Ana içeriğe atla

Neden Sen?

Neden Sen?


Neden sen? 

Diye sordu adam...

Merak içinde;

Kendi kendine 


Nedir beni sende 

Bu kadar çeken? 

Beni - seninle eriten

Ve varlığıyla keyif veren?


Nedir acaba?

Diye tekrar sordu kendine:

Sende kaybolup gitmeme

Sebep olan bunca neden?


Gözlerim mi?

Diye sordu kadın,

Belki de tenim?

Hoştur kokum benim...


Saçlarımı da güzeldir;

Ellerimi de beğenirim...

Üstelik yakışır bana

Giydiğim her kıyafetim...


Belki de en çok

Ten rengimdir sevdiğin?

Bir tapınak gibidir 

Benim bedenim...


Ya da buldum galiba! 

Öpmeye doyamadığın

En mahrem yerlerim?

Cevabın bu, zannederim?


Çok üzgünüm güzelim, 

Hepsi doğru; ama bilemedin! 

F şıkkı aslında seni sevme nedenim...

Yani hem hepsi; hem de hiç biri, derim...


İnan; çok - ama çok - güzelsin...

İçten tatlı gülüşün, dişlerin ve ellerin

Hele kokun; bir de üstüne sarhoş edici tenin...

Galiba benim cevabım bunlardan çok daha derin:


Huzur aradım ben:  

Sadece sükunet idi istediğim; 

Belki de sakin bir liman idi

Fırtınalardan sonra beklediğim. 


Hep ruhum onun koynunda; 

Sakince dinlensin istedim...

Sessizce yanına sokulup 

Varlığınla dinlenmeyi özledim...


Bir 'yuva' idi istediğim; 

Birlikte yemekler yapıp

Beraberce gülüp, eğlendiğim;

Pike altında sıcacık filmler izlediğim...


Bir demli çay demleyip 

Sonra Türk kahvesi içtiğim

Zeytin yağına taze ekmek banıp;

Pencereden yağmuru izlediğim...


O sahil kasabasında yürürken 

Elini avcumda sıcacık hissettiğim 

Sokaklarda dondurma yerken

Yol boyunca sohbetler edebildiğim...


Bir sözdü sadece beklediğim:

"Seni hep çok seveceğim" 

Iyi geldin kız sen bana!

Ben de seni üzmeyeceğim...


Başımı her koyduğumda göğsüne: 

İşte buldum tamam budur istediğim! 

Meğer bu anı ne kadar çok beklemişim...

Bil ki sen ruhuma çok iyi geldin, şifa getirdin...


Yapbozun eksik son parçası imiş;

En başından beri beklediğim. 

Dindi artık yangın yeri yüreğim. 

Şimdi olgunlaştı; sakinledi kalbim;


Artık ben seninim; 

İsterim seninle geçsin 

Gelecekteki güzel günlerim...

Seviyorum seni benim güzelim...


Nevfel Baytar 

19 Ekim 2025

Ankara














Bu blogdaki popüler yayınlar

"Aile" Kavramı Üzerine

"Aile" Kavramı Üzerine Yıllar yıllar önce Bilkent Üniversitesi Edebiyat Fakültesine bağlı olarak, (Faculty of Humanities and Letters), bölüm öğrencilerine "Eleştirel Okuma ve Etkili Sunum" dersleri vermekteydim.  Öğrencilere bir konuyu inceler ve irdelerken, "Socratic Questioning" (ard arda sorular sorarak konunun farklı yönlerini derinleşme denebilir bu kavrama...) denen yöntem ile onları verilen konuyu algılamaya ve farklı cihetlerden ve perspektiflerden konunun "olası farklı yönlerine" bakmaya ve "farklılıkların farkında olmalarını kavratmaya" çalışıyorduk kendi çapımızda.  Bu ders daha sonraki akademik, mesleki ve yöneticilik hayatımda çok ama çok işime yaradı. Yazı yazarken de faydasını gördüm. Özetle öğrendiğim şey basitçe şu oldu: "Her konunun farklı yüzleri ve boyutları olabilir; tek bir cihetten konuya bakmak sığlıktır; zira hayat böyle akmaz, empati de yapmak gerekir..." Ülkenin durumunun farkındasınız. C...

Kaybolan Nesil için Ağıt

Pazar Yazıları No: 062 Kaybolan Nesil için Ağıt ​"A Requiem for a Lost Generation" Uzun süredir yazı yazmaktan imtina ediyordum. Aslında her hafta konular hazırdı aklımda. Pek çok güzel konu ve şiirler uçuşuyordu zihnimde. Nedense hep son anda vaz geçip yazmadım haftalarca.  Hatta bir ara 'Eat, Pray and Love' romanında geçen bir cümle vardı Italyan hayat felsefesini yansıtan "dolce far niente" (the sweetness of doing nothing") yani özetle: Hayatın koşturmacasından uzaklaşıp çabasızca zaman geçirmenin keyfini sürme konusu aklımda idi. "Ignorance is bliss" tadında idi vaz geçtim... Hayalim ise: bir sahil kasabasında kumsala bakıp dalgaları izlemek veya bir parkta öylesine oturmak ve boş hayallere dalmak gibi amaçsız işler peşinde koşmaktı ve üstelik niyetim de bunu yeni aldığım Moka Pot'umda yaptığım filtre kahve eşliğinde yapmanın tadından bahsetmek idi internetten İngilizlerin 'picturesque' (tablo gibi) dedikleri Amalfi...

Kalbin Anahtarı

Kalbin Anahtarı  Kilitledim kalbimi Tek anahtarı elimde... Açıldım bir tekneyle  Dalgalı engin denizlere... İlerledim pupa yelken Köpüklü dalgalar peşimde;  Bir koy aradım önce  Yakamozlar eşliğinde  Durdum bir adanın Kuytuluk gölgesinde. Tan vaktiydi zaman: Hayat yeni güne gebe...   Ustarmaçada çırpıntı sesleri  Minik balıklar sabah gezmesinde... Çapayı bıraktım derine; sakince. Kaloma mesafesince gitti en dibe... Sustu zincir şakırtıları  Ellerim küpeştede  Kemereye dokundum Sıcacıktı anahtar elimde... Son kez baktım  Kalbimin kilidine Ve fırlattım anahtarını Alabildiğince ötelere... Süzüldü havada önce... Suda halkalar oluştu  Peş peşe ve sonra Kayboldu anahtar  Sonsuz mavilikte... Durdu zaman Duruldu mekan Hemhal oldu  Ezel ve ebed İşte o an... Süzülen bir martı kadar Özgürdü artık yüreğim  Yok bir bekleyenim; Ne de beklediğim.. Gönlüm dingin  Gönlüm müebbette  Huzur içindeyim Kalbim emin ell...