Ana içeriğe atla

Kuraklık Üzerine

Kuraklık Üzerine 

Pazar Yazıları No: 044


1987 yılında liseden mezun oldum ve ODTÜ'de mühendislik okumak üzere Ankara'ya geldim. İlkokulu Gemlik'te sonrasında neredeyse tüm öğrenim hayatım küçük bir Ege kasabasında (Muğla Yatağan) geçti. 


O kasaba lisesinde zorunlu yabancı dil olarak Almanca dersi aldık. Bu nedenle de sıfır İngilizce ile o yılın Eylül ayında C grubunda (hiç İngilizce bilmeyen bir Anadolu çocuğu olarak 🫣) hazırlık okuluna başladım hem de berbat bir karasal iklimi ve kirliliği ile meşhur gri ve çorak bir şehir olan Ankara'da...


Bizim dönemimizde hazırlık okulu üç düzeyden (üst düzey A, orta düzey B ve ezikler C) ve de hazırlık müfredatı da iki kategoriden (Mühendislik ve Beşeri Bilimler içerikleri) oluşuyordu. Biz ister istemez ESP (English for Specific Purposes) denilen özel amaçlı İngilizce dersleri almaya başladık. Edebiyatçı olmak isteyen bir genç olarak dersler inanılmaz sıkıcı idi. Bizden sonra bu müfredatı bıraktı ODTÜ. Son denekler biz olduk... 


Hatta hiç unutmuyorum ikinci dönemin ilk ünitesinde saman kağıda basılı teksir notları ile Internal Combustion Chambers adlı bir okuma metni okumuştuk (işten yanmalı motorların benzinli ve dizel sübap türlerinin çalışma ve ateşleme (ignition) prensibi). Gerçekten bu konular çok sıkıcıydı benim için ve bu yüzden derslerden ve dolayısıyla da okuldan kaçmaya başladım. Ciddi bir devamsızlık sorunum olmuştu. Allah'tan muafiyet sınavında yüksek bir not alarak bitirdim hazırlığı...


O dönemde bize okutulan "Panorama" adlı teknik içerikli bir ders kitabı (Muhtemelen Cambridge University Press) beni çok ama çok etkilemişti. Grafikleri okumayı, teknik analizleri anlamayı ve teknik metinler yazmayı öğretiyordu bu kitap. IELTS Sınavına girenler bilir, Writing Task 1 konuları...


Bu kitaptaki grafikler (line graphs 📊, bar/pie charts) olasılı eğilimleri anlatıyordu ve işin tuhaf tarafı çoğu grafik 2030 yılına dair bilimsel öngörüleri anlatıyordu. 


1980lerde yazılan bu ders kitabı elli yıl sonra olacakları; iklimbilim (climatology), sosyoloji, ekoloji, çevrebilim verilerine dayanarak tahminlerde bulunuyordu. Olası su kıtlığı (water shortages), su savaşları, kuraklık (drought), zorunlu göçler, iç savaşlar, olası harita değişiklikleri vs gibi distopik ders konuları mevcuttu 2030lara dair... Bugün Toffler, Sagan, Huxley, Fukoyama, Brezinsky, Huntington gibi adamların yaptığı türden gelecekbilimci (futurologist) öngörüleri vardı aslında bu kitapta... 


Düşünün daha 18 yaşında Anadolu'nun küçücük bir kasabasından gelmiş bir gençsiniz ve birileri sizi 50 yıl sonra olacak su kıtlığı konusunda uyarıyor, üstelik de bunu binlerce yıl önce Mısır medeniyetinin kayıtlarında takip ettiği Nil Nehrinin yıllık su taşmaları (inundation) ve debisine dair veriler, yaşlı ağaç gövdesi yaş halkalarındaki kuraklık kaynaklı incelme farklılıkları, buzullardan alınmış silindirik buzul çağı numunelerine dayandırarak yapıyor ve diyor ki 2030lar yeryüzünün iklimsel fekaketi olacak ve bunun sosylojik ve politik yansımaları yaşanacak halklar üzerinde... 


Elbette ben de o yaşta içimden demiştim kim görecek 2030ları? Bunu nasıl bilebilirler? Ama ortada bilim denen bir gerçek var ve hepimizin yaşayarak tecrübe ettiği gibi geliyor gelmekte olan...


Dini bilgisi olanlar bilir; Kuran'da Yusuf Suresi'nde (12 / 43-55) Hz Yusuf dönemin firavununun gördüğü yedi inek ve yedi başak ile ilgili rüyasını kıtlığı dair yorumlar ve yedi yıl sürecek büyük kıtlık için önlemler alır hazinenin başına atanan "bakan" olarak büyük bir felaketi önler taş mektebin mazlum talebesi Yusuf... 


Bu yaz ülkemizde komplo senaryosu gibi pek çok yangın oldu, ağaçlar katledildi, ormanlar kül oldu, barajlardaki su seviyeleri düştü; bazı şehirlerin bir kaç haftalık suyu kaldı, kimi ikonik göller tamamen kurudu. Artık mevsimler de kaydı. Yıllardır Ankara'ya kar yağmıyor örneğin. Nisan yağmurları da yok artık. 


