Ana içeriğe atla

Zaman Hırsızı

Zaman Hırsızı 

 

Zaman Hırsızı'dır 

Mahalledeki adım. 

İşim gücüm belli:

Vaktinizden çalmaktır... 


Gününüzden dakikaları, 

Bazen haftalar, bazen ayları

Kimi zaman da yılları çalar 

Hayatınızla oynarım....


Bazen uykudur

Benim göbek adım. 

Miskinlik yakın arkadaşım. 

Tembelliktir kısaca lakabım...


Bazen bir film; bazen de dizi olurum; 

Gündem neyse ona dalar

Tüm sezonu izler, öyle yatarım 

Bütün hafta susmaz; kritiğini yaparım...


Saatlerce ekran başında 

Bazen uykusuz kalır;

Bazen de gündüz masada

Çakılıp kalır ve sızarım...


Kimi zaman boş sohbettir adım. 

Siyasete takılır, devlet kurarım;

Kıçımdan duman çıkartır 

Ağzımdan alevler saçarım...


Bazen kafede, bazen parkta 

Kimi zaman da orada burada

Hem soluksuz gıybet; hem de

Dedikodunun feriştahını yaparım. 


Elimde bir akıllı telefon; 

Oradan oraya cirit atarım. 

Sosyal medyada taklalar atar,

Videolardan halkalı şeker yaparım. 


Günde dört beş saat 

Durum takibi yapar;

Ona buna "layk" atarım. 

Kim kimle neredeymiş bakarım...


Yorumları okurum bazen; 

Yoruma yorum yazarım. 

Klavye silahşörlüğü yapar

Ona buna boş twitler atarım...


Saatlerce hayallere dalar; 

Elalemin başarı öykülerine bakar 

Ne ki bu der; bunu ben bile yaparım,

Deyip; salvomu çakar; aradan çıkarım. 


Bazen bir YouTube videosu;

Bazen de TikTok'tur benim adım 

Match'lerde DM yapar; chat'e dalar 

İnstagram'da tüm ömrünüzü harcarım..

 

Yaptığım hep aynıdır benim;

Her daim sizden çalarım. 

Olmayanı peşin harcatır 

Geleceğinize blok koyarım...


Ama en kötüsü ne mi yaparım? 

Geri gelmeyecek en değerli 

Sermayenize kabus gibi çöker 

Hayat enerjinizi söndürüp yutarım. 


Sonra kitapları yakar; şiirleri gömer;

Hobileri ezer; ruhunuzu emer

Yazmayı erteler, okumayı öteler

Gelişmeyi ve üretmeyi çöpe atarım...


Ben aslında: 

Gelecekteki 

Sizi sizden 

Çalan'ım...


Nevfel Baytar 

5 Ekim 2025

Kütahya...

















 

Bu blogdaki popüler yayınlar

"Aile" Kavramı Üzerine

"Aile" Kavramı Üzerine Yıllar yıllar önce Bilkent Üniversitesi Edebiyat Fakültesine bağlı olarak, (Faculty of Humanities and Letters), bölüm öğrencilerine "Eleştirel Okuma ve Etkili Sunum" dersleri vermekteydim.  Öğrencilere bir konuyu inceler ve irdelerken, "Socratic Questioning" (ard arda sorular sorarak konunun farklı yönlerini derinleşme denebilir bu kavrama...) denen yöntem ile onları verilen konuyu algılamaya ve farklı cihetlerden ve perspektiflerden konunun "olası farklı yönlerine" bakmaya ve "farklılıkların farkında olmalarını kavratmaya" çalışıyorduk kendi çapımızda.  Bu ders daha sonraki akademik, mesleki ve yöneticilik hayatımda çok ama çok işime yaradı. Yazı yazarken de faydasını gördüm. Özetle öğrendiğim şey basitçe şu oldu: "Her konunun farklı yüzleri ve boyutları olabilir; tek bir cihetten konuya bakmak sığlıktır; zira hayat böyle akmaz, empati de yapmak gerekir..." Ülkenin durumunun farkındasınız. C...

Masal

Masal ... Neden olsun isteriz, Masallardaki aşklar gerçek? Mutlu gülüşler sonsuz, Birliktelikler, sorunsuz? ... Niye çok isteriz hep? O da beni - benim kadar, Ve hatta benden de çok... Daha da çok sevsin diye? ... Nedir karşılıksız aşkları; Bu kadar değerli ve unutulmaz, Kavuşulan aşkları ise sıradan yapan? Nedir aşkı, maşuktan bile kopartan? ... Niye bekleriz hep, tutkuyla sevip de, Karşılık bulamadığımız aşklar; Önümüzde serpilip büyüsün diye, Bilerek ve beyhude bir çırpınış ile? ... Neden çok sevilen anlamaz, Sevildiğini ve değer verildiğini? Bu güzel masalın her harfinin Bizzat kendisi için; yazılıp, çizildiğini?  ... Neden küçümsenir ki sevenin sevgisi? Niye görülmez bülbüle yâr olan gül bahçesi? Niçin hep bir inat, hep bir tafra yüceltir, Ve daha değerli kılar, yarım bırakılan sevgiyi? ... Karşılık almadan sevebilmek, Ne kadar da ilahi ve yücedir, halbuki... Kim, neden heba eder ki aşığının sevgisini? Ve rehberi yapar boş yere kendi ümitsizliğini? ... Sen de biliy...

Bir Pazar Kahvaltısı

Bir Pazar Kahvaltısı  Pazar Yazıları No: 027 Bugün güzel pırıl pırıl ama kasvetli bir Pazar sabahı Ankara'da. Hava açacak birazdan biliyorum. Yeni başlayacak olan yoğun bir haftanın habercisi bugün.  Tatilin son günü. Sabahın erken saatlerinde üniversite sınavına hazırlık koşturmacasına başlayan oğlumu dershanesine bıraktım ve bir U dönüşü ile hemen eve geri döndüm.  Balkonumdan kızıllı morlu yapraklı rengarenk ağaçların kümelendiği yemyeşil koruluğa şöyle bir baktım. Önümde uzanan suni uydukentin yüksek binalarının arasında, karşımdaki tepede göğe yükselen mimari harikası şadırvanlı ve dört minareli cami külliyesine selam verdim uzaktan...  Sonra bir gün önceki sağanak yağmur sonrası gelen tertemiz havayı ciğerlerime çektim. Balkondaki raflarda rengarenk saksılara dizilmiş bitap düşmüş çiçeklerime baktım. Yeniden canlanmaya ihtiyaçları vardı. "Benim gibiler..." diye geçirdim içimden. Kaderdaşlarım benim... Soğuk ve karlı bir Ankara Mart'ında bilmem kaçın...