Sefine Manifestosu
Pazar Yazıları No: 045
Çok uzun yıllar önce, ölümünün son zamanlarına doğru 80li yaşlarındaki (inanılmaz güzel bir Balkan göçmeni kadını olan - akça pakça pamuk gibi beyaz tenli, masmavi cam gibi gözleri olan) anneannem, onu memlekete gidip ziyaret ettiğimde bana hiç aklımdan çıkmayan bir öğüt vermişti hatıralarını anlatırken sohbet arasında: "Ömür dediğimiz şey göz açıp kapayıncaya kadar geçip gidiyor. Halime bak, seksen yıl bitti, ne anladım bu hayattan, her yerim buruşuk, ne kaldı bizden geriye? Vaktinizin kıymetini bilin..."
Hiç unutmuyorum o gün ninem çocukluk anılarını anlatmıştı bana; 1915-18'lerde köyümüze gelen Yunan askerlerinin bisikletleri olduğundan bahsederek - "şeytan arabasına" biniyordu bazı gavur askerleri diye, hatta bazı meraklı Türk köy çocuklarını bu bisikletlerin selelerine ve gidonlarına bile bindirdiler diyerek ... Gülümseyerek hatırlıyorum şimdi bunları...
Zannederim ben o dönemde, bir yandan ODTÜ'de Dil Eğitimi masterı yapıyordum, bir yandan Bilkent Üniversitesi, Edebiyat Fakültesinde öğretim görevlisi olarak "Eleştirel Okuma ve Yazma" (Critical Reading and Writing) dersleri veriyordum fakültedeki bölümlerde, akşamları da bir özel dil okulunda Ankara bürokratlarına çeviri, test ve (İngilizce) yazma dersleri, bir yandan da felsefi yönü güçlü bir arkadaş grubu ile üst düzey metin analizleri okuma ve yazma buluşmaları yapıyor ve de diğer taraftan da evlenme niyeti arefesinin zihinsel yoğunluğu içinde geziniyordum zihnimin içinde. Kafam karmakarışık idi anlayacağınız...
O zamanki (25-30 yaş aralığına tekabül ediyor bu dönem) hayat gailesi ve heyûlâsı içinde; bu sözlerin ne kadar tesiri oldu; inanın hiç bilmiyorum... Galiba yeni yeni şimdi kavrıyorum bu sözlerin anlam bütünlüğünü...
Yazımın başlığı bunlarla ilgili. Zamana dair o kadar çok yazı; hatta o kadar çok şiir yazdım ki... Bu döngüsel (cyclical) mefhum içinde çizgisel (linear) ilerlemeye çalışıyoruz kendimizce...
İstemeden bindiğimiz (Bkz Kafernaum filmi) adına hayat dediğimiz bu gemide (sefine eski dilde gemi demek bu arada); en son sakin limana (son nefes limanı) varana kadar böyle de gidecek. Bizler dalgalar arasında bata çıka, tuzlu suları yuta yuta ilerliyoruz bakalım... Özetle hayat dediğimiz şey akıp gidiyor işte tıpkı yüzyıllar önce (1270ler) Yunus Emre'nin dediği gibi durumumuz:
Sular hep aktı geçti,
Kurudu vakti geçti.
Nice han, nice sultan
Tahtı bıraktı geçti.
Dünya bir penceredir
Her gelen baktı geçti.
Son iki mısra ise gerçekten de akla ziyan: Dünya bir penceredir / Her gelen baktı geçti... Büyük adamların büyük sözleri işte böyle güçlü ifade edilmiş.
Bugün simülasyon veya matriks diye bilimsel olarak anlamaya çalıştığımız şeyin en basit haliyle özetini yapmış halk ozanımız en basit dille üstelik: bakıp geçeceğimiz bir pencere bu hayat - o kadar işte; kim ne derse desin daha ötesi de yok gerçekten....
