Mutluluk Üzerine
Pazar Yazıları No: 054
Bugün tersten gideyim. Ters kavram kullanarak anlatmak bazen konuyu netleştirebiliyor..
İnsanoğlu neden mutsuz sorusu uzun zamandır hele de doyumsuzluk ve tatminsizlik çeken ve hayattan gerçek beklentisini bilmeyenler için sürekli kendini gerçekleştirecek kısır döngüsel bir kehanet gibi karşımıza çıkıp duracak... Bu soruya üç başlık ile cevap bulmak mümkün sanki...
Bir Felsefi ve Varoluşsal Deneme
İnsanoğlu tarihin hiçbir döneminde bugünkü kadar çok şeye sahip olmadı; ama belki de hiçbir dönemde bu kadar mutsuz da olmadı. Gökdelenler yükseliyor, ekranlar ışıldıyor, her şey elimizin altında… ama içimizde derin bir boşluk yankılanıyor. Neden? Bu soru hem bireysel hem toplumsal hem de varoluşsal bir arayışın merkezinde duruyor.
1. Bireysel Boşluk: Anlamın Yitimi
Modern insanın en temel sıkıntısı, Viktor Frankl’ın deyimiyle, *“anlamsızlık boşluğu”*dur. Geçmiş çağlarda din, doğa ya da topluluk, insana yaşamı için bir yön duygusu verirdi. Bugün ise bu yön kayboldu; insan neye inandığını, neden yaşadığını bilmiyor. Nietzsche’nin “Tanrı öldü” sözü, bu boşluğun felsefi yankısıdır. Nietzsche burada Tanrı’nın ölümünden değil, insanın değer üreten yetisinin çöküşünden söz eder. İnsan artık kendi yaşamına anlam yükleme gücünü yitirmiştir; bu da onu nihilizmin kucağına iter.
Bu anlam yoksunluğu, sürekli bir doyumsuzluk yaratır. Çünkü insanın ruhu yalnızca ihtiyaçların giderilmesiyle değil, amacın bulunmasıyla doyar. Frankl’ın toplama kampında gözlemlediği gibi, “Yaşam için bir nedeni olan insan, hemen her nasılsa’ya katlanabilir.” Bugünse çoğu insanın nedeni yok; yalnızca nasılları var.
2. Toplumsal Kısır Döngü: Tüketim ve Kıyas Kültürü
Erich Fromm’a göre modern toplumun bireyi “sahip olmak” üzerinden tanımlanır. İnsan artık “kimim?” sorusunu değil, “neyim var?” sorusunu sorar. Bu da bireyi sürekli daha fazlasını elde etmeye iter. Ancak sahip oldukça mutluluk artmaz; tam tersine, yeni bir eksiklik duygusu doğar. Çünkü kapitalist kültür, eksiklik hissi üzerine kurulu bir döngüdür.
Toplum, bireyleri üretken değil, tüketken hale getirmiştir. Jung’un ifadesiyle, insan “maskesini” —yani toplumun onayladığı personayı— gerçeğin yerine koymuştur. Artık kimse kendi iç sesini duyamaz; çünkü gürültü çok fazladır. Sosyal medya, bu maskelerin sergilendiği dev bir sahneye dönüşmüştür. Herkes gülümser, kimse mutlu değildir.
Kierkegaard bu ruh halini 19. yüzyılda sezmişti: “Çağımızın trajedisi, herkesin her şeyi bilmesi ama hiçbir şey için yanıp tutuşmamasıdır.” Bugün bilgi çoğaldı ama tutku, inanç, derinlik azaldı. İnsan, teknolojinin ilerlettiği ama ruhun geride bıraktığı bir varlığa dönüştü.
3. Varoluşsal Gerilim: Sonsuzluk Özlemi – Sınırlı Yaşam
İnsanın mutsuzluğunun kökünde, doğasıyla kaderi arasındaki uyumsuzluk yatar. Spinoza’ya göre insan, “varlığını sürdürme gücü” olan conatus’la yaşar — yani yaşama, gelişme ve sonsuzlaşma arzusu taşır. Ancak ömrü sınırlıdır. Bu yüzden insan, içindeki sonsuzluk isteğiyle ölümlü bedeni arasında sıkışır.
Bu farkındalık, Sartre’ın deyimiyle “varoluşsal kaygı” yaratır. Çünkü insan bilir: hiçbir başarı, hiçbir ilişki, hiçbir haz bu boşluğu tamamen dolduramaz. Yine de içten içe dolmasını ister. İşte mutsuzluk buradan doğar: sonsuzluğu arayan bir bilincin, geçici bir dünyaya hapsolması.
4. Ne Yapmalı?
Mutsuzluk kader değildir, ama çağın doğal sonucudur. Onu aşmak için önce fark etmek gerekir:
Yavaşlamak: Çünkü mutluluk hızda değil, derinlikte bulunur. "Festine lente" felsefesini araştırın lütfen...
Biraz inkişaf sağlayacaktır içinizde.
Gerçek ilişkiler kurmak: Kalabalıkta değil, samimiyette huzur vardır. Bunu şiddetle ciddiye almanızı öneririm.
Anlam üretmek: Yaşamın anlamı keşfedilmez, inşa edilir. Hayat anlam ile anlam bulur. Bu tavsiyeyi çok ciddiye almakta fayda var...
Doğaya dönmek: Doğa, insanın içsel ritmini yeniden kurar. Bu bir enerji ve rezonans meselesi özünde.
Kendini tanımak: Jung’un dediği gibi, “Işık figürleri hayal ederek aydınlanılmaz; karanlığı bilinçli kılarak aydınlanılır.” Büyük laf değil mi? Hele bunu psikoanalizmin babası söylediyse...
Sonuçta ne yapmalıyız peki?
İnsanoğlu mutsuzdur, çünkü iç dünyasıyla dış dünyası arasındaki bağ kopmuştur. Teknoloji, ekonomi, ideoloji — hepsi dışsaldır. Oysa mutluluk, içteki düzenin dışa taşmasıdır.
Belki de gerçek çözüm, Rumi’nin çağlar ötesinden gelen sesindedir:
“Dışarıda ne ararsan bulamazsın; çünkü aradığın sensin.”
Mutluluk isteyene koşarak gelecektir. İsteyin... Sadece dileyin...
İyi pazarlar dileklerimle.
9 Kasım 2025 Pazar
İzmir