Ana içeriğe atla

Ne Kadar Seviyorsun Beni?

Ne Kadar Seviyorsun Beni? 


Oturuyorlardı kanepede...

Kadının omzu dokundu önce 

Sonra başını koydu göğsüne.

Saçları uçuştu adamın yüzünde...


Baktı adamın yüzüne 

Sevgiyle ve şefkatle...

Gülümseyerek sordu,

Işıldayan gözleriyle:


Beni ne kadar seviyorsun?


Adam bir an duraksadı önce. 

Derin bir nefes aldı sonra 

Gözleri daldı derinlere.

Ve başladı sözlerine:


Zannederim tuz kadar, 

Dedi önce kendinden gayet emin

Ve üstelik de sakin bir biçimde:

Tuz kadar dedi yine - tebessüm ile:


Kadın baktı gözünün ucuyla 

Nasıl yani - bu kadar mı dercesine?

Yemeğe atılmamış ekmeğe katılmamış 

Tuz taneleri kadar seviyorum ben seni...


Bazen de kuytu bir korulukta 

Akan dingin bir dere şırıltısı gibi

Sakin, sessiz ama o ormana 

Bir hayat bahşedercesine... 


Kimi zaman da bir bulut kadar

Seviyorum seni; bembeyaz pamuk gibi

Yazın beni serinleten bir kurtarıcı 

Mesih gibi; gölgeni üstüme serince...


Bazen de hafif esen bir rüzgar gibi

Seviyorum seni; dokunup geçiyorsun 

Tenime, bedenime ve sızıyor esintin

Ta içime, kalbime ve en derinlere...


Kimi zaman çok özlüyorum seni

Yağmuru bekleyen çorak toprak misali 

Ya da hediyesini telaşla bekleyen

Sabırsız bir çocukluk benimkisi


Nasıl desem bilemedim ki

Ne ile ölçsem de sevgimi,

Sana gösterebilsem 

Seni ne çok sevdiğimi!


Bazen suya geri atılmış 

Küçük parlak bir balık gibi

Yeniden keşfetmek için seni

Koca okyanusta bir damla misali...


Bazen açken fırından gelen 

Somun ekmeklerden yükselen 

Buhar gibi seviyorum seni

Hani kokusunu bile duymanın yettiği 


Biliyorsun çok seviyorum seni

Yeni doğmuş bir bebeğin 

Ailesine verdiği mutluluk gibi

Tertemiz, masum ve çok sevimli...


Sadece bedenini ve tenini 

Sevemem ki; bunlar - gelip geçici 

Öyle derin seviyorum ki seni

Saniyeler bile sanki bir yıl gibi...


Sıcacıktı kadının gülümsemesi

Koydu elini adamın göğsüne  

Parmakları gezindi teninde

Yasladı başını omzuna - sessizce


Minik bir öpücük kondurdu 

Adamın yorgun tenine  

Hissetti boynunda dudakları ile

Can damarlarını - dinledi kalbini


Sakin ve sessizce

Çok seviyorum seni 

Varlığını hissettikçe 

Ömrüm yettikçe, 


Seveceğim ben de ...


Nevfel Baytar 

27 Ekim 2025

Ankara











Bu blogdaki popüler yayınlar

"Aile" Kavramı Üzerine

"Aile" Kavramı Üzerine Yıllar yıllar önce Bilkent Üniversitesi Edebiyat Fakültesine bağlı olarak, (Faculty of Humanities and Letters), bölüm öğrencilerine "Eleştirel Okuma ve Etkili Sunum" dersleri vermekteydim.  Öğrencilere bir konuyu inceler ve irdelerken, "Socratic Questioning" (ard arda sorular sorarak konunun farklı yönlerini derinleşme denebilir bu kavrama...) denen yöntem ile onları verilen konuyu algılamaya ve farklı cihetlerden ve perspektiflerden konunun "olası farklı yönlerine" bakmaya ve "farklılıkların farkında olmalarını kavratmaya" çalışıyorduk kendi çapımızda.  Bu ders daha sonraki akademik, mesleki ve yöneticilik hayatımda çok ama çok işime yaradı. Yazı yazarken de faydasını gördüm. Özetle öğrendiğim şey basitçe şu oldu: "Her konunun farklı yüzleri ve boyutları olabilir; tek bir cihetten konuya bakmak sığlıktır; zira hayat böyle akmaz, empati de yapmak gerekir..." Ülkenin durumunun farkındasınız. C...

Masal

Masal ... Neden olsun isteriz, Masallardaki aşklar gerçek? Mutlu gülüşler sonsuz, Birliktelikler, sorunsuz? ... Niye çok isteriz hep? O da beni - benim kadar, Ve hatta benden de çok... Daha da çok sevsin diye? ... Nedir karşılıksız aşkları; Bu kadar değerli ve unutulmaz, Kavuşulan aşkları ise sıradan yapan? Nedir aşkı, maşuktan bile kopartan? ... Niye bekleriz hep, tutkuyla sevip de, Karşılık bulamadığımız aşklar; Önümüzde serpilip büyüsün diye, Bilerek ve beyhude bir çırpınış ile? ... Neden çok sevilen anlamaz, Sevildiğini ve değer verildiğini? Bu güzel masalın her harfinin Bizzat kendisi için; yazılıp, çizildiğini?  ... Neden küçümsenir ki sevenin sevgisi? Niye görülmez bülbüle yâr olan gül bahçesi? Niçin hep bir inat, hep bir tafra yüceltir, Ve daha değerli kılar, yarım bırakılan sevgiyi? ... Karşılık almadan sevebilmek, Ne kadar da ilahi ve yücedir, halbuki... Kim, neden heba eder ki aşığının sevgisini? Ve rehberi yapar boş yere kendi ümitsizliğini? ... Sen de biliy...

Bir Pazar Kahvaltısı

Bir Pazar Kahvaltısı  Pazar Yazıları No: 027 Bugün güzel pırıl pırıl ama kasvetli bir Pazar sabahı Ankara'da. Hava açacak birazdan biliyorum. Yeni başlayacak olan yoğun bir haftanın habercisi bugün.  Tatilin son günü. Sabahın erken saatlerinde üniversite sınavına hazırlık koşturmacasına başlayan oğlumu dershanesine bıraktım ve bir U dönüşü ile hemen eve geri döndüm.  Balkonumdan kızıllı morlu yapraklı rengarenk ağaçların kümelendiği yemyeşil koruluğa şöyle bir baktım. Önümde uzanan suni uydukentin yüksek binalarının arasında, karşımdaki tepede göğe yükselen mimari harikası şadırvanlı ve dört minareli cami külliyesine selam verdim uzaktan...  Sonra bir gün önceki sağanak yağmur sonrası gelen tertemiz havayı ciğerlerime çektim. Balkondaki raflarda rengarenk saksılara dizilmiş bitap düşmüş çiçeklerime baktım. Yeniden canlanmaya ihtiyaçları vardı. "Benim gibiler..." diye geçirdim içimden. Kaderdaşlarım benim... Soğuk ve karlı bir Ankara Mart'ında bilmem kaçın...