Ben de kendimce bir takım kararlar aldım. Zamanımı (verimli) kullanmaya dair. Bunu da hayata dair bir ontolojik derinleşme kaygısı taşımayan, umutsuzluğun kıyılarında gezen; inanç olarak konjektürel bağlamda deistleştirilmiş ve apolitize edilmiş yeni Z kuşağı tabiri ve aslında kendilerine bile hayrı olmayan ve de huzuru yoga da arayan boş aforizmacı yaşam koçu jargonu ile 777 diyerek söyleyeyim.
Yani aynı sosyal medya mecrasından 21 günlük detokslu niyetli diyet ile, fonda all-girls band Manifest müzik grubundan "yaşanacaksa yaşanacak" nidaları eşliğinde "manifestlemek" istedim; onlar, Latince kökenli 'manifestus' sözcüğünden türeme Marks'ın Komünist Manifestosu duymamıştır çünkü... Kısaca bende kendimce "hayat bildirgemi" sunuyorum buradan...
Küçükken bir radyo programı dinlemiştim. Orada şöyle bir hikaye vardı: Mahallenizde garip bir sistemi olan tuhaf bir banka açıldı diyelim ve size her gün harcamanız için karşılıksız 1440 TL / euro / dolar / gram altın vb veriyor ama tek bir şartla: bu miktarı o gün hemen harcamanız gerekiyor, biriktirmek veya iade etmeniz yasak zira ertesi gün tekrar sıfır hesap açılıyor ve yine size yeni bir 1440 TL vb daha veriliyor... Bir önceki gün hesabınıza yatırılan ve harcamayıp biriktirdiğiniz ve de ertesi güne aktarılan bir para yok çünkü. İster bunun yüz lirasını harcayın isterseniz 500 lirasını veya tamamını... Size kalmış. Ama ertesi sabah sıfır olacak ve yeni bir 1440 olacsk hesap hesabınızda...
Aslında 1440 rakamı günlük toplam dakika adedi. Basit matematik ile 24 saat × 60 dakika toplamı ediyor.
Bunun için artık bizden daha akıllı olan Yapay Zekaya şu detaylı soruyu sordum:
"1440 dakikalık bir günü uyku, iş, yemek yeme, kişisel zaman, spor, okuma, TV izleme, sosyal medya kullanım süresi, boşa akan zamanı dikkate alarak "projeleri ve kitap yazma hayalleri olan 55 yaşındaki bir adam için" daha verimli ve sağlıklı geçirecek şekilde bana her günümü sistemli bir biçimde rutin olarak sabahtan akşama kadar verimli kullanacağım beş - altı zaman kullanımı konusunda tavsiyede bulunabilir misin?"
İnanılmaz güzel bir program yaptı bana dakika dakika gerçekten. İçinde sosyal medyayı azaltan ve bana sağlıklı çözümler rutini sunan. İnanılmaz güzel sistemli bir günlük program yaptı sadece bana özel...
Sizde yukarıdaki cümleyi kendinize uygun hale getirip kes kopyala yapıp yapay zekaya bir sorun bakalım neler yazacak size, örneğin: 45 yaşında beş gün mesaide tam gün öğretmenlik yapan tek çocuk annesi dul bir kadın olarak? Veya 23 yaşında işletme mezunu ve bu sektörde iş arayan ve iş sınavlarına hazırlanan küçük şehirde yaşayan, sosyal hayatı sınırlı orta halli bir genç erkek olarak deyin mesela...
ChatGPT dakika dakika sizin için güzel güzel planlama yapıyor hiç endişeniz olmasın. Üçte birini hatta beşte birini bile yapsanız yine büyük kârdasınız. Yarın 1 Eylül pazartesi ve yılın son dört ayına giriyoruz... Hazan mevsimi öncesi güzel bir fresh adım olabilir...
Hadi birlikte uygulayalım şu beş altı küçük tavsiyeyi ve sefinemiz olan bu gemi son limana yanaşmadan evvel 1440 birimlik hayat manifestomuzu ilan edip, M. Luther King gibi biz de kişisel mabedimizin görünür bir duvarına çakıp asalım. Ne dersiniz?
Iyi pazarlar dileklerimle.
31 Ağustos 2025