Ana içeriğe atla

İlişkilerde Çift Mavi Tıklı Karabatak Sendromu

İlişkilerde Çift Mavi Tıklı Karabatak Sendromu


Yeni teknolojilerle birlikte ilişki biçimlerimiz, ilişki algımız ve ilişki modlarını tasnifleme biçimimiz de şekil değiştirmeye ve evrilmeye başladı. 


Üniversitede çalışmamdan mütevellit, yeni Z neslinin jargonu sık sık kulağıma çalınıyor aralarda:

"Beğendiğim çocuk beni aradı; görüldü atıp bir saat sonra döndüm..." (Süründürme Modu Activated 😉) Veya "Ghost moduna geçtim benim aktif olduğum zamanı görmesin diye..." (Dolap Çevirme veya Merak Ettirme Modu Aktive Edildi) Ya da; "Çift tık oldu, üç dakika boyunca bana bir emoji cevap bile yazmadı..." (Hesap Sorma Modu Geliyorrrr .... In Progresssss....) vs vs vs...


Bizim neslin jargonu ile uygun olan arar, seven döner, en kötü kısa da olsa bilgi verir (Total 20 saniye)... 


Bizden bir üst neslin lisan-ı haliyle terennüm ettiğimizde ise; ucu yanık asker mektubu için üç ay beklenir imiş... Daha üst bir nesil için ise üç bazen dört yıl sonra şark cephesinden sağ ve salim olarak dönmüş olmak dahi şükür sebebi imiş...


Ya bugün? 


Tüketim çağının en üst mertebesini müşahede ettiğimiz, karşılıklı yazışmalarda 20-30 saniyelik duraksamaların bile artık sorun yaratabildiği ve ilişkileri çürütmeye yüz tuttuğu bir çağın sabırsız birer "artık-yan" ürünleri olmaya başladık. 


O kadar vahim ki durum; ChatGPT'ye WhatsApp üzerinden Bakınız lütfen: (+1 (800) 242-8478) takma isim vererek sanal sevgili ile sohbet yaptıklarını anlatanlara denk gelmeye başladım...


Ne büyük paradokslar değil mi? Sosyal medyada yalnızlık... Tam bir oksimoron durum... 


İletişim ve karşılıklı etkileşimin (interaction) ışık hızındaki fiber çağında üç ay gurbetteki yavuklusundan kuru gül yapraklı mektup bekleyen yarinin heyecanını saniyeler içinde tarumar etmeye ve hesap sormaya eğilimli bir jenarasyonu besleyen acı sularla derinleşen güvensizlik kuyusunun karanlığındayız ve bu yalnızlıkta yüzümüzü aydınlatan tek şey ekrandan yansıyan zararlı mavi ışık; üstelik de radyoaktif SAR değerleri (*#07# tuşlayın lütfen) yüksek LCD ekranın soğuk ve donuk ruhsuz ışığı...


Zannederim ihtiyacımız olan yeniden bir güven ve huzur inşaası...


Neredeyse herkesin bir (kaç) sosyal medya hesabı olduğu bazı kişilerin bir kaç fake (sahte hesap veya sahte profil) hesap ile eskileri veya hedefteki birilerini bir biçimde (stalking) takipte olduğu; bunun üstüne sulandırılmış ghosting, zombieing, submarining süreci: (üç aşamalı Karabatak Sendromu Ismini ben uyduruyorum burada hadi bakalım camiaya hayırlı olsun...). 


Bunlar eski tabirle aşk acısı çektiren narsist zalimin evlatları... Süreçte size yaşatılan cool tabir ile Z-Gen versiyonlu: breadcrumbing... 


Üstüne kaymaklı lovebombing yapıp devamında da okkalı birer gaslighting ve orbiting patlatıp; duruma bakıp situationship tadında ilerlerken; ya first date esnasında; Cloaking ve Phubbing yapıp kendinden soğutup bunun üzerine Pocketing ve Rizzing yaparak mesafeyi korumakla devam etmek...


Status olarak FB noktası civarında dolanmak ve Enmeshment denilen ara gri dönem arasında da Fexting ve sexting maratonu yaşayıp peşi sıra da DINK (araştırın lütfen...) aşamasına gelinemiyor ise; Slow Fade ve Slow Launch caydırmaları ile Stone Walling durumlarına doğru bir kayma yaşatıp karşı tarafa tam bir ex olma serüveni oluyor artık (maks 3 ay artık bazen two weeks only) ilişkilerde...


