısı

Bir Pazar Kahvaltısı  Pazar Yazıları No: 027 Bugün güzel pırıl pırıl ama kasvetli bir Pazar sabahı Ankara'da. Hava açacak birazdan biliyorum. Yeni başlayacak olan yoğun bir haftanın habercisi bugün.  Tatilin son günü. Sabahın erken saatlerinde üniversite sınavına hazırlık koşturmacasına başlayan oğlumu dershanesine bıraktım ve bir U dönüşü ile hemen eve geri döndüm.  Balkonumdan kızıllı morlu yapraklı rengarenk ağaçların kümelendiği yemyeşil koruluğa şöyle bir baktım. Önümde uzanan suni uydukentin yüksek binalarının arasında, karşımdaki tepede göğe yükselen mimari harikası şadırvanlı ve dört minareli cami külliyesine selam verdim uzaktan...  Sonra bir gün önceki sağanak yağmur sonrası gelen tertemiz havayı ciğerlerime çektim. Balkondaki raflarda rengarenk saksılara dizilmiş bitap düşmüş çiçeklerime baktım. Yeniden canlanmaya ihtiyaçları vardı. "Benim gibiler..." diye geçirdim içimden. Kaderdaşlarım benim... Soğuk ve karlı bir Ankara Mart'ında bilmem kaçın...