Donald Trump gibi buzul çağının ne anlama geldiğini bile bilmeyen zeka geriliğinden muzdarip adamlar, Greta Thunberg'i aktivist olmakla suçlarken, öte yandan ağaç dikme kampanyaları başlatmak yerine, beton imparatorluğundan nemalanan siyasetcilerimiz sağa sola oteller yapılmasına izin vererek ceplerini doldurmakla meşgul. Batılıların ilkel diye alay ettiği çadırda yaşayan Kızılderililerin atasözündeki gerçeklik giderek yaklaşıyor: 


“Son ırmak kurduğunda , son balık tutulduğunda , son ağaç kesildiğinde beyaz adam paranın yenmeyecek bir şey olduğunu anlayacak“. 


Dünyanın ekseni hem iklimsel hem de jeopolitik bağlamda giderek Asya'ya ve serin kuzeye doğru kayıyor. 2030lar ve 2050lerde tamamen farklı güçlerin hegamonyasına şahit olacağız. Güç dengeleri alt üst olacak. Üzücü kitlesel felaketlere şahit olacak çocuklarımız ve torunlarımız... Aç gözlü bir avuç müstağni insanın tamahı yüzünden yeryüzünün mazlumları daha da çok acı çekecek...


Ilahi Komedya'nin yazarı Dante Aligheri'nin Inferno'sunda anlattığı gibi; suçlular Cehennemin en dibinde halkına ve insanlığa ihanet edenlerin ateş değil soğuk buzla cezalarını çektiği 9. katta (Cocytus) olacak. Asıl yangın yeri geleceği hala göremeyen bu adamlar için olsun. Amin... 


24 Ağustos 2025

Pazar Ankara





Bu blogdaki popüler yayınlar

"Aile" Kavramı Üzerine

"Aile" Kavramı Üzerine Yıllar yıllar önce Bilkent Üniversitesi Edebiyat Fakültesine bağlı olarak, (Faculty of Humanities and Letters), bölüm öğrencilerine "Eleştirel Okuma ve Etkili Sunum" dersleri vermekteydim.  Öğrencilere bir konuyu inceler ve irdelerken, "Socratic Questioning" (ard arda sorular sorarak konunun farklı yönlerini derinleşme denebilir bu kavrama...) denen yöntem ile onları verilen konuyu algılamaya ve farklı cihetlerden ve perspektiflerden konunun "olası farklı yönlerine" bakmaya ve "farklılıkların farkında olmalarını kavratmaya" çalışıyorduk kendi çapımızda.  Bu ders daha sonraki akademik, mesleki ve yöneticilik hayatımda çok ama çok işime yaradı. Yazı yazarken de faydasını gördüm. Özetle öğrendiğim şey basitçe şu oldu: "Her konunun farklı yüzleri ve boyutları olabilir; tek bir cihetten konuya bakmak sığlıktır; zira hayat böyle akmaz, empati de yapmak gerekir..." Ülkenin durumunun farkındasınız. C...

Masal

Masal ... Neden olsun isteriz, Masallardaki aşklar gerçek? Mutlu gülüşler sonsuz, Birliktelikler, sorunsuz? ... Niye çok isteriz hep? O da beni - benim kadar, Ve hatta benden de çok... Daha da çok sevsin diye? ... Nedir karşılıksız aşkları; Bu kadar değerli ve unutulmaz, Kavuşulan aşkları ise sıradan yapan? Nedir aşkı, maşuktan bile kopartan? ... Niye bekleriz hep, tutkuyla sevip de, Karşılık bulamadığımız aşklar; Önümüzde serpilip büyüsün diye, Bilerek ve beyhude bir çırpınış ile? ... Neden çok sevilen anlamaz, Sevildiğini ve değer verildiğini? Bu güzel masalın her harfinin Bizzat kendisi için; yazılıp, çizildiğini?  ... Neden küçümsenir ki sevenin sevgisi? Niye görülmez bülbüle yâr olan gül bahçesi? Niçin hep bir inat, hep bir tafra yüceltir, Ve daha değerli kılar, yarım bırakılan sevgiyi? ... Karşılık almadan sevebilmek, Ne kadar da ilahi ve yücedir, halbuki... Kim, neden heba eder ki aşığının sevgisini? Ve rehberi yapar boş yere kendi ümitsizliğini? ... Sen de biliy...

Bir Pazar Kahvaltısı

Bir Pazar Kahvaltısı  Pazar Yazıları No: 027 Bugün güzel pırıl pırıl ama kasvetli bir Pazar sabahı Ankara'da. Hava açacak birazdan biliyorum. Yeni başlayacak olan yoğun bir haftanın habercisi bugün.  Tatilin son günü. Sabahın erken saatlerinde üniversite sınavına hazırlık koşturmacasına başlayan oğlumu dershanesine bıraktım ve bir U dönüşü ile hemen eve geri döndüm.  Balkonumdan kızıllı morlu yapraklı rengarenk ağaçların kümelendiği yemyeşil koruluğa şöyle bir baktım. Önümde uzanan suni uydukentin yüksek binalarının arasında, karşımdaki tepede göğe yükselen mimari harikası şadırvanlı ve dört minareli cami külliyesine selam verdim uzaktan...  Sonra bir gün önceki sağanak yağmur sonrası gelen tertemiz havayı ciğerlerime çektim. Balkondaki raflarda rengarenk saksılara dizilmiş bitap düşmüş çiçeklerime baktım. Yeniden canlanmaya ihtiyaçları vardı. "Benim gibiler..." diye geçirdim içimden. Kaderdaşlarım benim... Soğuk ve karlı bir Ankara Mart'ında bilmem kaçın...