Gönülden gönüle bir yol vardır diyen Neşet Baba tınıları kulağımızda iken bizim gönlümüzden geçen ne peki? Twin Flame tadında bir Soul Tie yapıp situationship ayarında geçen bir tanımsız dalgalanma mı yoksa güzel Türkçe tabirle "düzgün huzurlu" bir ilişki mi? Hangisi daha güzel,  gerçekten? Ruhu bu kadar yormak mı? 


Konuyu neredeyse 80 yaşındaki annemin her memlekete ziyarete gittiğinde bana söylediği şekliyle bir uğurlama yapayım: "Allah evinizde iç huzuru versin..." Bu temenni de çaba sarf etmek şiarı ile:


Hepinize iyi pazarlar...


Nevfel Baytar 

26 Ekim 2025 Pazar

Ankara




Bu blogdaki popüler yayınlar

"Aile" Kavramı Üzerine

"Aile" Kavramı Üzerine Yıllar yıllar önce Bilkent Üniversitesi Edebiyat Fakültesine bağlı olarak, (Faculty of Humanities and Letters), bölüm öğrencilerine "Eleştirel Okuma ve Etkili Sunum" dersleri vermekteydim.  Öğrencilere bir konuyu inceler ve irdelerken, "Socratic Questioning" (ard arda sorular sorarak konunun farklı yönlerini derinleşme denebilir bu kavrama...) denen yöntem ile onları verilen konuyu algılamaya ve farklı cihetlerden ve perspektiflerden konunun "olası farklı yönlerine" bakmaya ve "farklılıkların farkında olmalarını kavratmaya" çalışıyorduk kendi çapımızda.  Bu ders daha sonraki akademik, mesleki ve yöneticilik hayatımda çok ama çok işime yaradı. Yazı yazarken de faydasını gördüm. Özetle öğrendiğim şey basitçe şu oldu: "Her konunun farklı yüzleri ve boyutları olabilir; tek bir cihetten konuya bakmak sığlıktır; zira hayat böyle akmaz, empati de yapmak gerekir..." Ülkenin durumunun farkındasınız. C...

Masal

Masal ... Neden olsun isteriz, Masallardaki aşklar gerçek? Mutlu gülüşler sonsuz, Birliktelikler, sorunsuz? ... Niye çok isteriz hep? O da beni - benim kadar, Ve hatta benden de çok... Daha da çok sevsin diye? ... Nedir karşılıksız aşkları; Bu kadar değerli ve unutulmaz, Kavuşulan aşkları ise sıradan yapan? Nedir aşkı, maşuktan bile kopartan? ... Niye bekleriz hep, tutkuyla sevip de, Karşılık bulamadığımız aşklar; Önümüzde serpilip büyüsün diye, Bilerek ve beyhude bir çırpınış ile? ... Neden çok sevilen anlamaz, Sevildiğini ve değer verildiğini? Bu güzel masalın her harfinin Bizzat kendisi için; yazılıp, çizildiğini?  ... Neden küçümsenir ki sevenin sevgisi? Niye görülmez bülbüle yâr olan gül bahçesi? Niçin hep bir inat, hep bir tafra yüceltir, Ve daha değerli kılar, yarım bırakılan sevgiyi? ... Karşılık almadan sevebilmek, Ne kadar da ilahi ve yücedir, halbuki... Kim, neden heba eder ki aşığının sevgisini? Ve rehberi yapar boş yere kendi ümitsizliğini? ... Sen de biliy...

Bir Pazar Kahvaltısı

Bir Pazar Kahvaltısı  Pazar Yazıları No: 027 Bugün güzel pırıl pırıl ama kasvetli bir Pazar sabahı Ankara'da. Hava açacak birazdan biliyorum. Yeni başlayacak olan yoğun bir haftanın habercisi bugün.  Tatilin son günü. Sabahın erken saatlerinde üniversite sınavına hazırlık koşturmacasına başlayan oğlumu dershanesine bıraktım ve bir U dönüşü ile hemen eve geri döndüm.  Balkonumdan kızıllı morlu yapraklı rengarenk ağaçların kümelendiği yemyeşil koruluğa şöyle bir baktım. Önümde uzanan suni uydukentin yüksek binalarının arasında, karşımdaki tepede göğe yükselen mimari harikası şadırvanlı ve dört minareli cami külliyesine selam verdim uzaktan...  Sonra bir gün önceki sağanak yağmur sonrası gelen tertemiz havayı ciğerlerime çektim. Balkondaki raflarda rengarenk saksılara dizilmiş bitap düşmüş çiçeklerime baktım. Yeniden canlanmaya ihtiyaçları vardı. "Benim gibiler..." diye geçirdim içimden. Kaderdaşlarım benim... Soğuk ve karlı bir Ankara Mart'ında bilmem kaçın...